İçeriğe geç

HATUNİYE’NİN AVLUSUNDA BİR DÜNYA MOLASI

22/03/2026

Son bir aydır üçüncü kitabımın hazırlanmasında, derlenip toparlanması üzerine çalışıyorum. Hatuniye Camii’nin kadim tarihinden bahisle: Manisa eşrafının, esnafının, iz bırakmışlarının cenaze namazları genellikle bu camide kılınır. Şehrin merkezinde, eski çarşıda konumlanmış bu cami Manisa’nın selatin camilerinden biridir. “Son uğurlanma noktasıdır” diye yazıyorum.

İsmail Akçura’nın kardeşi Haşim Akçura son yolculuğuna uğurlanırken, aslında her birimiz kendi hayatlarımızdan, eksik bıraktıklarımızdan ve biriktirdiğimiz sessizliklerden parçalar taşıyorduk yanımızda.

Manisa eşrafı, eski dostlar, uzun zamandır sesi soluğu çıkmayanlar, hatta bir kenara çekilmiş olanlar ki, onların herbiri Manisamız için birer değerdir. Kısaca Eski Manisalılar, çocukluk, gençlik arkadaşlarımız, dostlarımız hepimiz oradaydık. Musalla taşının etrafında kenetlenen o kalabalık, sadece bir cenaze namazı için değil; hayatın, dostluğun ve “biz” olmanın hakikatinde buluşmak için toplanmış gibiydi.

Musallada mola vermiştik, içimizden sevdiğimiz birini uğurluyorduk. Yola çıkana “yolun açık olsun, Allah’a emanet ol” denilir. Dünya uğurlamasından var mı farkı? Yok gibi. Ama ne yolcu ne yolculayan kimse el sallamıyor

Namazdan sonra merdivenlerden inip avluda cenaze namazı için safa gireceğim esnada, bir an duraksadım. Gözlerim;  kalabalığın arasında çok eski, bir zamanlar yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen ama hayatın getirdiği anlamsız rüzgârlarla yolumuzun ayrıldığı o kadim dostuma takıldı. Aramıza giren mesafeler, verilmemiş selamlar ve bir vesileyle kesilen o koca yıllar, musalla taşının gölgesinde bir anda hükmünü yitirdi. Onu orada, o kederli kalabalığın içinde görmek içimde tarif edilemez bir sızı uyandırdı.

Ayrı düşmemizin, araya giren o anlamsız sessizliğin burukluğu bir bıçak gibi saplandı yüreğime. Meğer ne çok şeyi feda etmişiz gururumuza, meğer ne çok zamanı israf etmişiz “Nasıl olsa oradadır” diyerek. Oysa ölümün soğukluğu bu kadar yakındayken, yaşarken ördüğümüz o duvarlar ne kadar da anlamsızmış.

Cemaat safta namazı beklerken imam “Dünya ve ahiret haklarınızı helal ediyor musunuz?” Üç defa sordu üç defa da “Helal olsun” cevabını aldı. Arkasından üç defa da “Mevtayı nasıl bilirdiniz?” diye sordu. Tüm cemaat hep bir ağızdan yüksek sesle “İyi bilirdik” diye cevap verdi.

Yarın safa dizilmiş Manisalılara, bizler için aynı sorular sorulduğunda yalan mı söyleyeceğiz? Yoksa geç kalmış bir özrü diler gibi cemaate mi uyacağız?

Camiden çıkarken, Hatuniye’nin, sapasağlam duran o asırlık duvarlarına, gözlerim yerde ıslak avlusuna bakarken zihnime; bu camide kimlerin cenaze namazlarını kıldığımız, kimleri bu dünyadan bu musalla taşının etrafından omuzlayarak uğurladığımız bir anda geliverdi. Hayat, bir dostun sesini duymayı erteleyecek kadar uzun değilmiş. 

Bu kaçınılmaz ve dönülmez seyahatte ancak yol arkadaşlarımızı ve yol düşüncelerimizi belirlemek hakkına sahibiz. Hep yalnız oluruz; ben kendi nefsime bu yolculuktaki yol arkadaşlarımın “öbür taraf”ı ciddiye alan insanlardan olmasını tercih ederim. Diyor üstad AHMET TURAN ALKAN. (Allah Rahmet Eylesin.)

Ben de aynı düşünceyle hayatım boyunca yaşadım. Herşeyin bir ama’sı varmış. Üstad “öbür taraf’ı ciddiye alan insanlardan olmasını tercih ederim” diyor ama, sonunda öyle ya da böyle olsa da “Hepinize iyi yolculuklar” diyor.

Bugün yine bir cenazedeydim.

Sessiz bir huzurun arifesindeydim

Son yolculuğuna uğurlanıyordu kabristanlıkta

Kısada olsa taşınırken mevta, dostlarının omuzlarında

Çukura yakın bir yere koydular tabutu.

İki kişi indi çukura biri oğlu diğeri torunu.

Kenarda duranlar başları önde kimi eğik mahzun

Hoca başladı okumaya duayı uzattı bir hayli uzun

Hakkınızı helal edin dediğinde hocanın

Yüksek perdeden “Helal olsun” sesi hakkı olan olmayanın

Hoca talkım veriyor, anasının adını söyleyip üçlüyordu.

Onun için herhalde “Cennet anaların ayakları altında” deniyordu.

Dönerken iç geçirenler, rahmet dileyenler, dua edenler, tanıdık kabirlere

Çıktık kabristandan ayaz başlamıştı dua eden eller girdi ceplere

Buz gibi toprak, hava, su, buz gibi soğumuş vücutlar.

Paltoların yakaları kalkık, başlar kısık, gözlerde yaşlar.

Rahmetle anılan; komşular, eş, dost, tanıdık, tanımadıklarımız.

Kabristandan çıkana kadar mahzunluğumuz, ahiret kaygılarımız.

Sessizlik hakim her bir dilde, yumuşamış gönüllerin sıcaklığı,

Kabirleri gördükçe mermer taşları, akla gelen dünya pişmanlığı.

Çok değil daha arabanın kontağı çevrilince bastı dünyanın kaygıları.

Bankaya gideceğim, müşteri gelecek, randevum var aldatmacıları.

From → AZMİ AÇIKDİL

Yorum Yapın

Yorum bırakın