İçeriğe geç

HARÛT MARÛT

17 Ekim 2016

Bakara suresinin 102. Ayetinde Harut ile Marut isimli meleklerden bahis vardır. Bu iki melek bazı rivayetlerde şöyle anlatılır: 

Ahmed İbni Hanbel (Müsned) ve İbni Hibban (es-Sahih)’in Ibni Ömer’den rivayet ettiğine göre, Peygamber’imiz (s.a.v) buyuruyor ki: Adem (A.S.) yeryüzüne indirilince melekler, «Yâ Rabb’i! Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ederken sen yeryüzüne fesat çıkarıp kan döken birini mi yaratacaksın?» derler. Allah ‘Ben, sizin bilmediğinizi bilirim’ diye buyurunca melekler yine «Ey Rabbimiz, biz sana ademoğlundan daha çok bağlıyız.’ derler. Bunun üzerine Allâh ‘iki melek getirin, bakalım nasıl davranacaklar’ diye buyurur. Melekler «Ey Rabbimiz, Harut ile Marut’u seçiyoruz» derler. Allah, ikisine ‘Yeryüzüne ininiz’ diye buyurur. Onlar da inerler. Çiçeklerden biri güzel kadın kılığına sokularak karşılarına çıkarılır, hemen yanına sokularak onunla yatmayı teklif ederler. Kadın onlara «Şirk ifade eden şu cümleyi dilinizden duymadıkça hayır» diye cevap verir. Onlar da «Hayır, bizler hiç bir zaman Allah’a şirk koşmayız» diye karşılık verirler. Bu cevapları üzerine kadın yanlarından ayrılır. Sonra onunla yeniden karşılaşırlar. Yanında bir bebek taşımaktadır. Hârut ile Mârut yine kadından kendilerine teslim olmasını isterler. Kadın «Bu bebeği öldürmedikçe olmaz» diye cevap verir. Onlar da «Hayır, Allah adına yemin ederek söylüyoruz ki, biz hiç bir zaman onu öldüremeyiz» diye cevap verirler. Bunun üzerine kadın yine gözlerden kaybolur. Az sonra elinde bir kadeh içki ile geri döner. Yine ondan kendilerine teslim olmasını isterler. Kadın «Şu kadehteki içkiyi içmedikçe olmaz» der. İçkiyi içerler. Sarhoş olunca hem kadının ırzına geçerler, hem de çocuğu öldürürler. Ayılınca, kadın onlara «Allah’a yemin ederim ki, sarhoş olunca daha önce reddettiğiniz günahların her ikisini de işlediniz» der. Bunun üzerine Allah tarafından ya dünyada ya âhirette yaptıklarının cezasını çekmeyi tercih etmeye çağırılırlar ve dünya cezasını tercih ederler.”

Özellikle tefsir kitapları Hârût ve Mârût’un kişiliklerine dair İsrâiliyat’a dayanan pek çok rivayet aktarır. Ancak müfessirlerin (Kur’an’ı tefsir eden) çoğu bu rivayetlerin asılsız olduğunu kabul etmektedir. Muhaddisler de ( (Hadisleri derleyen) Hârût ve Mârût’la ilgili hadisleri tahlil edip aynı sonuca ulaşmışlar ve bu rivayetlerin asılsız olduğunu kabul etmişlerdir. 

İşin bu tarafını ilahiyatçılara bırakalım. Ama etrafımızda ki tezvir, müzevir, miskin, müptezel, edepsiz kimselere örnek olsa gerek.

Dünyada edinilen değerli kazanımlar edebe aittir. İslam alimleri, ulemalar, hak dostları “Edep ya hu” sözü üzerinde çok durmuşlar, tasavvufî ilim ve mertebe kat ederlerken bu sözü düstur edinmişlerdir. Halk arasında da bir çok yerde, dergâh, dernek, işyerlerinde, hat yazı örneklerinin en güzelleri ile yazdırılıp duvarlara asılmıştır.

Edep, bir toplumda örf, adet ve kural halini almış iyi tutum ve davranışlar veya bunları kazandıran bilgi anlamında kullanılan bir terimdir. Terbiye; fiilen insanlara lütuf ile muamele etmek, güzel ahlak, usluluk, haya, ahlak kurallarına uygun hareket etmek demektir. 

Haya sıyrılmış inmiş, öyle yüzsüzlük ki her yerde. 

Ne çirkin yüzleri örtermiş, meğer o incecik perde. 

Vefa yok, ahde hürmet hiç, lafe-i bi medlul. 

Yalan raiç, hiyanet mültezem, her yerde hak meçhul. M.Akif Ersoy

Bu sözlere bakınca edepsiz tamir terbiye ve iflah olmaz. Edepsiz doğuştandır. Terbiyesiz sonradan olunur. Terbiyesiz ile farkı buradadır. Terbiyesiz ıslah ve iflah olur. 

“Edepsizden terbiye beklemek gereksizdir, geçme katırın önünden teper, zira onun aslı eşektir!”

İnsanla hayvan arasındaki fark edeptir. MEVL NA Celâleddin-i Rûmî (K.S.)

Terbiyesizin tarifinde görgüsüzlük vardır, kabadır, okum derken bokum der farkına vardığında utanır bozarır özür diler. Ama er veya geç kendini düzeltir edepsiz böyle değildir. Utanmaz sıkılmaz.

“Utancı giden kimsenin kalbi ölür.” Hz. Ömer

Varoluşu edepsizlik üzerinedir. Edepsiz her konuşmasında her anlatımında ahlaksızlığını ortaya koyar. Edepsizin dünya umurunda değildir. Bencil, arsız, yüzsüzdür. İftira, dedikodu, itham, yalan, riya, bazılarının hoşuna giden şeyler onu kamçılar, azdırır. Kuduz köpek gibidir salyaları akar, İftira ve ithamda bulundukları sessiz kaldıkları müddetçe, edepsiz saldırdıkça saldırır.

Bu gibi durumlarda Yunus Emre şöyle demiştir. 

“Edebim el vermez edepsizlik edene.

Susmak en güzel cevaptır edebi elden gidene…” 

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: