İçeriğe geç

NOSTALJİNİN TONLARI

20 Ocak 2022

Yaştan mı? Baştan mı? Yeni baştan mı? ne derseniz deyin. Üç günlük nostaljinin yaştan olduğu kesin teşhis.

İlkokul çağından önce, yarım konuşmaların, aslına yakın uydurma kelimelerin etrafı güldürdüğü, tekrarlayarak sizi taklit edildiği, hatta bir kenara yazılıp büyüyünce hatırlatıldığı çocukluk günleri. Böyle yarım ve benzetmeli kelimeleri bizim büyük torun Alperen’in defterinde: Havai fişek/havaya fişek, noel baba/ye baba, bi daha/bada.

Şirince kelimelerin söylendiği günlerden kanın deli dolu aktığı gençlik aşklarına gelindiğinde; bi sonraki günün gelmesinin dört gözle beklendiği buluşmalarda, her günün bir gün olduğu zamanlarda, günlerin kaç saat olduğunun dahi önemi yoktu. Oysa ekmek torbası boynumuza geçtiğinde çek senet günleri rüyalarımıza girdiğinde, nostaljinin farklı tonları hayatımıza girer.

Bunlara rağmen günler haftalar, aylar, yıllar gelip geçtiğinde, yaşlar kemale erdiğinde, çocukken “Sar makarayı sar sar” diye şarkı türü avutmacaların, yaşlılıkta da “Sar makarayı geriye geriye sar sar” diye bir avutmacası yok. Aslında yaşlılar için çocuk gibi oluyorlar deniyor ya, bu teselli şarkısı aldatmaca yerine geçebilir. O zaman da nostaljinin siyah beyaz tonları buğuludur.

Artık geçen birkaç yılın dahi nostalji olduğu yaşlardayım. Ben yaşlı, nostaljiler gençtir. Dört beş sekiz yıl öncesinin fotoğrafları vay be dedirtiyor. En genci, en beyazı, şu illet kovidden önceki yıllar tam bir nostaljidir. Hatta kovidli yıllar. Yasaklı olduğumuz onca günün ardından belirli saatlerde sokağa çıkıldığında günlerce hareketsiz bedenlerimiz ile ‘walking dead’ dizisindeki insanlar gibi gezindiğimiz yerleri gördüğümde kovidli günler benim için nostaljidir. Maskeli yüzlerin ardında tanıyamadığım tanıdıklarımı tanımak için gözlerimi ayıramadığım tanıyamadığım tanıdıklarım ile şimdi karşılaştığım da o günü hatırlar konuşmadan önce kahkahayla güleriz. 

Foça’ya giderken açık plan tipinde bir AVM var, Novada. Akaryakıt istasyonundan yakıt alırken “Eh buraya kadar gelmişken bi dolanalım” diye bir ses gelir yanımdan. English Home komşu kapısıdır çıkın çıkın gelin misali her çıktığımızda uğrarız. Hem kendimize hem hediyelik alımında ne alalımın çözümüdür.

Birgün yine yorgan alacağız, yorganımız yok değil aksine yorganı yastıkları toplasak bir mağaza açarız. Hatta Çin’in kardeş şehrimiz Yiwu’dan İpek kozasından geleneksel usulle üretilen mağaza atölyeden yorgan dahi almışlığımız vardır. English Home’daki tezgahtar kız yatak ölçülerini sordu. 190/200’dir herhalde dedim. Daha sonra, “Yanlışlık olmasın nasıl olsa buraya uğramamız eksik olmuyor ölçelim de gelelim” diyerek ayrıldık.

Ertesi hafta: Daha önceki günlerde de gide gele, ahbap olduğumuz sempatik biraz topluca tezgahtar kızı arıyor gözlerimiz mağazaya girdiğimizde. Bulduk. O da bizi tanıdı artık.  “Kızım, biz bu ara netflixte İngiltere kraliçesinin (The Crown) hayatını izliyoruz. Her halde dizinin etkisinde kaldık kraliyet yatak ölçüsünü vermişiz, bizim ölçü haliyle o kadar değil bu kadarmış” dedik. Her gittiğimizde, yeni bir şey var mı diye uğradığımızda, onu görür gülümseriz. 

Çok yakın zamanlarda anıları olan günlerimiz, yaşlılıkta aradan uzun yıllar geçsin diye beklenti olamayacağı için hemen nostalji oluyor. Unutulmaz anı oluyor. 

Oysa, her günün, her yaşanmış anın, unutulmaz olması hayatın dolu dolu yaşanması demektir. 

“İki günü eşit olan aldanmıştır. Gününe ilavede bulunmayan ziyandadır.” hadisi, bunun en değerli ve en veciz ifadesidir.

From → AZMİ AÇIKDİL

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: