İçeriğe geç

TARHALA

15 Ocak 2012

20120115-164612.jpg

TARHALA, NEDEN ŞİMDİ DARKALE ?

Akşamdan kararımı vermiştim. Yarın Pazar merak ettiğim bu yeri gidip görmeliyim diyordum kendi kendime.

Sabah hava bulanık olmasına rağmen yani bulutların arzı endam ettiği bir sahneydi gökyüzü. Olsun önümde ki günlerin programını düşününce gidecek gün kalmıyor idi. Bir an önce görmem gerektiği bilhassa Manisa’ya bu kadar yakın bir yeri nasıl bu yaşıma kadar duymadım görmedim diye hayıflanıyordum.

Öğleye doğru yakın aile dostlarımızdan birilerini de alarak yola çıktığımızda saat 13.00 ü gösteriyor idi. Yağmur önümüzden gidiyor,hava kah kararıyor kah güneş açıyor bazen arabanın camına yağmur düşüyor, bazen de arabamız önümüzde ki yağmur birikintilerine giriyor idi. Acaba bu karanlık havada nasıl fotoğraf çekeceğim diye düşünüyor, eşime ikide bir makinenin şarjı tamam mı diye soruyordum.

Yakınlaşmıştık. Soma’yı sevmezdim kömür yatağı ve havayı kirleten santralından dolayı. Onun için duymamıştım Darkale’yi. Soma’ya girişte yağmurun burada bir hayli oyalandığı yollarda ki çamur ve su birikintilerinden anlaşılıyor idi. Yolu bilmediğimden girişte sordum. Darkale’yi tarif eden biraz düşündü çünkü Soma’nın içinden sapacaktım, kolay yolu düşünüyor idi. O düşünürken levha yok mu diye sordum. Yokmuş. Heyecanım daha da arttı demek bakir bir yer.

Tamam tamam deyip hemen tarife uygun yola düştüm. Önce sola sonra sağa tekrar sağ derken yokuşu tırmanmağa başladım internetten baktığım yola benziyor idi doğru yolda idik. Ağaçlıklı dar yeni yapılmış asfalt yoldan kalbim daha bir başka atıyor idi. Köyün girişinde ki kırk oluğu camiyi arabanın içinden şöyle bir baktım dönüşte incelerim dedim. Rampayı sardım köye girmek için araba girer girmez demiyor dar yola girmiştim. Yaya yürüyüp vakit kaybetmektense en yakın mesafede dururum diyordum. Meğer en yakın yer durduğum yermiş.

Hemen indim kimseyi beklemeden makinemi alarak daldım Darkale’nin girilmez daracık sokaklarına aman yarabbim bu nasıl bir yer. Sokakta mıyım? Eve mi giriyorum? Bu kapı sokak kapısı mı? Evin bahçe kapısı mı? Oda ne, evin üst katında ki oda köprü olmuş altından geçiyorsunuz. Evler ile sokaklar, komşular, bu kadar mı iç içe olur. Bir oylum girinti olmuş, girinti kapı olmuş. Saçaklar gökyüzünü örtüyor bazılarının arasından arkada ki sarp kayalar gözüküyor. Kafanı çok geriye atarsan gökyüzünü göreyim diye bir başka saçağa başın değecek sanki. Yokuşun sonu diyorsun, sağın bir başka yol bir başka yokuş, oda yine köprü olmuş. Altında ki ahşap kirişler bütün çıplaklığı ile dostça geçit veriyor. Bu köprü odanın penceresinden uzatsalar elini şapkanı alacaklar kafandan. Bir cumba karşı komşunun duvarına dayanmış taze yaptığın böreği buradan ver komşuna sabah temizliğinde anlat akşam olanları.

Dönüyorsun köşe diyorsun, bir daha dön, bir daha dön, taş duvarlar birbirine baka baka dönüyor. Tamam sokağın açılışını gördüm dediğin anda hemen yakınında karşı ev. Eve mi gireceğim şimdi diyorsun? Sokak bitmemiş bir daha dönüyorsun bir kapı daha artık gireyim hal hatır sorayım görmemezlik yapılası değil. Bu nasıl bir yer dediğinde sokak çeşmesi seni karşılıyor kurnasız, sessiz, taşı kaymış. Bu kadar yakınsa her şey, çeşme niye sokakta. O da uzak değil ki. Çeşmede sokak gibi, kapı gibi, köprü geçişler gibi, ortak. Evler bir olmuş, sokaklar evin koridoru, oylumlar bahçesi, evler odalar olmuş insanlar bir aile olmuş bunlar bir aile galiba tam ataerkil bir aile yapısı.

Tam inerken bir yokuştan. O da ne? Minare.

Evlerin arasında, kim bu ölçüleri seçmiş, rengi de evler gibi, yuvarlak olmasa bedeni seçilemeyecek. Bu kadar mı Darkale’li olunur.

O da uymuş bu yaşantıya öylece bakıyor.
Neden uymasın ki o da burada yaşıyor.
Bakınca yokuşun başından ev gibi
Yaklaşınca görüyorsun camiyi,
Kemerli eyvanı ufacık bahçesi,
Tepesi yuvarlak minaresi.
Yokuşta durunca seninle aynı boyda,
Altına gidince Allah Allah
Arka tepelere meydan okuyor hoyratça.
Arkasını yaslamış bir başka duvara
Alemin de ay yıldız duruyor hala.

Dönünce bir daha köyün dışına çıktık sanki vadiye bakan evler bunlar. Sokak yok vadi olmuş. Kuş cıvıltılarının arasından bir “tak tak” sesi seslendik “kolay gelsin”. Duydular bizi, üst katta ahşap kafesli hayattan uzattılar başlarını. Belli ki yabancıya alışıklar güler yüzle seslendiler “hoş geldiniz buyurun.” Hem evlerin içini merak ediyor hem de bir soluklanalım dedik.
-İşiniz vardır girmeyelim
-Zeytin kırıyoruz olsun buyurun.
-Hadi siz girin. Dedik hanımlarımıza.

Ben hala hayretler içerisinde arkam vadi önüm evlerin çatısında kale gibi sarp kayalar. “Darkale bundan mı?” demişler diye geçiriyorum içinden.

Yürüdük biraz daha. Sağımız vadi, solumuz cumbalı vadiye atlayacak gibi duran evlerin önünden.

Bitmişti köy arkama bakınca.

Ne kadar da yıpranmışlar, boşalınca içleri küsmüşler, yaşamanın anlamsız olduğunu hala birbirlerine yaslanarak adeta birbirlerini teselli edercesine anlatıyorlar. Ya anlatıyorlar ya da birbirlerine destek oluyorlar sanki.

Hepsi kırk elli hane sayması zorda olsa.

Hüzün çöktü içime
Heyecanımın yerine
Yazık, dostların terk etmesi zamanı.
Zamanı arayacaklar, arayacaklar buraları.
Döndüklerinde bulamayacaklar bu bekleşen dostları
Bulamayacaklar tepeden kopup gelen vadide yankılanan rüzgarı
Sokaklarda oturan komşuları,
Bahçelerden sarkan narları.

20120115-164926.jpg

From → SOMA

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: