İçeriğe geç

PASTA TADINDA HAYALLER, 

26 Temmuz 2015

Sokağa bakan yüzünde küçük çerçeveler arasına yerleştirilmiş camların yer aldığı beyaz bir vitrini var. Meraklanıyor insan o kadar temiz saf sade ki girmeden yapamıyorsunuz. Kapıyı ardına kadar açmadan aralayınca bir zil çalıyor kulağı tırmalayan cinsten değil kibar, içeriden birileri mutlaka dönüp bakıyor bir anda mahcubiyet hissi uyanıyor önünüze bakıyorsunuz ayağım bir şeylere takılmasın kabilinden bir bakışın ardından gözleriniz tezgaha yöneliyor o da bembeyaz ince ahşap çıtalardan oluşan camekanlı bir vitrin, içi rengarenk. Adına tezgah demek onu biraz basitleştirmek sayılır o kadar sıcak cana yakın ki hemen ona doğru yöneliyorsunuz. Gözlerini alamadığınız bir anda biri yumuşak bir tonda sesleniyor. “Buyurunuz, hoş geldiniz.” Sizin cevabınızın ardından oturacak mısınız, sipariş mi vereceksiniz? Oturacak mısınız dediğinde gözlerinizle içeriyi tarıyorsunuz cam kenarına yakın bir masa boş, beyaz örtülü ortasında ki vazoda rengarenk çiçekler beyaz sandalyeler zaten içerisi tamamen beyaz ışıl ışıl dinlendiriyor ilk bakışta insanı.
“Oturayım” deyip gözünüze kestirdiğiniz masaya bakıyorsunuz. Aynı yumuşak ses, “buyurun ben gelip siparişinizi alırım.” Seçtiğiniz masaya yönelip giderken göz göze geldiğiniz yaz günü olmasına rağmen şık giyimli müşteriler gülümsüyor adeta hoş geldiniz der gibi ne kadar sevecen sıcak candan bu insanlar seçerek mi buraya alınmış demekten kendinizi alamıyorsunuz siz de seçilmişlerin arasında masanıza oturuyor ve oturduğunuz seviyeden tekrar kimler var acaba var der gibi etrafa kolacan gözlerle baktığınızda aynı gülümseyen yüzler sıcak bakışlar göz göze geldiğiniz de selam verir gibi tebessümün biraz daha yüzde sürüp gittiği bazılarında hafif bir baş eğiş.

 

Dekoru inceleme bahanesiyle mahcubiyetinizi tavanlara avizelere duvarlarda ki beyaz çerçeveli siyah beyaz resimlere gezdiriyorsunuz. Avizelerde ki kıvrımlı beyazlar referans yapanları, balerin kızların hareketlerini andıran eğrilip bükülen beyaz çubuklar ne kadar zarif uyumlu gözünüz tavana kaydığında aynı zariflik ve bir ritim içerisinde yerleştirilmiş aynalar sizi tavanda gösterirken banko arkasında ki hanımın yumuşak sesi sizi kendinize getiriyor.

-Buyrun beyefendi, tekrar hoş geldiniz.

-Ne kadar güzel, ne kadar sıcak, ne kadar hoş bir yer burası, bu güne kadar hiç farkına varmamışım.

-Haklısınız farkına varmamakta yeni açıldık sayılır.

-Ben aslında torunumun yaş günü için pasta siparişi verecektim. Oturmayı düşünmüyordum. Hayranlığımın, başımın dönmüşlüğünü oturarak hafifleteyim istedim. Siz siparişimi hazırlayıncaya kadar bir orta kahve içeyim.

-İltifatlarınıza çok teşekkür ederim, siz gibi değerli müşterilerimize hizmet etmek onlara saygının sevginin hem hayatın hem damak tadının en güzellerini sunmak bizlerin kaçınılmaz görevi efendim: Unutulmuş bu hasletlerimizi canlandıralım, sadece biz değil müşterilerimiz de unutulmuş dostlukların, gülümsemelerin, hatır sormaların yanında yitip giden arkadaşlarımızın gelecekmiş gibi umutların yeşerdiği beklentilerin kaygıdan ziyade umuda dönüştüğü, yaşandığı, sessizliğin yanında yüzlerin konuştuğu, alçak tonda ki seslenişlerin kulaklarda nağmelendiği, eski yaşanmışlıkların hayallendiği, saygılı sevdaların, hülyalı bakışların hatırlandığı, unutulmayan renklerin, el ele temaslarda ki sıcaklığın, birleştirilen genç hayatların, siyah beyaz iki kenarı delikli şeritlerin kopmuş bölümlerini ışığa tutup bakıp tekrar yaşadığınız bir yerdir burası.

 

Doğum gününde sevdikleriniz ile beraber pastamızı yerken torununuz doğum günü mumlarını üflerken bizleri de yanınızda hissedin, zaten pastamızın tadı bizleri size hatırlatacak beraber olmamızı sağlayacaktır.

 

Hayat, yaşananlar, yaşadıklarımıza rağmen yüzlerimizde ki tebessüm hiç eksik olmasın.

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: