DAİRE ÇİZMEK,
Bugünkü rotamın planı tepe noktası Üçpınar olan bir daire çizmekti. Her yıl bisiklet mevsimi geldiğinde ilk ve sonbaharda bu rotayı iki defa mutlaka geçerim. Evden çıktığımda saat 13.00’tü trafiği bir an önce geçebilmek için o sokak bu sokak dolanıp durdum Hatuniye Camisi’nden aşağıya doğru istasyon stadyum derken terminale vardım.
Bu defa fosforlu yeleğimi de giymiştim. Gediz köprüsünde durup Gedizin perişan haline baktım, acıdım, bu kötü görüntüyü anılarıma gömmek için fotoğrafladım. İnce bir dere gibi kalmış yatağını söğüt ağaçları mesken tutmuş iki kenarı içi yemyeşil olmuş kirli ve durgun suyu kapkaraydı.
Shell akaryakıt istasyonundaki ışıklardan Gülbahçe yoluna saptım. Bozuk asfalttan Üçpınar Tilkiköy istikametine giden yola çıktım. Gelen geçen araç şehir trafiğini aratmazdı.
Evden çıktığımda hava kapalıydı. Hava durumu yağmur ihtimalini zayıf gösteriyordu ama tepemdeki kara yağmur bulutları ha yağdı ha yağacak gibiydi. Bastırırsa, sığınacak yer gözlüyordum. Aslında uzun zaman şöyle bi adam gibi ıslanmamıştım. Özlemiş arzumla içim, ıslan Azmi derken, dışım yola yeni çıkmışım ıslak kıyafetlerle nasıl giderim, ıslanmak istemenin sırası değil diyordum. Bulutta benim gibi kararsız ıslanacak mısın ıslanmayacak mısın der gibi bir güneşi gösteriyor bi kendi kapkara haliyle tepeme çöküyordu. Şenaylar çırçıra sığınırım diye düşündüğüm yapıları çoktan geçmiştim. Mısırları biçip kamyonlara yükleyen makinalar tozu dumana katarak çalışıyorlar onlar yağmurdan korkmuyor mahsüle yazık olacak diye ben iki parça üst baştan mı korkacağım diyerek basıyordum pedala.
Hem basıyor hem çeşit çeşit düşünceleri arkadaş yapıp onlarla konuşuyordum. Rahmetli anacığım da; bağbozumunda sergide üzüm sererken aklına ne gelirse anlatır çok konuşurdu, bu konuşmaları onun yorgunluğunu alır koca gün yorulmadan, yardım eden çok kişi olmasına rağmen özenle, koca bağın üzümlerini sererdi. Anamdan kalmış olmalı pedallarken içimden konuşmalarım beni yormuyordu.
Çamköy’ün alt tarafında Üçpınar yolu üzerinde yeni bir yerleşim kendiliğinden oluştu. Adını da Yeni Çamköy koyuverdiler. İsim vermekte de tembeliz. O bölgenin bi çiftlik ağası, beyi, hayırseveri, mutlaka vardır onun adını verin bari de yakıştırma olmasın ne o ‘Yeni Çamköy.’ Dört katlı binası bile var dördüncü katının pencereleri kemerli bir anlamı vardır elbette biliyorum ama emin olmadığım için yakıştırmayayım.
Üçpınar’a yaklaşmıştım. Önümdeki tepeciğin en tepesine bir ev yapmışlar olmazsa olmazı iki kat ve düz teras köylere yapılan yeni binalar. Teras, manzara seyirliği bi teleskopu eksik. Pencereler hırsız korkusundan mazgal deliği gibi, arap kızı camdan bakıyor misali bakmak istediğinde bir başkası yanına gelip bakamaz. Hilafsız böyle evler. Köyün kenarından köye girmeden Gülbahçe’ye gidilen yola döndüğümde Manisa Büyükşehir Belediyesinin yaptığı beton yola girmiş oldum. Jilet gibi kayıyor bisiklet. Gülbahçe’de mola verir kahvede bir çay içerim diye düşünürken güneş kendini göstermişti.
