İçeriğe geç

GÜÇLÜ OLMAMIZ GEREKİR…

18 Aralık 2016

Şaşmamak lazım kurtuluş savaşı esnasında iki çocuk askerin kıyafetlerine, ayaklarında ki bezden postalımsı giyeceklere. Şaşmamız gereken şimdi olup bitenlere. 

Kar kış kıyamet, ayakkabıları gözükmüyor üstüne sardığı naylon poşetlerden. “Neden?” diye soruyorlar. “Su alıyor da ondan.” Pantolon mu, eşofman mı, akşam soğuk yatağına girdiği pijaması mı altında ki? Üzerinde kısacık bir ceket. Hava buz kesmiş, kar yağıyor, yerler ıslak, su birikintileri her adımda. Henüz sabah erken sanayide işe gidiyor 11 yaşlarında, gün ayaz mı ayaz. “Para biriktirince alcem.” Diyor, ayağında ki poşetlerden utancından.

“Hangi birini alcen be aslanım?” gözleri pırıl pırıl parlıyor, cin gibi.

Bu gördüğümüz ne ilk ne de son manzara kurtuluş savaşında ki yokluğa yoksulluğa hayıflanırken gösterilen kahramanlık destanlarıyla avunuyoruz. Şimdi teröre kurban giden gencecik fidanların ana babalarının “Vatan sağ olsun” demelerine göz yaşı dökerken başlarını soktukları evin çatısının çöküntüsünden giren yağmurun, kapısının aralığından üfüren rüzgarın, camın boşluğundan girmeye çalışan karın baskınlığına üzülürken şehide dökülen ağıtlara katıla katıla ağlarken geride gördüğümüz görüntülerle hüznümüz üzüntümüz memleketimizin hali pür melali ile yüreğimiz daha bi yanıyor yanmıyor dağlanıyor.

Bir yanda terör belası ile mücadele ederken öte yanda komşularımızda ki iç savaşlar sınırımızda dönen entrikalar yedi düvelle boğuşmamız yıllardır hala sürüp giderken iç huzurumuza kavuşamamamız. 

Dedemizden miras kaldı Cumhuriyetten önce ki son Osmanlı dönemlerinin anlatımları, babalarımız devam ediyordu savaş yıllarında ki çocuklukluklarını yokluklarını, ninem evde ki yangını, anam sokakta olanları. Hep sıkıntı üzüntü hüzün millette dert tasa, miras kalıyordu babadan atadan bilhassa.

Giyeceğin binbir yama ile renginin kaybolduğu, yiyeceğin ekmeğin yokluğu, arpa yulaf unundan yapılan ekmeklerin getirdiği hastalıklar, verem, sıtma, kolera, kabakulak ile ölümün kol gezdiği, yıkık duvarların teneke çatılarında ki barınaklarda temizliğin yapılamadığı, soğuk suların kış günü sokak çeşmelerinden temin edildiği, ısıtmak için çalı çırpının dahi bulunamadığı, tenekelerde yıkanan giysiler, yarım yamalak temizlenen hasta bedenler. Savaş yıllarının ardından yaşanan yokluk yılları, hep nedenler niçinler.

Çok değil 100-150 yıllık anılar bunlar. 

Düveller yedi iken 72 olmuş, bir yanda bunlarla alttan alttan boğuşurken, bir yanda kalkınma diye uğraşırken, öte yanda ilim irfan cehaletle, ekonomiyle, geçimle, miras kalan yoklukla, her gün onca kaza ölüm, bunca adam öldürme, canlı bomba, patlama, şehit, gasp, şiddet, hiddet, kadın cinayetleriyle günlerimiz boş geçmezken, hastalıklarımız için için milletimizi kemirirken, hastane hapisane yetmez olmuşken, ne zaman bitecek diye beklerken, “Ülkemizin konumu güçlü olmamızı gerektirir” denilirken, daha çekilecek çilemiz var demektir.

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: