MANİSA, BAĞIMIZ.
Rahmetli babam her Manisalının bağı olmalıdır, çoluk çocuk bağ zamanı mahzun kalmasın, Manisa’ya yakın olsun gelip gitmesi kolay olsun diye, Horozköy Altınçukuru tımarında bağ almıştı. Üzümü lezzetli, çeşidi bol, bilhassa Misket üzümü akşamları damımızın önünde oturduğumuzda kokusu geceyi sarardı. Üzümlere kadar eriğin, kirazın türlü türlüsü, üzüm zamanı incir badem, daha sonra zeytine kadar yazlık kışlık her çeşit meyveyi üreten ağaçları asmaların arasına dikmiş, aşılamıştı babam.
Üzüm gelirden ziyade yemeklikti, eşe dosta, bağı olmayan müşterilerine dağıtırdı. Arta kalanı kurutur çuvalları sergiye yatırınca, sergide uzun ve iki kere yaptığı askerlik anılarını hatırlar askerde söylediği türkülerini mehtaba karşı tuttururdu. Bu şarkıları duyduğumda, dinlediğimde, babam aklıma gelir rahmetle anarım. Tulumbanın buz gibi berrak suyunun lezzeti hala damağımdadır.
Benim tarımcılığım üzüm kadardı. Pamuğu Gediz kıyısında ki uzakta ki bağ komşularımızdan, tütünü tütüncü olan Çeşme’de mukim akrabalarımızdan dolayı bilirim. Bunlar millidir, yerli malıdır, Gedizimizin bereketidir. Üzümün tadını, tütünün kokusunu, pamuğun beyazını, üreteni severim.
Bağ komşularıyla çıktığımız badem başağını, incirin bardacığını severim. Üzümün kütürdediği tulumba suyunun içinde ki buğulu halini, çekirdeksiz olanını severim. Bağ zamanlarını, bağ bozumunu değil ama bağa taşınmayı, göçmeyi severim, çocukluk anılarımı, sıcak Manisa’nın bağdaki serin akşamlarını severim. Cibinliğin içinde yorgana sarılışımı, geceleri uykumun arasında uzak yakın köpek havlamalarını, köpeğim koca Gudo’nun cevap verişini, akşamları gece bekçilik yapsın diye “Baba, Gudo’yu salayım mı?” Cevabını alıp zincirinden çözüp salıverilişini sever, yaşlılıktan ölen Gudo’yu özlerim, sabahları erken kalkışımı, Ağustos böceklerinin, annemin zoruyla uyutulduğum öğle uykularımdaki çın çın sözde ötüşlerini her şeye rağmen unutamam. Kuş avlamaya gidişimi severim, hatta özlediğim çocukluğum anılarımın vazgeçilmezi, beni peşinden koşturtan kuşları severim, ağaçlara tırmanışımı, her incir, badem ağacını, çitlembiğini dahi unutmadığım bağ sınırlarındaki, tozlu bağ yolu kenarlarındaki, duruşlarını, ağaçları severim, hala gözlerimin önündedir. Akşam karanlığı çökmeden gün batımı vakti bağın başından babamın gelişini gözlediğimi severdim. Koşar elinden fileyi alırken, özlediğim babamın gülümseyişini severdim.
Sonbahardır hala hüznümün dalga dalga geldiği
Çocukluğumun anılarımın gözümün önüne serildiği
Bağbozumunu hiç unutmam köpeğim Koca Gudo’yu
Dedem derdi, memleketten herhalde ismini koyduğu
Üzümün billur rengiyle ağızda kütürdeyen sesi
Sonbaharın esintilerle gelen serin nefesi
Elimde sapanta koşarken o ağaçtan o ağaca
Gitme der gibiydi peşinden koştuğum saka
Rengarenk tabiat, sarı kahverangi oldu yeşiller
Kırmızı olmuştu bağ damımızın yanında ki çitlembikler
Üzüm çuvalları çoktan gitmişti sergiden Tariş’e
Boş sergi yerinde binerdim üç tekerlekli bisiklete
Babam son bir defa yoklardı etrafı, damı, bağı
Annem vedalaşırdı komşularla gözleri ağlamaklı
Sararan bağlar renkli asmalarda çiğ taneleri
Eşya yüklü at arabasının dingilinde göç sesleri
Geride bıraktığım bidaha ki seneye özlediklerim
Silerdi özlem dolu yaşlı gözlerimi küçücük ellerim
Hem bağ, hem çocukluğum hem de babam gitti hayatımdan
Ömrümce unutmayacağım anımdı hepsi çocukluğumdan.
Hüzünlü Sonbaharlarımdan.
Yorumlar kapatıldı.