İçeriğe geç

YEŞİLİN BİN BİR TONU

20/05/2025

   Havaların azizliğine uğradık. Bahar havası, güven olmaz derler. Sabah kış, öğleyin yaz. Sabaha göre giyin öğleye doğru soyun. Akşama hastalık, eve girmeden önce kapıda seni bekliyor. “Hayrola?” ”Bu akşam misafirinizim.” Sabah, “Aman kardeş bu Grip varyantı çok kötüymüş, soğuk algınlığı bu geçer deme, göğsüne inmeden git hastaneye. Gittik Şehir Hastanesine. Doktor dedi alacağız müşahedeye. 

   Yatışı yaptık ben refakatçı olarak pozisyon alırken pencereden etrafı gözledim. Yapılırken de demişlerdi, “Mezarlığa karşı hastanemi olur? Vallaha oluyormuş. Mezarlığı gören hastalar, aman şimdi zamanı değil deyip bir an önce iyileşmek için her halde atmadık takla bırakmıyorlardır. 

   İlk belediyecilik dönemimiz bizden önceki belediye Belediye Şantiyesini, sağlık bakanlığına hastane için vermiş 100 bin metrekare alanı. Biz geldiğimizde henüz sözleşmeler yapılmamış, giderayak olmuş. Önce belediyeye şantiye yeri bulacağız, şantiye binalarını yapacağız, taşıyacağız, sonra hastaneye devredeceğiz 100 bin metrekareyi. Bulduk yaptık devrettik. Hastane yapımı sallanıyor. Neyse uzun hikaye sonra yapıldı biz de sağlığımıza kavuşmak için geldik işte.

  Bizim oda, biraz mezarlığa daha çok gecekondulara (Nurlupınar, Akpınar…) bakıyor. Gecekondu, alelacele plansız yolsuz, eğri büğrü, eciş bücüş, sıvasız yapılar topluluğu. Bir gecede kondulurduğundan adına gecekondu denir. Amanın sabahlar olmasın. Önünde mezarlığın ulu selvileri, arkasında dümdüz baharın boyadığı yemyeşil Manisa Ovası, evler az katlı, yatay mimari evlerin arasında camilerin kendisi, minarelerini gövdeden aleme, caminin ise tamamı gözüküyor.

   Evlerin bahçelerindeki ağaçlar, aralarındaki yeşil boşluklar. Çocuklar en tabii yeşil alanda top koşturuyorlar. Trafikten azade, otopark beyzade, komşuluk her şeye amade, kahvehanelerde sandalyeler masalar yelpaze, çınaraltı gölgesi sulanmış toprak kokuyor taptaze. Ver rezidansı al gecekonduyu. Her şey tabii yok birbirinden farkı. Eşit yaşam, eşit kullanım, eşit hak. Şatafat ne ki gösteriş hiç yok. Alınıp salınıp lüks araca binmeler, şöyle bir gaz vermeler ne gezer. Manisa merkezde Ulucami’den Muradiye Külliyesi gözükmüyor. Burada kent suçluları yok. Bunlar, yıllar önce kente yaptıkları suçun cezasını çekmiş gibi çok masumlar.

    Yeşilin güzelliği, tonlarıyla tabiiliğiyle burada seçiliyor. Yeşil, gecekonduları sarmalamış da gizlemiş sanki. Her şehirde mahalle dokusunda gecekonduları gördüğümde, birbirinin üstüne abanmış binalar göğü delmeye ramak kalmış gökdelenler, keşmekeşliklere öfkelerim kabarır. Böyle yeşille sarmalanmış koca bir tarihi şehrin manzarasını, Strazburg’ta uçaktan görmüştüm. Niye bizim kentlerimiz beton yığını diye Strazburg’da dediğim gibi hep söylenir dururum. 

   Gel de gör gecekonduları, kim inanır bir gecede konduklarını, bir de yel esip su götürmese, ömre ömür katacaklar neredeyse. 

Şimdi onlarda istiyor imar planını, 

Görecekler onlarda, Hanyayı Konyayı. 

From → AZMİ AÇIKDİL

Yorumlar kapatıldı.