YETTİ GARİ
Kimin eli kimin cebinde, kim kimden olmuş, sonunda kardeş çıkan sevgili, hayal bile (edepten) edilemeyen dizileri. Mafya artıkları, zampara bozuntuları kocalar, abuk sabuk aşık olmacalar, sevgili bulan atmacalar, sevgili avında evli kadınlar. Ailecek çoluk çocuk ağızlar açık, buğday ambarında sananlar.
Dizi saatinden önce çok önemliymiş gibi: Çin’de ki araba çarpışmaları, Meksikada ki soyguncular, Arabistan’da ki goygoycular, ABD’de siyahları öldüren polisler ile haber yerine geçen vurdu kırdı, çaldı çırptı, üçüncü sayfa haberleriyle kendini dev aynasında görüpte sokağa fırlayanlar, sokağa da değil Manolya Meydanına çat çat silah, yaralanmalar, vurulmalar. Arabadan satırla inenler, meydanlarda döner bıçağı sallayanlar.
İfade,
Adli kontrol.
Sonra da salınanlar.
Domates biber soğan patatesten gına, bedava verseler yenmeyecek hale geldi. Her akşam kimin eli kimin cebinde dizilerinden önce, ya alıştırmalar fragmanlar. peynir kuşbaşı, kıyma yetmezmiş onu bunu kıydı kasap bıçağıyla doğradı. Polise, 60 tane mermi kovanlarını toplamakla temizlik görevi düştü.
Yetti gari.
Nesini söyleyim canım efendim
Gayrı düzen tutmaz telimiz bizim
Arzuhal eylesem deftere sığmaz
Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim.
Sefil ireçberin yüzü soğuktur
Yıl perhiz tutmuş içi koğuktur
İneği davarı iki tavuktur
Bundan gayrı yoktur malımız bizim.
Benim bu gidişe aklım ermiyor
Fukara hâlini kimse sormuyor
Padişah sikkesi selâm vermiyor
Kefensiz kalacak ölümüz bizim.
Tahsildar da çıkmış köyleri gezer
Elinde kamçısı fâkiri ezer
Yorganı döşeği mezatta gezer
Hasırdan serilir çulumuz bizim.
Serdari halimiz böyle n’olacak
Kısa çöp uzundan hakkın alacak
Mamurlar yıkılıp viran olacak
Akibet dağılır ilimiz bizim.
Oysa:
Adele’yi dinlerim hem de kapı baca kapalı, müzik topu patlarcasına ardına kadar.
Mark Anthony ile aklımı alır anılara giderim.
Leonard Cohen, çatallı sesiyle fötr şapkasıyla büyükbabamı hatırlatsa da, âmâ Al Pacino’nun Kadın Kokusu’ndaki tangosuna hayran kalırım.
Jennifer Rush haykırırcasına söyler “The Power Of The Love.”
Dinlemeyeli seneler oldu, yıllarrrr oldu, bunları. Aklıma bile gelmiyor, seçim geçim haberleri.
Oysa en yakın dostlarımdı, Balzac, Dostoyevski, Puşkin, Çehov, arkadaştım kahramanlarıyla. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehriyle Manisa’da ki ‘Kırmızı Köprü’yü yazmıştım.
Yağlıboya resim heyecanım Yıldızlı Gecelerin Van Gogh’u. Beraber yazmıştık kardeşi Teo’ya mektupları. Empresyonizmi öğrenmiştim baharımda, baharı tuvale noktalayan Monet’le.
Yetti gari.
Soğan patatesle geçen avuntulu hayatlar.
Oysa unutturulan bambaşka dünyalar.
Siyasetin ayağa düştüğü makaracılar.
Haysiyet kalmamış, şereflerinin yerlerde süründüğü insanlar.
Öpmedikleri el etek kalmamış, makama kapılanlar.
Arzuhal eylense deftere sığmazlar.
Yetti gari:
Lafla uzaya değil, icraatla uzağa gidelim, hem de uçarak.
Anca yetişiriz.
Yorumlar kapatıldı.