İçeriğe geç

SABAH 05.00

11/09/2025

E tamam yaştan diyoruz ama uzmanlarda 7 saat uyku diyor. Hadi 6 olsun 5 te olmaz ki gözünü aç kapa. Kalkmadım uyumakta istemedim. 06.15, strava’yı kurdum adımımı attım. Antreman hak getire. Sıcak, daha çok rüzgarın 15/48 km olduğu günler keyif vermez diye hiç çıkmadım 10 gün oldu tabii. 

Kozbeyli’den Bağarası‘na gideceğim. Kozbeyli’ye geldiğimde antreman olmasa da vakit bolluğu ve sürüş keyfi rotayı uzatayım diyerek Gerenköy’e girdim. Yolun ortasında alaca bir güvercin çarpılmış olmalı, ölmüştü. Gerenköy Ovasında Günebakan tarlalarının yanından geçerken her iki tarlada da Günebakanlarla fotoğraf çekildim. Şöyle bir yandan baktığında o çiçekli koca başlarını herbiri sabah güneşine çevirmişler ip gibiler sağa sola bakan yok. Bunlara, kainata hükmedenin emrine uymuşlar. Hep karşılarından bakmış, ince sapın üstündeki davet tepsisi gibi başları, neredeyse gülümseyecek gibi bakıyorlardı. 

Az daha gittiğimde bir Kumru o da çarpılmış yolun ortasında yatıyordu. İki kuş asfaltın ortasında karşıdan karşıya mı geçiyordunuz be mübarekler. Böyle ecel de kaderleri demek ki. Ağaçtan düşmüştür diye aklınıza gelebilir. Bomboş ova, ufku kapatacak bir ev, ağaç, bir nesne yok.

Bağarasına girdiğimde durakta bekleyen çok az kişiyle trafik de serbestti mesai saati başlamış dedim, kendi kendime.  Benim kahveye geldim kahveci de yanıma geldi çayımı da almış gelmiş hal hatırdan sonra ikinci çayı da aldı geldi. Muhabbeti koyulaştıramadık sabah müşterileri gelmeye başlamıştı.

Bardağın altına kıstırdım her zaman ki gibi. Rüzgarlı ve farkedilmeden çıkılan yokuş, az meyilli ama uzun 10 kilometrelik yola girdim. Karşımdan rüzgar, motoru açmayacağım dedim kendi kendime. Bu kendi kendime konuşmalar; düşünceler, gelip giden hikayeler, kafamın içinde kopan kıyametler, hatırımdan silinmeyen günboyu anımsadığım ama, unutulmaya yüz tutmuş arkadaşlıklar, unutmamaya çalıştıklarım, öyle ya beraber bir ömür geçmiş, yapacaklarım, yaptıklarım, yapamadıklarım, hangisi daha çok diyerek düşündüklerim, geçip giden günlerin hesabı hep bu yolculukların  yoldaşlarıydı. 

İnsanın yapamadıkları için; artık çok geç zaman dar dediğinde, yine bir umut var olanlardır. Bir de yapamadığın ve geri gelmeyecek olanların ama hep hatırında olanların yapılamayacak olması. Bunlar bir pişmanlık değil, keşkeler hiç değil. Sadece o zamanlardaki hayatın, yaşamın verdiği, ortamın sürüklediği anlar kararlar, zamanlar ve geçip giden günlerdir. Pişmanlık duydum mu? diye aklımı zorladığımda,  hayatımın bugüne kadar ki zamanına kadar hiç pişman olmamışım aksine Allahıma hamdüsenalarda bulunmuşum. Her bir anın ihtiyarım altında olmadığını, olanlar ile kaderimi yöneltmeye çalıştığımı  gayet iyi bilenlerdenim.

Müzik topuna paralel bağlı yutuptan Ayşen Birgör’ü dinliyorum rampacığı tırmalarken. Sesinin güzelliğinin verdiği özgüvenle her telden ve çok rahat söylüyor. 

Aşkın için çeksen binbir zilleti

Sevgidir kul için hakkın serveti

Ödül diye sunsa mevlam cenneti

Gönül sensiz girmez belki kimbilir.

Hayalle gerçeğin nicedir farkı

İlahi misali yazdığım şarkı

Ölüme de götüren böyle aşkı

Ölüm de bitirmez belki kimbilir.

Bunun adı şarkı kendisi ilahi.

Ölüm, herşeyi bitirmez. Mevlana, ölüm için yeniden doğuştur der. Güneş batıyor gibidir ama o doğmaya hazırlanıyordur.

Yeni şarkılardan olmalı. İlk defa dinliyordum. Şarkı dinleyecek ne ortam, var ne keyf, ne de zamanı. Ömrümün üç çeyreğinden biri gitti. Her yıl, gelecek yıl demeylen. İlk bir çeyrek, oluyordu bitiyordu ile geçti. Bir çeyrek yaşamışım. Mutluluklar paylaşıldıkça büyürmüş, neden kendiliğinden büyümez de ondan. Üzüntüler içe atıldıkça binbir parça olur, içi kemirir de kemirir.

Eskiden, ülkenin felaket günlerinde, sevgilisini kaybettiğinde, derdtlerin dermanı olmadığı zamanlarda ağıtlar yakılır, destanlar düzülür yanık türküler söylenirdi.

Nesini söyleyim canım efendim?

Gayrı düzen tutmaz telimiz bizim.

Arzuhal eylesem deftere sığmaz

Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim.

Benim bu gidişe aklım ermiyor

Fukara halini kimse sormuyor.

Mamurlar yıkılıp viran olacak

Kısa çöp uzundan hakkın alacak.

……….

Yol boyu askeri eğitim okulundan başka yerleşim yok. Aç sesini tut nefesini. Kulağıma giren nağmeleri rüzgar kulak arkasına atıyordu. Bas bas bağırıyordu JBL bu gazla rampanın sonuna kadar geldim. Bir ara rampa dikleşti, rüzgar keskinleşti, ama söz vermiştim kendime açmayacağım motoru. Yolun sonuna geldim, bundan sonrası eve kadar pedalsız. 

Dünyada pedalsız olaydı???

From → AZMİ AÇIKDİL

Yorumlar kapatıldı.