RAMAZANLAR
Ramazan insanlığa daha doğrusu Müslüman halka, dünya gailesi arasında ticaretinden, esnafına, memuruna, sosyal hayata nefes aldıran bir aydı. Herkes frene basar, hareketler yavaşlar, koşuşturmaca duraklardı. Ramazan ne kadar nezaketi zarafetiyle geldiyse her mütedeyyin müslümana dokunur o ulvi hayatı koklatır herkes derin bir nefes alarak içlerine çekerdi. Komşularda bir hareketlilik oluşur: Birbirlerine yemek tarifleri, yemek davetlerinde eksik olan sandalye taşımaları, unutulan gıda malzemelerinin bir kapla taşınacak şekilde alışverişleri hız kazanır, yapılan tatlı, çorba, farklı bir yemekten mutlaka birbirlerine ulaştırılırdı. Çocuklar sakinleşir veya sakinleştirilir Ramazan’ın en önemli özelliği oruçun manası anlatılır, yemenin içmenin kesildiğinden bahisle gün boyunca dışarıda birşey yememeleri tembihlenir, şamatadan uzak bir sakinlikle davranılması gerektiği bilhassa aile büyükleri dedeler nineler tarafından hatırlatılırdı.
Ramazan’a yakın günlerde komşular arasında, imeceyle yuvarlak sofra tahtalarında yufkalar açılır, saç ayağı üzerinde ateşte kızdırılmış geniş saçlarda kızartılır gevrek hale getirilir, bu hale gelmiş kıtır kıtır olmuş yufkalar bir örtü içerisinde mutfağın bir köşesinde korunurdu. Ramazan Ayı boyunca bu yufkalardan birkaç tanesiyle ıslatılır yumuşatılır ve kırma tatlısı ve börekler yapılırdı. Kırma tatlısını Rahmetli Annem her ramazan yapar, Manisa’nın geleneksel Ramazan tatlısıydı.
Esnaf normal aylardan farklı olarak Ramazan ayına münhasır iftarlık gıdalarıyla tesgahlarını süsler, halkta bunları almaya özen gösterir ve iftar sofralarını bu yiyecekler ile yapılan özel yemeklerle donatmaya çalışırlardı. Gün boyu işinde gücünde olan halk, iftar vaktinden önce evine gelir, oruçun verdiği rehavet ile iftar vaktini bekler bu meyanda sofra hazırlanır evin tüm bireyleri sofra başında toplanır topun veya Akşam Ezanının okunması beklenirken dualar edilir, akabinde üzerinde dumanı tüten çorbadan başlanırdı yemeğe.
Ramazanın sakinliği Oruçun verdiği rehavet yüzlerden okunurdu. Teravih Namazından önce bülbül sesli hocalar minarelere çıkar Ramazan Manileri okurlardı. “Onbir ayda bir gelirsin camileri şenlendirirsin hoşgeldin ey Şehr-i Ramazan merhaba.” Selalların ardından makamıyla okunan ezanlar kulakların pasını silerdi.
Şimdilerde önce bu minareler çıkılmaz, maniler söylenmez, bülbül sesler duyulmaz oldu. Vatandaş, bismillah daha sofradan kalkmadan mikrofonu kapan, ses mes hakgetire, hoparlörler sonuna kadar bas basabildiğine, ne makam ne erkan uzat uzat bildiğine.
Ne ulviyet ne ruhuyet. Ramazanlar aynı olmasına rağmen eski tatları kalmadı.