İçeriğe geç

GÖLMARMARA,TARİH SAYFALARINDAN SİLİNDİ. GEDİZ’DE SIRAYA GELİNDİ.

15 Aralık 2021

Filmlerde sıkça görürüz dağdaki ahşap evinin terasından kıstığı gözleriyle ufukları süzerken, yaşlı adam “Bu kış çetin geçecek” der. Bizim yağışsız kurak geçen aylarımız da bu film karesini anımsatıyor. “Bu yaz kurak geçecek.” Kurak yıllarda daha önce ozon tabakasına bahane bulunurken meğer işin bahanesi değil gerçeği, ülkemiz kuraklığa doğru hızla gidiyormuş. İnsan şehri yapar derken insanlarda ülkeyi yapıyor. Toprağın, suyun, ağacın, ormanın kıymetini bilmezsek olanlardan ne bekleriz ki?

        Jeomorfoloji biliminde doğanın tahrip olması iki farklı olaya daha doğrusu felakete bağlanır. Birincisi, sel, deprem, heyelan, rüzgar, vb gibi tabiat olayları.  İkincisi insanların yaptığı, maden ocakları, karayolları,  plansız yerleşim alanları, kentleşme, kontrolsüz sanayileşme, orman yangınları gibi yeryüzü tahribatları.

         Gediz (Hermos): Murat Dağı’ndan doğmuş dünyanın oluşumu zamanında çöken ve yükselen yer kabuğunda kendine bir yatak bularak Ege Denizi’ne doğru yola çıkmış, Uşak’tan geçip Selendi’ye ulaşmış volkanik yapı burada Gediz’e yatak hazırlarken yorgan gibi üstüne gelen lavları soğutarak yüksek duvarlar meydana gelmiş Yelimere Kanyonu oluşmuş.

        Buradan akmakta biraz zorlansa da Kula’ya geldiğinde daha doğrusu Katakekaumene’ye geldiğinde aman Allah’ım; tozlar, dumanlar, kazanda kaynayan Kula keşkeği gibi ordan burdan fışkıran lavlar, gulup gulup yaparak kaynayan tepecikler ile boğuşmuş. Yol boyunca lavlar, tepeciklerden inip çıkıp akarken her bir krater ağzından, aşina bildiği toprakları vadileri yol etmiş akmış, gitmiş de gitmiş. Gediz bunlarla yıllarca cebelleşmiş. Kâh yönünü çevirmiş güze, kâh kızgın lavlarla gelmiş yüz yüze, ne yöne gideceğini akacağını bilmez avare bir halde, darbeyle başı ezilmiş yılan gibi kıvrılmış eğrilmiş bükülmüş çoğu yerde kıpkızıl lavları soğutmuş heykel yapmış, üstüne çok gelenlere yenik düşmüş, vadilere çökmüş. Her çöküşte zeminde bıraktığı çökeltiler ile yaşanan zamana çentik atmış. Kula Peribacası, Adala kanyon loncası, derken Ahmetli’ye yaklaştığında nefeslenmiş lav akıntıları ile boğuşmaktan bitap düşmüş Gediz. Ahmetli, Dibekdere, Kendirlik, daha ileride Gölmarmara’ya ulaştığında, bu düz alanda, bölgede, ovada, Gediz, Amazon yağmur ormanlarında ki sular nehirler gibi sakin durgun ve ormanların içerisinden akmış yıllar, yıllar önce. Bu topraklara taşıdığı alüvyonlar ile bereketi de taşımış. Bulduğu geniş düz yumuşak kumlu zeminde yayılmışta yayılmış. Siz Ramazan Pidesi deyin ben diyeyim Seha Ülkesi. 

      Gediz’in suladığı verimli topraklar, lav kumlarından oluşan tarlalar, eski insanlara mekân olmuş her bir kıvrımına boyna dolanan fular gibi birileri gelmiş otağ kurmuş. Kimileri beylik, kimileri dirlik, güçlü ve kalabalık olanları krallık olmuş. Seha Ülkesi 12 Pisidia kentinden oluşmuş. Seha Krallığı da, Ahmetli’nin Dibekdere, Kendirlik az daha gidince Marmara gölü ve şimdiki Hacıveliler’in sırtlarına Kaymakçı Tepesine Gediz’in Marmara Gölü’nü oluşturduğu geniş, denizi andıran bölgeye yerleşmiş. Tarım ile zengin olan bu krallık büyük tekneler ile Ege Denizi’ne Gediz’den ulaşmış denizaşırı tarım ticaretini de elinde tutarak Gediz kıvrımlarında ki diğer kentler ile ticareti yönetmişler.

       Gediz: Lavlarla olan güçlü savaşı, büklüm büklüm kıvrılarak akışı, topraklarında insanlara hayat bağışlayışından asırlar sonra, doymaz insanlar ile yüz yüze gelmiş. Kaybolan ihtişamı ile sicim gibi olmuş, rüzgârlar yağmur bulutlarını başka yerlere taşımış. Söğüt yeşilleri kaybolurken; taşkın önleyeceğiz diye kesilirken etrafında ağaç kalmaz, yağmayan yağmur, akmayan dereler, Gediz’i beslemez olmuş. Yayıldığı topraklarından çekilmiş de çekilmiş. Kendilerinden başka birşey düşünmeyen birçokları gelmiş bu topraklara, hatta Gölmarmara çekildikçe susuz kalan taban topraklarına çekilen suyun her karışına adım adım girmişler. 

      Yılda üç mahsul kaldıran, ekilip biçilen toprakların bereketini bilmeyenler, şükretmeyenler, suları çekilen Gediz’i sanayi atıkları ile kirlettiler, tarımsal ilaçlarla zehirlediler. Gediz’in binlerce yıldır suyunu depoladığı Marmara Gölü bile sazlık oldu. Sulama göletleri ile kapatılan dereler, ortaçağ kaleleri gibi beden duvarlı barajlar, Gediz’i beslemez, suyunu vermez oldu. Odun olsun diye kesilen ağaçlar yağmuru çağırmaz oldu. Az verim ile toprak yetmezken çekilen Gediz’in yatağını tarla yaptılar, bağ yaptılar ama sulayacak su bulamadılar. 60’lı yıllarda sol sahil sağ cahil sulama kanallarına regülatör denilen düzenleyicinin kapakları ile hür akan Gediz’in sularını, insanlar yönlendirmeye, açılan kanallara akıtmaya başladılar. Sularının yönlendirildiği Gediz’e gem vurulan regülatörün olduğu yerde yıllar önce dolu dolu akan sularının taşıdığı yatağının dibinde ki taşlar kayalar çıkmış orta yere. Onlar bile çatlamış. 

      Su bulamayanlar 50-100-200-300 metre derinlere kadar boruları tarım adına sapladılar. Gediz’in kuruyan topraklarına sulama suyunu yukarı çıkarmak değil, vampir gibi emmek için. Pata pata motor sesleri yankılanırken Gediz grabeninin, ovanın boşluğunda, “Sular çekildi biraz daha derine inelim” sesleri gelirken köy kahvelerinden, bereket tanrısı Hermos’un (Gediz) karaların karasına boyanmış sularından medet umanlar Seha’lı değildiler, çünkü onlar en son, altları düz katamaran denilen yelkenliler ile denizaşırı ülkelere gitmişlerdi.

         Gidemeyenler, burada kalanlar yağmur duasına çıkanlarmış.

         Yağmur duasının yetmediği günler gelmiş çatmış. Allah akıl fikir vermiş, insanı yaratırken rızkını da yaratmış. Ama har vurup harman savurmayı, bolca harcamayı, israfı, kendinden başka diğer canlıları düşünmemeyi yasaklamış, hatta günahlardan saymış. Günaha girenin işi rast gitmez, kendinden başkasını düşünmeyenin beti bereketi kalmaz. İflah olmaz. Bu duruma gelinen noktada artık dua da fayda etmez.

       Hala akıllanmamışlar ki kurumuş Gölmarmara’nın taban toprağı insanlar tarafından yağmalanıyor. Bu göl kimin malı? Bunu düşünen yok. Yağmaladığınızda yetkililer çekilen suyu seyrederken şimdi toprağı da seyrettiler diyelim. Siz bu topraktan elde edilecek gelirin size faydasının olacağını mı düşünüyorsunuz? Kazandığınızı mı sanıyorsunuz? Onca balık, börtü böcek, cennet dediğiniz binlerce kuş buradan beslenirken, göçüp geçtiklerinde suyundan içerken, Sazan balıkları çok kimseye rızık olup geçim kaynağı sağlarken, insanlığa gıda olurken, ganimeti suda bulup, bolca mahsulü sudan gelir sanıp, her yıl kuruyan göle azalan suya bakıp bakıp çare aramazken, benden sonra tufan derken. Sizden sonrasına kalmadan tufana yakalandınız.

Bu harmanın gelir sonu, kapışın giderayak!

Yarın bakarsınız o da biter bugün çatlayan toprak!

Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,

Paylaştırın, kapış kapış, parselleyin, çabucak…

       SEHA ÜLKESİ

        Seha veya Şeha, Kaymakçı Tepesi veya Kaymakçı Kalesi.

        Marmara Gölü havzasında göl manzaralı tepede yaklaşık 10 yıldır sürdürülen  araştırmalar neticesinde Gölmarmara Hacıveliler Mahallesi’nde, Lidya’lıların atalarının yaşadığı tahmin edilen büyük bir kale bulundu. MÖ 2000’li yıllara ait Hitit İmparatorluğu kaynaklarında Seha Nehri Ülkesi olarak adı geçen Gediz Havzasında Kaymakçı olarak bilinen tepede projenin kazı başkanlığını Koç Üniversitesi Arkeoloj ve Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Christopher H. Roosevelt ile Christina Luke, kazı başkan yardımcılığını ise Yaşar Üniversitesi Turizm Rehberliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sinan Ünlüsoy ile toplam 40 civarında Türk ve yabancı arkeolog ve arkeoloji talebesi kazı çalışmalarını yürütüyorlar.

      MÖ 2 binli yıllar Lidya’lılardan Sardes’den önce yerleşilmiş Bu bölgeye, Gölmarmara’nın o dönemde adı neydi bilen yok ancak şimdikinden daha geniş ve büyük bir göl olduğu kesin çünkü her yıl suları çekilerek göl yavaş yavaş küçülmekte göl tabanı tarıma açılmaktadır. Bir zaman sonra göl kuruduğunda tamamen tarıma açılmış olacak oysa susuzluktan tarımda yapılamayınca çatlak çorak tuzlanmış toprakta ot arayan bir kaç cılız inekten başkası görülemeyecek bu bir kehanet değil maharet. (Gölü besleyen dere yataklarına köyler mezralar evler yapılırsa, dereler doldurulup tarım toprağı diye kullanılmak istenip gasp edilirse, Gediz’in kirletildiği gibi bu gölün suyu neden çekiliyor kuruyor diye herkes kayıtsız kalıyorsa mahir olduğumuz konulardan birini daha hallediyoruz demektir. Kuşlar başka cennet, göç için başka rota bulsunlar.)

        Gölün etrafında Hitit Krallığına ait beş yerleşimden bahsedilir. Bunlardan biri de şimdikilerin dediği Kaymakçı Kalesi. Diğer kaleler ile ilgili her hangi bir araştırma yapılmadığı tarih kitaplarında da çok silik yazıldığı için şimdilik araştırmayı beklemede. Yeryüzü hareketleri ile oluşan Gediz grabeni (3500 yıl önceleri Seha,1000 yıl önce Hermos deniyor) çok verimli topraklara sahip olan Seha grabeni çevresinde 2 bin yıl önce beş yerleşimi barındırmış olabilir. Seha nehri gölün içinden geçiyor hatta bu bölgede genişleyerek gölü oluşturmuş da olabilir Demirköprü Barajı gibi çünkü eski devirlerde böyle bir gölden bahsedilmemektedir. (Gölmarmara’da yıllar önce yaşayan bir cins balığın: Gediz’in Ege Denizi’ne boşaldığı Menemen/Bağarası deltasından geçerek Gölmarmara’ya veya nehrin genişlediği yere ulaştığı ve burada yumurtladığı yavrularının aynı suyolunu takiple okyanuslara döndüğünden ve derin denizlerde yaşadığından bahsedilir.)

      Truva Kentinin dört katı büyüklüğünde olduğu tahmin edilen bu yüksek tepeye (adı bilinmiyor kazılar henüz yeni sayılır.) Hitit krallığına bağlı Pisidia şehirlerinden Kaymakçıya sahip olan ve bölgenin başkentlerinden biri olduğuna kesin gözüyle bakılan bu alanda bu güne kadar ki yapılan kazılarda büyük tahıl depolarına rastlanmış. Bu depolarda buğday, arpa vb. tahıl ve gıda tohumları incelendiğinde Sardeslilerin atası olduğu tahmin edilen yöre halkının depoladığı tohumlarında zamanımız tohumlarının GDO’suz atası sayılabileceği incelemelerden sonra kesinleşecektir! Bu büyüklükte ki depolar ‘Yedi yıl kıtlık yedi yıl bolluk’ Yusuf’un kehanetine işaret ediyor olabilir!

     Bu tohumları diğer beş adet yerleşime satıyor olabilirler, bu şekilde bölgede ticareti öğrenip geliştirmişler ki Sardes’e yerleştiklerinde ipek yolu ticaretini ellerine geçirip insanlığın başına çoraplar ören parayı da icat edip Lidya Krallığı ile bölgede söz sahibi olmuşlar. Bintepeler’de binlerce işçi çalıştırıp toprağı yığıp tümülüslerden mezar yapacak kadar zenginlemişler.

    Kaymakçı Kalesi’nin çok geniş bir alana yerleşmiş olduğu uydu ve yüzey araştırmaları yapılan teknik aletler ile belirlenmiş. İlk yapılan kazılarda tesadüfen tahıl ambarlarına rastlamışlar. İki insanın yan yana yürüyebileceği genişlikte ki sokakların kenarına yerleşmiş, temelleri ve yıkılarak alçalmış duvarları kalmış evler kerpiçten yapılmış. Organik bir yerleşim planı olan kent, kale surları içerisinde kalacak ve kalabalık bir yerleşimi sağlayacak şekilde çok sıkışık bir düzende yapılanmış. Tepenin üst noktasına yakın kent merkezi olabilecek bir yerde yönetim yapılarının olduğu tepeden aşağıya dönerek inen dar sokaklarda ki evlerde halkının sur duvarları ile çevrili kalede güvence içinde yaşadığı sur dışında ve Seha nehri kıyısında ki tarlalarında tarım ile geçindikleri biliniyor.

Şu da bir gerçek ülkemizde arkeoloji tercih edilen bir meslek olmaya başladı. Kazılar ve buluntuların incelenmesinde daha isabetli kararlar alınıp yerleşim hakkında kesin açıklamalar yapılabildiği gibi teknoloji sayesinde konservasyon çalışmaları hız kazanarak tarihleme, antik yerleşim hakkında yaşantı ve kültürleriyle ilgili bilinmek istenenler kısa zamanda sonuçlanmaktadır. Bahsi geçen kazı ekibi bu özelliğe sahip.

        Her noktasında, adım başı denilecek kadar antik yerleşimleri olan Anadolu’nun batı bölgesinde ki bu alanlarda kazıldıkça tarih adeta fışkırmaktadır.

       Alaşehir ilçesinin altında ki Philadelphia Antik Kenti (St.Jean Kilisesi), UNESCO belgeli Kula-Salihli Jeoparkı ve Kollida Antik Kenti (kral mezarları), Salihli Sart Antik Kenti (Sardes Kilisesi), Adala Kanyonu, Bintepeler, (Lidya Kral Mezarları, tümülüsler) Kaymakçı Seha Ülkesi ve Akhisar Thyateria Antik Kenti ve kilisesi.

       Bu güzergâhın turizme kazandırılması için gereken yardım yapılmalı, destek sağlanmalı. Kazı evi ve sosyal tesisi olarak nitelikli bir mimari proje hazırlamışlar uygulamaya geçilmesi için gerekli izinler alınacak. Böyle bir proje bu bölgede uzun yıllar çalışılacağı, kazı ömrünü uzatacağı ve önemli bir tunç çağının ortaya çıkarılacağı demektir.

UNESCO belgeli Kula-Salihli Jeoparkı’ndan sonra aday listesinde olan Sart Antik Kenti ve Bintepeler ile UNESCO belgeli bir zincir oluşturacak olan bu güzergâh: Dünyanın oluşumu, yerleşimi, tarih ve kültürü açısından önemli ipuçlarına sahip.

From → OLAY GAZETESİ

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: