İçeriğe geç

DÜNYAYI ÖDÜNÇ ALDIK.

13 Şubat 2016

Afrika’da her sabah bir ceylan uyanır, en hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini, yoksa öleceğini bilir. 

Afrika’da her sabah bir aslan uyanır, en yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini yoksa aç kalacağını bilir. 

Aslan ya da ceylan bir önemi yoktur. Yeter ki güneş doğduğunda koşmak zorunda olduğunuzu bilin. (Alıntı)

Bir vesile ile demeyeceğim Jeoparkın reklamı olsun. Kula jeoparkı da demeyeceğim Türkiye de zaten bir tane var. İşte Avrupa Jeoparklar Birliğinin toplantısına gitmiştik, Finlandiya/Helsinki/Oulu. 

Oulu sakin bir şehir nüfusu 150 bin cıvarında. İlk günümüz, bizi gezdiren otobüs şoförüne akşam nerede yemek yiyebiliriz diye sorduk. Bizim otele yürüyüş mesafesinde bir restoran tarifledi. (Bu yemek proğram harici olan bir geceydi.) Restoran dolu, çocuklu aileler olmasına rağmen sessiz. İç kısımda bir masaya oturduk sipariş almaya gelen garson kıza otobüs şoförünün tarif ettiği balık siparişini verelim dedik ama tarifi anlatamadık kız da anlamadı zaten. Erkek garson devreye girdi. İngilizce soruyor kendi aramızda balığın adı neydi deyince ya hemşerim dedi samimiyetle, abisinin restoranıymış abisi 25 sene kendisi 10 sene önce gelmiş. Diyarbakır nire Oulu nire dedik, çok Türk var burada. Başladı Oulu’yu Finlandiya’yı anlatmaya hiç polislik vak’a olmaz burda, sessiz sakin ve çok çalışkan milliyetçi insanlardır bunlar, bilgisayar teknolojisinin merkezidir burası dedi. Yemek hakikaten çok lezzetliydi Finlandiyalı şoför Türk restoranını tavsiye ediyor.

Ertesi günü otelin lobisinde olan bisikletlerden birer tanesini oda numaramızı vererek aldık. Bisiklet ile Oulu’yu gezmeye başladık. Bisikletler kontra pedal. Bir caddenin başına geldik sevgi yolu trafiğe kapalı bisikletleri elimize aldık yürümeğe başladık. Kaliteli mağazaların bulunduğu nezih şık giyimli insanların dolaştığı bir cadde. Ortasında yer yer banklar var bunlardan bir tanesinde üç kişi kılık kıyafeti farklı ellerinde sigara sırıtır vaziyette herkese rahatsız edecek şekilde bakıyorlar. Bizim memleket manzaralarından biri olmasına rağmen bu ortamda bize dahi itici geldi.

Avrupa da turistik kentleri neden ziyaret ederler, göze kötü gözüken, görüntü kirliliği meydana getiren hiç bir çirkinliği göremezsiniz. Sonbaharda yerlere dökülen çınar yaprakları o sokağın caddenin dekoratifi görünümündedir. Başka da bir çer çöp yoktur. Yıkıntı, tuğla duvarlı, sıvasız, çatılı, çatısız, kaçak, ilave kat, gecekondu, binaya dayanmış vinç, kentsel dönüşüm saçmalığı planlar, iç çamaşırlar dahil manifaturacı dükkanı balkonlar, karagöz perdesi gerilmiş balkonlu apartmanlar, sabahın yedisinde havalı kornalar, gece yarısı naralar, çarpılmış hayatlar… bunlara benzer daha niceleri yoktur. Saygısız, fütürsüz, arsız, yüzsüz, kılıksız… kimse de yoktur. Bir kaç dilencinin, punkcunun dışında. Tabii saat 21.00’e kadar. Zaten o saatten sonra çalışan insanların sokakta işi ne?

Amerika’da New York’un meşhur Times meydanına, köşe başkarına saat 18.00 oldu mu, polisler arabalarıyla gelip konuçlanırlar. Bu saatten sonra insanların yürüyüşleri bile değişir. Değil ki yanlış bir hareket yapsınlar.
Kendilerinden olmayanları dışlayıp huzurlarını bozmak istemiyorlar, ya adam olacaksın ya da hapsi boylayacaksın arka kapıdan salıverilmece de yok.

Gülmek, huzur, yaşamak onlara. Acı, keder, ağlamak bize. Eğlenmek, çalışma, ekmek, aş, iş onlara. Düşünmek, katık etmek, geçim derdi bize.

Yabancılar, “Bu dünya bize atalarımızdan miras kalmadı. Biz onu çocuklarımızdan ödünç aldık” derken doğruymuş. 
Biz büyükler emanete hıyanet ettik, dünyamızı, ülkemizi, memleketimizi hala adam edemedik.

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: