YOLCULUK, HEM DE NE YOLCULUK.
1 Mayıs’ı kararlaştırmıştık. Hava yağmuru gösteriyordu, vazgeçtik. 16-19 Mayıs’ta gideriz. 19 Mayıs bayram tatilini de eklersek tatili dörtleriz deyince kararımızı erteledik. Yaşlılıkta günler çabuk geçiyor, 16 mayıs geldi. Batuhan birgün önceden “Tamam mıyız baba?” deyince ayaklarım titremeye başladı. “Ne tamamı?” “Ee 1 Mayıs’ta karar verdik ya 19 Mayıs tatilinde gideriz” diye. “Evet ya.” Sabah motosiklet kapıda biz hazırlıkta. Tepeden tırnağa denir daha çok yağmurdan ıslanıldığındda, bizim hazırlık tırnaktan tepeye başladı. Ayağımda komando botları dize kadar, kot pantolon bize kadar (şu kotlar 1969 yılında Amerikan Pazarından aldığım yıllardan beri ilk defa giyeceğim ilk kotlardan sonra neleri çıkmadı kimler kimler giymedi profesöründen hocalarına hiç çıkarmadıkları, başarı ödülü alan sanatçılarından sahnede arz-ı endam ettiklerinde, Altın Portakal Ödüllerine kadar kimler kimler giymedi. Yırtığın pırtığına, partalından taşlanmışına, tiftilmişinden yırtılmışına, üniversite öğrencisinden ilkokul öğretmenlerine kadar.) Sırtıma giydiğim ceket tam bir zırh. Sen de, Kutsal Kaseyi arayan Kral Arthur’un tapınak şövalyeleri ben diyeyim bomba imha uzmanı. Ceketin her yanı korumalı maddelerle kalınlaştırılmış. Başıma giydiğim kask çelik zırh misali koruyucu. Yan tarafına takılmış interkom denen bir nane var yolda giderken sürücüyle konuş, müzik dinle, telefonlara cevap ver. Kısacası, kirazsapı boynumda kocaman bir miğfer zırh. Yolun ilk çeyreğine kadar kiraz sapı boynumu kastıkça yolculuğun daha sonraki zamanlarında boynum kabak sapı gibi kalın ve güçlü olmuştu. Son olarak yine özel eldivenler ile giyim kuşam tamamlanmıştı.
Bu kıyafetle motora bineceğim ama üzerimde neredeyse 20 kilo ağırlık var zaten kendimi zor taşıyorum, gel de bu halde motora bin. Bir de Motor yüksekliğini iki kişiye göre otomatik ayarlanmaz mı? Motosiklet 10 cm daha yükseldi, bu işde de inerken binerken sürücüye haber vermen lazım ayağını yere sağlam bassın. Sağ ayağımı Bismillah üzengiye basar gibi ayak pedalına bastım diğer ayağımı ata veya bisiklete biner gibi atamıyorum motorun orta çantası var koltuğun üzerinden geçirdiğim ayağımı diğer pedala basınca motora binebildim. İki yan çanta, bir orta çanta, Motor zaten 300 kg zırhlanmış sürücü ve ben üzerimizdeki ilavelerle 170 kilo olduk mu? Motor 500 kiloya yakın, Barış Manço rahmetli bindik bir alamete gidiyoruz selamete modeli oldu.

Motosikletin, güç ve egzoz sesi motorcular için çok önemli. Bu motora da fabrikası öyle bir egzoz (adı akropoviç) üretmiş ki onu aksesuar olarak ayrı satıyor. Marşa bastın mı bir horluyor borrrluyor. Batuhan marşa basıp çalıştırdığında İzmir Caddesi bir inledi karşı esnaf kapıya çıktı beni kasklı falan gördüler ama torunum Alperen’e benzetip hayırlı yolculuk nereye böyle demeye kalmadı beni yakından görünce ellerini ağızlarına götürüp aaaa dediler ben de maşallah maşallah deyim verdik gazı motora.

Bu alayü vala ile yapılan hazırlıktan sonra yola koyulduk. Hava güneşli 26 derece, rüzgarlı ama motorun rüzgarı ayrıca zaten var. Ben donatılmış vaziyetteyim. Batuhan “Baba nasıl vaziyet?” diye soruyor interkomdan “Ben bir de kahve ver diyorum sade olsun modeliyim.” Orta çantaya sırtımı verdim rüzgara Batuhan’ı siper ettim, kendim ettim kendim buldum ama hayatımdan memnunum. Göstergeye bakmıyorum, rüzgara aldırmıyorum. Yıllarca böyle rüzgarlara kendimi vermemişim, meğer ne mutlulukmuş havayı içine çekmek, dik durarak meydan okumak, herşeye rağmen rüzgarı yararak gitmek. Yutuptan sailling yelkenli videoları izliyorum rüzgarın kıymetini bilen yelkencilerin maceraları teknenin kabaran dalgalar üzerinden herşeye rağmen gitmesi en yakışanı da “One Way Wind” şarkısının fonda olması. Motorda ise borr sesiyle uçuyorduk. Hürriyet, gençliğe özen, güven, heyecan, 24 kısım tekmili birden bir maceranın kahramanlarıydık. Kollarımı yana açıp adeta uçmak istiyordum. Ama ne mümkün elimi bile kaldıramıyordum. Kilometre levhalarına bakıyorum 10 kilometrede bir yazan levhalar sanki yan yana dizilmiş gibi ne kadar çabuk geçtiğine ne kadar sık olduğuna hayret ediyorum. Denizli de verdik molayı. Yarı yol sayılır. Restoranda getir götür yapan garson da motorcuymuş. Bizle çok ilgilendi yemek sonunda çayı duble getirendi. Bu da motorcu torpiliymiş.

Yol boyunca egzozun borlamasına öyle bir alıştım ki neredeyse düğündeki zurnaya kulağını dayayan sarhoş misali motorun sarhoşu oldum, kulağımı akropoviçe (egzoza) dayayacağım. Yokuşları tırmanırken dağları inletti düzde giderken ovaları. Yeşile boyanmış heryer, koyusundan açığına her tonuna kadar yemyeşil Memleketim. Aracın camında<n bunları görmeniz imkansız şöyle bir bakarsınız ama ben motorda artçı olarak tüm güzellikleri gözledim. Uzaklarda görünen basık yapılı köy evleri yeşilin içerisinde kaybolmuş, kırmızı kiremit çatıları ile camisinin minaresi gözüküyor. Sakinliğin sessizliğini, dinginliğin nefesini duyar gibi o köyde çocuk halimle yaşamayı canlandırıyorum hayalimde. Evimizin bahçesinde kuzular, köpeğim, sarmaşık güllerim, çardak asmam, hanımeli kokulu bahçe duvarlarımız, tulumbanın sesi buz gibi berrak suyu, beyaz kireç badanalı küçük küçük pencereleri ile eğilerek girilen kapısını hayal ettim. Motosiklet bu köyden geçeli epeyi zaman oldu ama hayallerim uzadı gitti.

Yoldan uzakta ekin tarlaları, borlayan egzoz sesi ekinleri yalıyor, motorun rüzgarı henüz yeşil olan ekinleri dalgalandırıyordu sanki. O kadar rahattım ki bu da beni yormuyordu. Bu keyfimle iki de bir “Baba rahat mısın?” diyen Batuhan’a cevabım oluyordu. Beni bu hayallere sürükleyen son günlerde izlediğim Rus ressamların yağlıboya eserleriydi. Onların tablolarında köyler her ne kadar bizim köylere benzemese de çocuklar, kuzular, çiçekler, yeşilin binbir tonu tıpkısıydı.

Havasına, suyuna, taşına, toprağına,
Bin can feda bir tek dostuma.
Her köşesi cennetim, ezilir yanar içim,
Bir başkadır benim memleketim.
Korkuteli rampalarını indikten sonra Akdenizin çam ormanları yeşili göklere çıkarıyordu. Gri asfaltta bir sağa bir sola yatan motosiklette aşka gelmiş olmalı ki bu ormanlar karşısında yan çantalar neredeyse asfalta değecek kadar saygıyla eğiliyordu.
Antalya’nın girişine geldik, çok büyük bir kavşak çalışması var. Yarım saatte burayı geçtik bir saatte Antalya trafiğini zikzaklar çizerek koca motorla geçtik Esra’ya vasıl olduk. Antalya’ya geldiğimizde motor artçılığını Esra aldı. Antalya’yı abisiyle beraber turladılar. O da maceracıdır, anne olduktan sonra macerayı bıraktı. Çocuklarının okul maceraları zaten zamanını alıyor.
Dönüşümüz muhteşem olacaktı. 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı. Hem bayram hem dönüş günümüz. Batuhan bayrak istedi kardeşi Esra’dan. Motosikletin arkasında ki kamera çubuğuna bağladı Bayrağı. Motorun arkasında dalgalanmıyor Samsunun Karadenizi gibi coşmuş kabarıp kabarıp çubuğa dolanıyor tekrar açılıyor ayyıldızını gösteriyor daha sonra, Samsun’a çıkmış Atatürk ve arkadaşlarının yüreği gibi pır pır oluyordu.
Yol boyunca, kimlik tetkiki için üç defa polis tarafından durdurulduk. Her durduğumuz noktada polis memurları, bugün bayram deyip rüzgardan çubuğa sarılmış bayrağı açıp bir fotoğraf çektirelim diyerek motorla birlikte poz veriyorlardı. Çok mutluyduk.
Denizli girişinde benzin ve çay molası verdik. Evin yolu kısa olur derler. Sarayköy, Buldan Sarıgöl, Alaşehir, Salihli, (Salihli Adala Kasabası’nda Atatürk’ün dinlendiği ev diye tanımladıkları tarihi evi 2022 yılında Manisa Büyükşehir Belediyesi ve Salihli Belediyesi ile birlikte restore etmiştik sonra da Atatürk Müzesi yaparak Kula-Salihli UNESCO Global Jeoparkı’nın ziyaret merkezlerinden biri haline getirmiştik. Yoldayken, Adala Atatürk Müzemiz, “Diomonds Of Azerbaijan 2025” Müze Tasarım ve Uygulamaları alanında başarı ödülüne layık görülmüş. Bu da Kurtuluş Savaşımızın başladığı tarihte Kurtuluş Savaşı ile ilgili Müzemizin ödül alması beni ziyadesiyle mutlu etmişti.)
Batuhan’a gençliğimi tekrar geri getirdiği için çok teşekkür ettim. O da baba seninle anı biriktirmeye devam edeceğim, her zaman hazır ol, bu macera burada bitmedi diyerek sağ salim geldiğimize dua ederek, birbirimize sarıldık.
Yani kısaca; gidişimiz, dönüşümüz, sürüşümüz, bayramımız, muhteşem oldu.
Yorumlar kapatıldı.