İçeriğe geç

MADE IN TURKIYE

7 Şubat 2016

Aklımızın ermesi değil de kandırıldığımız zamanlar “Annen abini doktora götürecek.” Laflarının ardından çok az zaman geçmese de yalan söylüyorsunuz deyip yalanı doğruyu kavradığımız ama kendimizden emin olmadığımız zamanlar.

 

Okul çağları birinci sınıftan beşe kadar “yerli malı her türk kullanmalı” dediklerinde hatırladıklarımız bildiklerimiz büyüklerimizden duyduklarımızdır. Sümerbank’ın yaptığı postalların, haki yeşili kıyafetlerin sağlamlığına, Gediz ovasının tarlarında ki pamukların OSB tekstil fabrikalarıyla fanilada donda olduğunun güveni bizim tarladan bizim fabrikadan bizim iç kıyafetlerimiz dediğimiz. Gabardin, gömleklik, poplin, pamuklu, kaşmir, kaşe, blazer kumaşlarını raflardan indiren manifaturacı Haki Amca’nın saf yün, saf pamuk inançlarında ki güvenle usta terzilere götürülen kumaşların kıymetine binaen yelek çıkar bi de kasket yapıver adına adamlık dediğimiz takım elbiseler. İslam Usta’nın her müşterinin ayağını kalıba alarak yaptığı ısmarlama eskimeyen ayakkabılar. Bayramlarda giyip kafasını bez örtüye sokup elini kaldırıp poz verdiren foto kazık Hüseyin Amca’ya gidişimiz. Siyah beyazların temizliğinde netliğinde ki ustalıkların unutulmaz hatıralarının sandıklarda saklandığı zaman zaman çıkarılıp hatıraların canlandırılmak istendiği zaman boşlukları.

 

Organik inorganik kelimelerinin türetilmediği ama kışın saklanan tohumların yazın tarlalara gömüldüğü, çapadan başka işlem istemeyen hayvan tersinin gübre olduğu arada bi sulandığı toprakların bereketli ürünleri, odun ateşinde güveçte kalaylı bakır tencerede pişen yemeklerin lezzeti olurdu.

 

Yediklerimizin giydiklerimizin saflığı temizliği satıcıların dürüstlüğü insanlığa yansır evine helâl kazanç getirir, helâl lokma yedirir, yalan hile huda bilmez dürüstlükleri buralardan gelirdi. Ana baba konu komşu mahallede ne kadar çocuk varsa her birini terbiye ederken, usta sanatını öğretirken, öğretmen öğrenciyi eğitirken, her biri helâle halel getirmezlerdi.

 

Elbiseler üstümüzde eskir yamalanır, ayakkabılarımızın tabanları pençelenir giyilir, azıklar katık edilir, her yemeğe besmele ile başlanır, yemekten sonra dua edilir, “Allah olmayana da versin” denmez olmayana götürüp verilirdi.

 

Hastalıklar ilaçsız tedavi edilir, kinin gripin çok az kullanılırdı. Karın ağrısına ayakların altına sıcak tuğla konurken, baş ağrısına sıkma sıkılırdı. Üşüttün teşhisi konulur sırta gaz yağı sürülür, kupa çekmeyi bilen komşu çağırılır, yün basılarak, tedavi edilirdi. Sülük ayak kol ağrılarına iyi gelse de hacamatla kan aldırmak daha bi rahatlatırdı. Faytonla doktora gidilir ekseri doktor eve gelirdi. Çantasında bulundurduğu ilaçı hemen iç diye verir sonrası için reçete yazar ilaçlar eczanelerde banko gerisinde tezgahta yapılırdı.

 

Bunca saflık, temizlik, inanç, helâl kazanç, bereket, komşunun derdinin mahallelinin derdi olduğu, hayır duanın dudaklardan eksik olmadığı, gönüllerde hep iyi dileklerin dilendiği, acıların sevinçlerin paylaşıldığı… zamanlar geçtiiii gitti.

 

Keşke geçmeseydi: 21.yy’da

Laik müslüman ülkemiz, Cumhuriyet yönetimimiz, başka devletlerde olmayan demokrasimiz ile dünyada tek devlettik.

 

Bu ülkede üretilen her şey yapılan, satılan üretilen gani ve tabii, ihraç edilen harbi ve garantili, alış verişte samimi ve hesabi, itimat ve güvende tektik.

 

Dünya ülkelerinin mallarımızı ithal ettiği, her şeyimiz ile güvenilir ülke ve dünya markası MADE IN TURKIYE idik.

 

 

 

 

 

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: