YAĞMURU BİLE BİLE TURA ÇIKMAK
Günlerden Cumartesi. Ne yapılır? İstirahat, geçen haftanın muhasebesi, ve gelecek haftanın programı ve bu haftadan sarkanların bitirilme planları yapılır. Hava yağmur gösteriyor koca gece bardaktan boşanırcasına yağdı zaten. Pijama terlik bu deyime bir de Netflix eklendi. Aç bir film gelsin çaylar gitsin kahveler öğleden sonra meyva, çerez, keyif.
Böyle yapacaktım. Torun, neymiş ağacın meyvesiymiş asmanın bağın nefergesiymiş, yaşlılığın olmazsa olmazıymış. Bulutların arasından güneş biraz yüzünü gösterdi, hava tahminini yapan çoban edasıyla pencereden, gökyüzüne baktım deniz mavisi, dalga köpüğünü andıran beyaz bulutlar var. Benim kehanetim, yağmaz, akşam yağdı ya, hızını almıştır. “Gel bisiklet binelim, Emiralem’e gideriz” dedim. Ağacın meyvesine. Dünden hazır “Nereye gideceğiz?” “Burdan terminale, Gediz Köprüsünden geçip Güzelköy yoluna döneceğiz, ordan Üçpınar’da Mustafa’da köfte yer tura devam ederiz. Yağmur yağacak olursa yolda köyler var, sığınacak yer çok. Emiralem’den vazgeçelim. Bu tarafa gidelim. Bağyolu, Muradiye, Karaali yaparız.” “Ben giyinmeye gidiyorum dede.” “Ben de.”
Yağmur yağar mağar yağmurluk al Alperen’e verirsin bir de rüzgarlık gerekirse Alperen giyer. Benim üstüm iyi.
Trafikten bir an önce kurtulmak için şehrin merkezinde hızlı hızlı pedalladık. Bugün de trtafiğe acemiler çıkmış, çıkmışta bize mi denk geldi. Önümüzde gitmek bilmiyorlar, park etmiş araçlar ile bu gidemeyenlerin arasından Kız Enstitüsü, Doğumevi, Eski Devlet Hastanesi, Eski Askeri Hastane (şimdi İl Kültür Müdürlüğü) 19 Mayıs Stadyumu. Sümerbankın önüne geldik. Yavaşladık. Bu tarif ettiğim noktalardaki yapıların Sümerbank hariç hepsi koruma altında. Yıkılıp yok olaydı güzergahı nasıl anlatırdım size. Bunlar bir kentin Manisa’nın hafızası, belleği. Alperen’in babası bu Doğumevinde doğdu. Ben annem babamın tedavileri, benim beyin ameliyatımla hayata tekrar döndüğüm Devlet Hastanesi. Tüm manisa’lılar buralardan bir vesile ile gelip geçmiştir. İyi kötü ama, hayatlarında yer eden anıları vardır.
Stadyumda 19 Mayıs Gençlik Spor Bayramında Bayrak sallamış, jimnastik yapmış, spor hareketlerine katılmıştır. Sümerbank. Mesaiyi bildiren siren sesi birçok Manisa’lının kulaklarında hala çınlamaktadır. Önünden geçerken harabeye dönmüş metruk giriş kapısının arkasındaki idare binası ve önünde dalgalanan Bayrak gözlerimin önüne geldi. Neymiş makineler eskimiş artık askeri kıyafetler postalları yapan firmalar varmış. Eeee? Yıkalım. Satalım. (Bkz.Sümerbank Manisa Pamuklu Mensucat Fabrikası)
MANİSA SÜMERBANK PAMUKLU MENSUCAT FABRİKASI
Yaa Sümerbank deyince Mustafa Kemal Atatürk’ü hatırlamamak mümkün mü?
Anıları ardımızda bıraktık. Gediz Köprüsü’nün üzerindeydik altımızda Gediz. Akmaya çalışıyor, adacıkların arasında bataklık görünümünde. DSİ’nin bu adacıkları temizlemesi lazım suyunu kirlettik bari yatağını temiz tutalım da Gedizim rahat uyusun.
Güzelköy’ün yoluna girmeden kanal boyundaki yola sağa saptık. Bok kokusundan geçilmiyor. Baflarımızla burnumuzu örttük. Aaa bir de bu pisliğe, kokudan geçilmeyen bu bok kanalına bakan ev mi motel mi, ne haltsa yeni iki katlı tesis yapılmış. Hayret ne pencere açılır ne kapısı, bacanın bile tıkanması gerekir. Ama ne manzara ne manzara???
Tilki Süleymaniye yoluna girdik, havayı gözlüyorum çaktırmadan, hava hala açık yağmur gözükmüyor Üçpınar yoluna saptık. Şenaylar Çırçır Fabrikası gözüküyor uzaktan. Oradaki köpekler saldırabilir temkinli ol bu tarafa geç dedim. Yaklaştığımızda birisi yeni yemek vermiş onu yiyorlardı, şöyle bir başlarını kaldırdılar yemeye devam. Atlatmıştık.
Uzakların gökyüzü, griden karaya dönmeye başlamıştı. Yağmur önümüzde gidiyor yollar ıslaktı, su birikintilerinden yeni yağdığı belli oluyordu. “Şuralarda bir evimiz olsa” dedi Alperen. “Yaa olur inşallah.”
Üçpınar’a girdik. Üçpınar’ın adı eskilerde Eğri Köy’dü. Çocukluğumun akraba ziyaretini yaptığımız bir köydü. Kemal Çamlıoğlu’nun babası Hakkı Dayımız, Tarım Kredi Kooperatif Müdürüydü. Arnavutluktan akrabamız. Dedemler Arnavutluktan ata toprağından Anavatana göçtüklerinde ilk buraya yerleştirmişler. Bir zaman sonra babamla amcam büyüyüp okul yaşına geldiğinde dedeme. “İzzet, köyde okul var ama öğretmen yeterli değil biz Manisa’ya gidelim çocuklar iyi bir eğitim alsın” demiş. Babaannem, gün görmüş akıllı ve tahsilli bir kadınmış, doğumum onu görmeme yetişmemiş, annem anlatırdı.
Köfteci Mustafa’nın kapısınınj önünde “Karnın aç mı? Değil. Benim de değil. Bağyolu’unda çay molası verir dinleniriz terimiz soğumadan gidelim, yağmur da önümüzden gidiyordu ama sanki ileride mola vermiş gibi gözüküyor şimşekler çakıyor. Köyden çıktık. Pedallara asılıyorduk. Gülbahçe’ye geldiğimizde geçen bahar burada fotoğraf çekilmiştik tekrar çekilelim dedi Alperen, selfiler poz vermeler falan, hadi yürü.
Aklımdan, bu kadar basma nefesin yetmeyecek yorulacaksın diye geçiyor, aklımın diğer yanı bas Azmi bas yağmura yakalanırsan basmayacak mısın, şimdi bas yakalanma yağmura diyordu. Bağyolu rampasını zar zor çıktık, kahvenin bahçesine girdik, kaskımdan sesler geliyor tak tak yağmur. Bisikletleri kapının üstündeki sayanın altına çekelim dedim Alperen’e. Biz de yanındaki masaya oturduk. Çaylarımız gelmeden yağmur geldi, hem de nasıl. Suyundan mı ustalığından mı köylerde tavşan kanı çaylar. Köylerde kahve çok olduğu için güzel çay yapan kahve tercih edildiğinden her biri çay ustasıydı kahvecilerin. Belki de bundandır.
Vücut sıcaklığımız geçmeye yakın kahvenin içine girdik, oh sıcakmış. soba yanıyor. Kahveci tanıdık çıktı muhtar adayı imiş. Köfte ekmek söyledik. Yağmurun dineceği yok aksine şiddetini arttırdı. Manisa’dan bizi alması için bir araç çağırdım. Arkadaşımın yardımıyla Doblo’nun arka koltuklarını yatırarak bisikletlerimizi yerleştirdik. Alperen’le ön koltuğa sığıştık.
Silgeç yetiştiremezken camı silmeye,
Açtık aracın kaloriferini değmeyin keyfimize.
Dışardan cama vurdukça hoş geliyor yağmurun sesi.
Biz bu yağmurda nasıl gidecektik bisikletle dedesi.
Ah akılsız başım hiç mi düşünmedin yağacağını
Düşündüm elbet bir köye sığınacağımı.
Nitekim öyle de oldu.
Bu Cumartesi de böyle doldu.
Yorumlar kapatıldı.