İçeriğe geç

DEVLET-İ ALİYYE-Yİ OSMANİYYE

19 Ocak 2012

Asya ‘da, Kuzey de Rusya, güney de Hindistan ile sınırlanan bir alandan yani Büyük Okyanus’tan (Çin’in Batısından) Atlas Okyanusu’na kadar asırlar boyu yaşamış Türk Boyları, Devletleri çoğu zaman yabancı kışkırtmaları ile birbirlerine düşmüş olmalarına rağmen zaman zaman birlik ve beraberlik içinde yaşamışlardır. Tarih boyunca bu alanda, bahsedilen hat boyunca çeşitli Türk Devletleri bağlı oldukları Türk Topraklarında yer değiştirmişlerdir. Bunlardan biri de Kırım Yarımadasıdır.

Kırım’a ilk gelen Türk Kavmi göçebe olan Hun’lardır. Ancak göçebe oldukları için kalıcılığı Kırım da sağlayamamışlar çeşitli kavimlerden sonra MS VII yüzyılda gelen Hazarlar bu yarımadaya yerleşmişlerdir. Hazarlar İdil ile Kafkaslarda büyük bir imparatorluk kurmuşlar, tarih boyunca Peçenekler, Kıpçaklar bu bölgeye hakim olmuşlardır. Kıpçakların kültür kalıntılarının Kırım da hala mevcut olduğu söylenir ve gözlenir, daha sonra Selçuklular 1220 yıllarında buraya yerleşmiştir. Bu yıllarda ticaret için Kırım’a Türk Tüccarlar sıkça gelmiştir. Daha sonra 1223 yılında Cengiz’in orduları Rusya Ukrayna’sının yanında Kırım’ı da hakimiyetleri altına almışlar, Cengiz imparatorluğu parçalandıktan sonra Cengiz Han ülkenin batısını oğlu Cuci’ye vermiştir. Cuci’nin oğlu Cengiz Han’ın torunu Batu han Altın ordu İmparatorluğunu kurarak Kırım’ı da topraklarına katar. Altın ordu hakimiyeti Kırım’ın etnik, dini ve siyasi geleceğini belirlemiş ve Kırım’ın tamamen Türkleşmesini sağlamıştır. Batu Han’ın ölümünden sonra yerine Berke Han, Berke Han’dan sonra Mengü Timur Han, Özbek Han, Canıbek Han Altınordu devletini korudular Canıbek’ten sonra Toktamış Han 1380 ‘de ( yine ne yaptıysak tarih boyunca kendi kendimize yapmışızdır) Timur akınları yüzünden zaten zayıflamış olan Altın Ordu Devleti bölünerek Kazan, Sibir, Astrahan, Nogay, Kırım hanlıkları ortaya çıkar 15 yüzyılda da Kırım tüm bu hanlıkları ele geçirerek müstakil kırım Hanlığını kurar, kurucu olan Hacı Giray’dır. Hacı Giray da Cengiz soyundan gelen bir prens idi. Bu soydan gelen giraylar 350 yıl kırım hanlığını yönetmişlerdir. (Tabii Osmanlı desteği ve korumacılığı altında). Bunu tarihçiler daha detaylı anlatırlar bizi Kırım’ın Osmanlı ile münasebetleri döneminden vereceğimiz örneklerden biri ilgilendiriyor Hafsa Sultan, Yavuz Selim.

Kırım Hanları da yine Türk Boylarının saldırılarına karşılık Osmanlı’dan yardım almış Kırım Hanları çoğu zaman Osmanlıya sığınmışlardır bunlardan bir tanesi de Mengi Giray’dır.Fatih’e “karındaşım” diye hitap etmiş ve dost olarak İstanbul’a sığınıp ortalık yatıştıktan sonra tekrar ülkesine dönmüştür. Yıllar sonra Yavuz Sultan Selim’e kızını vermesi bu dostluğu pekiştirmiş daha da sağlamlaştırmıştır.

İşte bu sığınma, gelip gitmeler döneminde Selim Trabzon valisidir Kırım Hanını ziyarete ve incelemeye gider çok hareketli günler geçiren Mengi Giray II. Bayezid’den yardım ister o da o yıllarda Trabzon Valisi olan oğlu Selim’i gönderir. Selim mahiyeti ile çıktığı Kırım yolculuğunda Karadeniz’i donanma ile geçer, Kırım’ın sahil şehri başkenti Sivastopol (Akmescid) Limanına dalgalar sebebi ile yanaşamaz ve geceyi gemide kadırgada geçirir. Kırım Hanı dostluğunu göstermek maksadıyla denizin azgın dalgalarına rağmen kadırgaya küçük bir tekne ile çıkartma yapar yani Selim’i ziyarete gider, gece kadırgada kalmaması için sarayına götürmek istediğini söyler. Kırımlılar denizcilik de üstün olduğu ve denizciliği iyi bildikleri için azgın dalgalardan korkmayıp cesaret sergileyerek geldikleri Selim’in kadırgasında, gözü pek Selim de aynı cesareti göstererek daveti kabul eder denizin durulmasını beklemeden aynı küçük tekne ile mahiyetini kadırga da bırakarak Han’ın sarayına gider. Akşam yemeği esnasında Mengi Girayın güzel kızı Ayışa Hafıze (Ayşe 1479) yemekten sonra tatarların milli çalgısı “tar” çalar o kadar güzel sesli ve endamlıdır ki müziğin nağmesi ile kendinden geçen Selim, Kırım Tatarları ile onların milli oyunu “ava” yı oynar. Bu oyuna daha sonra Giray’ın kızı Ayışa de iştirak eder Selim ile karşılıklı oynarlar, o gece kararını verir Selim, daha 24 yaşında kalın kaşlı burma bıyıklı sert bakışlı yakışıklı Selim o gecenin sabahına nişan yapar Mengi Giray’ın kızı Ayışa ile. Osmanlı ile akraba olup kendine daha güvende hissedeceğini düşünen han kısa zamanda evliliğin gerçekleşmesi dileğiyle Selim’i sarayında 10 gün ağırlar. Bu esnada Mengi Giray sarayda çeşitli yarışmalar düzenler. Selim bu yarışmaların bir kaçına iştirak eder. Ok atışı yarışmasında ki başarısı ve her attığını hedefe çabukluk ve çevikli ile isabet ettirmesi herkesi şaşkınlığa düşürür. Binicilik gösterisinde ki at sürüşü ile usta biniciliğini gösteren Selim atına hakimiyeti, savurduğu kılıç ve gürz ile de savaş sanatında ki ustalığı ile Ayışa’yı kendine hayran bırakır. Kırım halkının sempati ve sevgisini kazanan Selim, kısa bir aradan sonra savaşa, kılıca, at sırtında seferlerden bir fırsat bulup, daha önce inceleme için gittiği kadırga ile gelini Kırım’dan alarak Trabzon’a gelirler. Burada düğünü yaparlar. 1494 yılıdır. Osmanlı örf, adet, saygı, ve kültürünü sergileyen Selim bu sayede bir çok örfün Kırım ve Osmanlıların bir olan atalarından geldiğini gösterir.

Birbirlerine zaten aşık olarak evlenen Selim ve Ayşe bu aşklarını ömürleri boyunca taşırlar.

Şirler pençe-i kahrımda olurken lerzan,
Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek,</em
>

(Hastalıktan titrememe kahır olmama rağmen, beni elden ayaktan düşüren bir gözleri ahudur.)
mısralarını yazan Selim, Hafsa Sultan’a ne kadar aşık olduğunu gösterir.

Trabzon’dan İstanbul’a gelirler 1512 yılında Selim tahta geçer. Bu esnada Ayşe Sultan Edirne’yi ziyarete gider burada Hafsa Kasabasını baba topraklarına benzetir ve baba ocağına hasret ateşi ile bu kasabaya çok yardımda bulunur hayrı seven biri olarak oraya çeşitli binalar külliyeler yaptırır. Bu hayırlarından dolayı Hafsa Sultan olarak anılmağa başlar.

Birbirlerini çok sevmelerine rağmen birbirlerine hasret yaşarlar. Yavuz Sultan Selim tahta çıktığı 1512 yılından beş yıl sonra büyük sefere, Mısır Seferine hazırlanır 1517 yılında sefere çıkar. Mısır Seferinden üç yıl sonra 1520 yılında Şir Pençesi “aslan pençesi” denilen illete yakalanır. Manisa da iken kocası Sultan Selim’in hastalandığı haberini alan Valide Sultan İstanbul’a gelir, hızla sağlığını kaybeden Yavuz Sultan Selim, illetten kurtulamayarak hakkın rahmetine kavuşur.
1470 yılında doğan Yavuz Sultan Selim’in saltanatı sekiz sene gibi çok kısa bir müddet devam etmiş fakat bu kadar kısa müddet içinde «Bu dünya bana dar geliyor» diyecek kadar çok büyük işler başarmıştı. (Kısa süren ancak çok büyük işler başaran padişahlığı döneminden bir daha ki sayı da Yavuz Sultan Selim’den bahsetmek isteriz.)

Padişah vefat ettiğinde 50, eşi Hafsa Sultan 41 yaşındadır. Oğlu Sultan Süleyman daha sonra Kanuni Sultan hatta Muhteşem Süleyman Osmanlı İmparatorluğunun başına geçer imparatorluğun sınırlarını genişletir, Akdeniz’i Osmanlı gölü yapar. Annesi valide sultan, Eşi Yavuz Sultan Selim’in vefatından sonra üzüntüsünü unutabilmek için tekrar Manisa’ya döner.

Padişahlar çocuklarını Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde yetişmesi için bu şehirleri Sancak Beyliği olarak ilim ve sanat merkezi haline getirmişlerdir. Sancak beyi olarak görev yapan Osmanlı Şehzadeleri Saruhan eyaletini minyatür bir Osmanlı Devleti gibi görmüşlerdir. Şehzadeleri, lalalar ve hocaları yetiştiriyordu. Şehzadeye hem devlet hem başkent görevi yapan Saruhan Eyaleti bu dönemde en büyük imar faaliyetlerine sahip oluyordu. Hanlar, hamamlar, kervansaraylar, camiler, medreseler, imarethaneler, bimarhaneler, aşevleri, yetimhaneler, sıbyan mektepleri ile hem şehzade tarafından hem de şehzadenin annesi, paşa ve lalalar tarafından donatılıyordu. Sarayların, köşklerin, konakların, çeşmelerin, arasta ve bedestenlerin yapılması ile çok zengin bir vilayet olmuştu Manisa. 16 şehzadeden beşi II. Murad, Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, II.Selim, III.Murad.Yetiştikleri büyüdükleri çocukluklarının geçtiği Manisa’ya önem vermişlerdir.1410 yılında Osmanlı Sancağı olan Saruhan’da ilk Osmanlı eseri 1427 yılında yapılan Ali Bey Camisidir.
Manisa’nın şehzadeler sancağı olmasından sonra nüfusu da artmağa başlamıştır. Asırlardır Manisa dağı ve eteklerine yerleşmiş olan Manisa’nın artan nüfusu dağ eteklerine sığmaz olmuştur. Yerleşime yön vermek ve halkı aşağıya çekmek için Sultan Camii alanı Hafsa Sultan tarafından istimlak edilerek şehrin gelişme alanı belirlenmiştir. Sultan Camii alanında mevcut olan AliBey Camisi vakıf tarlaları bağ ve bahçelerin bir kısmı satın alınmış bir kısmı için ise bir başka alandan Alibey camii vakfına mal verilmiştir. Kazanılan bu alana 1522 yılında Sultan Camisi inşa edilmeğe başlanmış, Sultan camii ve külliyesinin yapımı üç yıl gibi kısa bir sürede tamamlanmıştır.

Sultan camii inşaatından sonra her geçen gün Selim’in ayrılığı, yokluğu, sevgisi Hafsa Sultan’ı daha da perişan eder daha fazla dayanamaz hastalanır. Hastalığına teşhis konulamadığı gibi çare de bulunamaz. Merkez Efendi Kânûnî Sultan Süleymân Hânın annesinin yakalandığı hastalıktan ötürü Valide Sultanın derdine çare bulması için padişahın isteği ve Sünbül Efendinin tenbihi üzerine Manisa’ya gider. Tıp bilgisi kuvvetli olan Merkez Efendi Manisa’da bulunduğu sırada çeşitli yerlerden dağlardan topladığı kırk bir çeşit baharattan meydana gelen bir mâcun yapar, Bu macunu yiyerek şifa bulan Valide Sultan eski sağlığına kavuşur. Merkez Efendi, Vâlide Sultan’ın Manisa’da yaptırdığı imâretin yanındaki dergâhta hocalık yapmağa başlar, imarete gelen hastalara da bu macunu yedirerek şifa dağıtır.

Ancak bu üzüntüsü ve kederi onu yıpratmıştır. 1520’de başlayan, Vâlide Sultan’lık dönemi kendisinin 1534’de 55 yaşında iken vefatıyla sona erer ve kocası Yavuz Sultan Selim’in türbesinin yanına defnolunur, oğlu Kanuni de annesine burada bir türbe yaptırır.

Kırım sarayında başlayan, Giray’ın asil kızı iken Şehzade Selim’in gözdesi olan, Osmanlı’ya Ayşe Sultan, oğlu Kanuni döneminde Hafsa Valide Sultan, Selim’i Yavuz, Süleyman’ı muhteşem yapan Osmanlı Saltanatının dünya imparatorluğu döneminde yaşayan hoşgörü, tevazu timsali, asalet sahibi Ayışa’nın Karadeniz’i aşıp gelen, İstanbul’u bırakıp Manisa’ya giden sevgi yolculuğu Manisa’da son bulur.

Allah rahmet eylesin.

From → TARİHE YOLCULUK

Yorumlar kapatıldı.