İçeriğe geç

REİSDERE KÖYÜ

21 Haziran 2013

Reisdere: Çocukluğumda, ata biner gibi bacak aramıza aldığımız tütün kargılarını at yaptığımız tozlu sokaklarında koşuşturduğumuz köy.

Yer gök taş, evler taş, yollar taş tozu, sokakların iki yanı bahçe duvarları kilometrelerce taş, bazıları tek çoğu iki katlı büyük sakız tipi planlı evler. Alt katları tütünlerin deniz kıyısında ki tarlalardan kırılarak eşekler ile getirildiği doldurulmuş küfelerin boşaltıldığı ve çoluk çocuk yaşlı her aile ferdinin bu tütünleri şişlere dizdikleri kireç sıvalı duvarları tütün kokusu sinmiş, rabıta kaplı tabanları, ahşap kirişli tahta tavanları,kapıları iki kanatlı tek mekanlı büyük depolar.

Bir ucunda dizilen şişlerin kargılara geçirildiği istif bölümü, bir ucu mutfak, zifirli eller ile yapılmış yemeklerin yine zifirli eller ile yiyerek tadına varamadığınız ama bahçede yetiştirilmiş elbette doğal sebzelerden yapılmış domates salatası ve taze fasulyenin, zeytinyağının leziz tadını biz de çocuk halimizle tadını anlamadığımız yemekleri yerken bir taraftan da tütün dizen usta yaşlı eller, yorgun yüzler ama gülümseyecek hatta gülecek kadar da neşeli yaşlı yüzler, çakır gözlü güzel yengelerim, halam ve yeğenlerim.

Arnavutluktan mübadele ile buraya yerleşmişlerdi dedemin kardeşleri, Reisdere Köyü tamamen akraba. Her yaz bizde Manisa’dan tatile gelirdik, bize tatil babama amca çocuklarını ziyaretti aslında onlar sabahın alaca karanlığında şimdi villa dolu o zaman ki tütün tarlalarına giderler öğle güneşi tepeye varmadan köye dönerlerdi. Basık tepenin bir ucu deniz arka ucu köydü.

Öğleyin yemekten sonra biraz dinlenilir kahve çay ve sohbetten sonra ikindi vaktine yakın yine tepe aşılır denizin hafif çalkalandığı beyaz köpüklü hali sırttan güzel gözükürdü. Bizler eşeklerin semerine bağlanmış iki yanında ki boş tütün küfelerinin içinde sallana sallana elde çomaklar ile eşeğe vuracağımıza birbirimize vurmak ister korunmak için küfenin içine çökerdik. Tütün tarlasında ki hasırdan çardaklara malzemeler indirilirdi. Bizde büyüklerin yardımı ile küfelerden indirilir, denize don gömlek girerdik. Akşamın karanlığı basmadan güneş denize değmeden dönüş başlar yorgun bizler dolu küfelerin yerine eşeklerin semerine diğerimizde kıçına biner tıngır mıngır köyün yolunu tutardık.

Gündüz dizilmiş tütünler kargılara geçirilmiş evde kalan ihtiyarlar tarafından güneşe sergiye çıkarılmış bile. Akşam yemeğinde yorgunluktan uyuya kalan bizler uykuda, eşek sırtında ki sallanmadan semerin sırtımıza vurup açıyan kemiklerimizin sızısını duymazdık.

Eski bir Rum Köyü idi Reisdere. Her bahçe duvarı her evi beyaz kireç boyalı hatta avlularının tabanları dahi bembeyaz temiz bir köydü. Sanki planlı dar gölgeli sokakları bakımlı evlerinin, ufak ama koruk asmasının mutlaka olduğu avluları bazılarının sebze yetiştirildiği geniş bahçeleri vardı. Kuyusu olan da vardı ama suyu kıttı köyün belli yerlerde ki köy kuyularından çekilirdi su.

Üst kata bahçesinde ki taş basamaklı merdivenden çıkılır son basamağın sahanlığı geniş kare planlı bir taraça olurdu. Akşam içeriye yatmağa girmeden burada denizden gelen tatlı serin esinti ile bir sigara daha içilir, daha sonra konuşmalar seyrelir, yorgunluk çöker, gözlerin kapandığı akşamın karanlığında zor seçilir, iyi akşamlar diyen orta yeri sofa dört büyük odalı üst katın oda kapıları bir bir kapanırdı.

Önce Rumlar Sakız’a sonra mübadele göçmenleri Arnavutlar İzmir’e göçdü Reisdere’den. Şimdi TOKİ geliyormuş. Gelse ne olur? Gelmese ne olur? Eski anılar, evler, tozlu sokaklar, esintili taraçalar, en önemlisi muhabbetin vesilesi tütün, tütünün zifti kokusu yok artık. Beyaz evlerin bir çoğu yıkık bir kısmı yıkılarak yenilenmiş alacalı renklenmiş.

Toki gelse nolur? Gelmese de hatırım kalmaz, gelse de hatıram olmaz.

From → ANADOLU'DAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: