İçeriğe geç

BÜYÜK AĞABEYİM

05/01/2024

İki ağabeyim olduğundan küçüklüğümde ismen hitap etmem büyük ağabeyim küçük ağabeyim diye seslenirdim. Çok saygılıydım kendilerine kavga ettiğimizi onların da aralarında az yaş farkına rağmen kavga ettiklerini hiç hatırlamam etmezlerdi zaten. Annemin tembihi, babamın terbiyesinden olsa gerek. Annem kontrolu hiç bırakmaz dersimizden yemeğimize temizlikten temiz giyinmemize saygı sevgi göstermemize büyüklere saygılı olmamıza kadar. Evimiz ayrı mektep eğitim için gittiğimiz Muratgermen ayrı mektepti. Babamın mektebi ise: Sosyal ilişki, dostlukların pekişmesi, hal hatır sorulmalardan gayrı dostların aranması ziyaret edilmesi, dürüstlük, hak hukuk, terbiye, aza kanaat çoğa bereket gözüyle bakılması. Küçüğü, muhtacı gözetme, büyüğe saygı yardıma gitme. Bu gibi insanî ilişki ve dış dünya yaşantısının bizim için mektepti  babamın yaşantısı. 

Küçük ağabeyim pandeminin tetiklediği karaciğer hastalığından Nisan ayının ikisinde 2020 yılında hak’ka yürüdü. Allah rahmet eylesin.

Babam, annem, küçük ağabeyim. İlk ailemizden ben ve büyük ağabeyim iki kişi kalmıştık. Alirıza ağabeyim öğretmen emeklisiydi. Eğitimi, yaşamı, hak hukuk gözetimi, saygı, sevgi gibi insanî hasletleri ile öğrencilerine, yakın toplumuna örnek bir insandı. Aile apartmanımızda altlı üstlü oturur yazlığımız Foça’daydı.

Çeşme’deki yazlığını gelip gitmesi zor diyerek satıp Yenifoça’dan yazlık ev almıştı. Alırken beraber gittik yazlığına sen de al Manisa yakın, havası güzel, temiz, diye diye Yenifoça’dan bana da yazlık ev aldırmıştı. O Nisan sonu Mayıs başı gibi yazlığa gider kırağılar düştüğünde Manisa’ya dönerdi.

Onun elektrikli motosikleti benim bisikletim vardı. Evden deniz kıyısına komşusu Metin beyle inerler çaylarını söylemeden önce o gün ben de Foça’daysam çağırırdı beni “Hadi gel birader çaya.” Der bisikletimle gider sohbete iştirak ederdim. Çay içtiğimiz otelin bahçesinden kalkışımız saat, tam 12.00’ydi. Komşusu Metin Bey Karşıyakalı ziraat mühendisliğinden emekliydi. Emeklilerin saatleri önemlidir. Programlıdır vakitleri. Yeme içme zamanları ilaç alma zamanlarından kaynaklı olmalıydı herhalde. 

Denizden gelen esintinin serinliğinde, palmiyelerin yarı gölgesindeki masamızda çaylarımızı yudumlarken, emekliler ne anlatır; eski hayatını, hikayeleri, anılarını, birimiz bırakır diğerimiz anlatır. Ben biraz daha güncel hayatın içinde olduğumdan olmuş bitmişten ziyade olan biteni anlatırdım.

Bu sohbetler bir rutin halindeydi sabah 10’da başlar 12’ye kadar iki saatte altını üstüne getirirdik muhabbetin. Ertesi gününü iple çekerdik. Cuma günleri camiye yakın Saklı Bahçe denen büyük dut ağacının gölgelediği kahvehanenin iç bahçesinde otururduk. Cumadan sonra kısa bir çay molasından sonra öğle yemeğini geçiktirmemek için yol üzerindeki fırından ekmek alır evlere dağılırdık.

Çok severdi Foça’yı. Çok zaman beraber olurduk deniz kıyısı sohbetlerinden gayrı bizim bahçede oturur İnci’ye bişey getirme içmiycem yemiycem diye tebihler ama İnci “Bak bunu yeni yaptım bu limonatıyı. Bu Reyhan şerbetini deyip masaya koyar, yanında atıştırmalığı eksik etmezdi. O da çoğu zaman uğradığı marketten ya dondurma ya atıştırmalık getirir eksiklenmezdi. Öyle bir huyu vardı, onun için, mutlaka her şeyin bir karşılığını olmalıydı. 

İlk karın ağrısıyla başladı hastalığı. Doktora gidelim dememe rağmen geçer geçer dedi. Geçmeyen ağrılarından sonra yengem bir sabah ağabeyini doktora götürelim demesiyle doktor ve hastane maceramız başladı. O güne kadar, 82 yaşındaydı hastane yolu bilmezdi. Ama çare aramak için her doktora her hastaneye gittik. Kolon ameliyatı oldu. Yoğun bakımdan odaya çıktık. Ertesi günü çıkaralım sizi dedi doktor. Ertesi günü çıkmayı beklerken kalp ritmi bozuldu, yoğun bakıma aldılar, nefes darlığı çiğerlerini zorluyordu oksijene bağladılar. İnci hergün hastaneye gidip başında bekliyor ama o konuşamadığı gibi ağırlaşıyor aşağı doğru gidiyordu. Hergün uğradığımız çoğu zaman uykuda olduğu yoğun bakım ziyaretlerinin onuncu gününde yengemle gittiğimizde uyanık halde karşıladı bizi. Ağzında hortum olduğu için konuşamıyor gözleriyle anlaşıyorduk, ama, durumu hiç de iyi değildi. Yarın yine geliriz deyip ayrıldık. Yarım saat sonra hastaneden aradılar. “Gelebilir misiniz?” Gittiğimizde morga kaldırmışlardı. 

02.10.2023 günü öğle namazında evimizin arkasındaki İbrahim Çelebi Camisi’nden kaldırdık. 2018 annem, 2020 Küçük Ağabeyim Zeki ve Büyük Ağabeyim Ali Rıza. 1942 doğumluydu. İkinci Dünya Savaşından önce doğmuş. Yokluk yılları derler bu yıllara. Dedem. Babannem, hep birlikte yaşıyorlarmış. 44’te Zeki, 50’de ben gelmişim bu aileye.

Son gelen dona kalır diye bi tabir vardır çocuk oyunlarında. Donup kalmadım ama donuklaştım. Herbirinin anısı geliyor aklıma, simaları gözüme, sesleri kulağıma, hep birlikte yaşıyoruz gibiyim. 

Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun.

From → AZMİ AÇIKDİL

Yorumlar kapatıldı.