Gülbahçe Köyü’ne girdim, kahve sokağına döndüm, bisikleti önündeki Çam ağacına dayayıp Selamün Aleyküm selam verdim. Üstü kapalı terasta sağlı sollu iki büyük masa etraflarında üç bi yanda, iki bi yanda köylüler oturuyor. Artık kimin köylü kimin şehirli olduğu belli değil. Şehirden gelip haftasonu evlerinde oturanlara ne denir bilemiyorum. Köykentli denilebilir. Benim masalarında oturduklarım köylü, diğer masa, politikada ver yansın edenler, köykentlilerdi. İki tarafta maşallah bi konuşkan ne, nereden geldiği mi? Ne, koca adamsın evinde otursana diyeni, ne de, “Eee de bakam nere gidiyon” diyeni vardı. Çay katran karası, içmesem zaten, züppe kafada kask elde eldiven çayımızı da beğenmedi ukalalığı ile arkama dedikodu bırakmayayım diyerek çay bardağını boş bıraktım.
Köyün çıkışında eski muhtar Vildan hanımın evinin önünden geçerken gözüm aradı, demir kapısı kapalı uzun zamandır kapalı, İstanbul’a kardeşinin yanına gitmişti. O muhtar ben başkan yardımcısıyken bozuk, toprak olan birkaç yoluna beton parke vermiştik. Bir bahar hafta sonu davet etti. İki aile gitmiş, köyün parkında düzenlediği “Baharı Karşılıyoruz” eğlencesine katılmıştık. Eşi köy enstitüsü öğretmeniydi. O geleneği yaşamıştık. O haftasonu anılarını köyde bırakmıştım. Büyükşehir olunca buralar mahalle oldu!
Celal Bayar Kampüsüne yaklaşırken soluklandığım Kocaman Çitlembik ağacının altında durdum. Yanımda taşıdığım elmayı yeme zamanı gelmişti. Çoktandır ısırarak elma yememişim, suları elimin kenarından bileklerime gelmişti ne lezzetliymiş meğer. Kabuğunu soyup dilinceye kadar hemen yemezsen kararıyor haliyle, elde çatal diğer elde peçete. İşte bu yüzden hasta oluyoruz doğal yemediğimiz gibi doğal yaşamıyoruz. Koyu gölgenin altında sessizliğin içinde ısırık haşırtısı Çitlebiğin yaprak hışırtısını bastırıyordu.


Yokuşu tırmanıp Bağyolu’na vardım. Köye girmenle çıkman bir oluyor. İçinden geçilen köyleri seviyorum. Tezek kokuları, çınarlı meydanı, basık minaresiyle kırma çatılı camisi, selam vereceğin köylüler, peşine takılan köpekler, toprağa belenmiş köylü çocuklar, derme çatma kerpiç duvarlı çamur sıvalı beyaz kireç badanalı köy kahvesi, gülen insanlar özgün şiveli konuşmalar, takılmalar, çay ısmarlamalar.
CBÜ kampüs giriş kavşağından döndüğümde daireyi kapatacak duruma gelmiştim. Gücüm, keyfim yerinde, Menemen yolu üst geçidinden Menemen istikametine döndüm. Rüzgarın ne yönden geldiğini yol boyunca bir türlü anlayamadım hangi yöne dönsem rüzgar karşımdan geliyordu sanki.
(“Hangi yöne dönsem karşımdasın.
Sen benim vazgeçilmez yanımsın.
İç sızısı değil bu yangınımsın,
Söndürme bırak böyle kalsın.”
Dörtlemem mi keyfimi?)
Kamyonlardan sakınırken koruma bantı sığınmama yetiyordu. Sakınarak bi ara sol tarafıma baktığımda “Aman tanrım” bir de ne göreyim. Tokiler. Ne dağ kalmış ne vadi, ne ağaç kalmış ne bir bitki. Kule vinçler fırıldak gibi her dönüşünde bir kat koyuyordu birbirinin üstüne. Yeni yapılan imar planı buralara kadar gelmişti hatta arıtma yeri bile tespit edilmişti.
Akgedik Kavşağı’ndan döndüm tokilere, oradan değirmen boğazı, gürle yolu, kayapınar derken, OSB İzmir yönü kavşağından döndüm Manisa’ya. Ana yol kenarından bastım pedala yorgunluk ne ki, uçuyorum sanki.
Öyle böyle daireyi tamamladığımda evin önündeydim. Derin bir “Oh” tan sonra 56 kilometredeydim.
Yorumlar kapatıldı.