19.MAYIS.2026 KUBİLAY’I ANMA TURU
Akşam aklıma geldi. Yıldız Remzi sabah 8.30’da Lale Meydanında köşe kahvede olacağım diyerek mesaj atmıştı. Tembelliğin alemi yok kalk bugün bayram. Hazırlıklarımı yaptım evden hırsız gibi çıktım, sessiz. Lastikler şişik, kask gidona takılı zaten çantayı bağlamıştım, suluğumu yerine taktım. Vira bismillah selametle (bu denizcileri seyrede seyrede onlar gibi konuşur oldum.) Biz de tekerine taş değmesin derler.
Onlarda yeni gelmişler bisikletlerini yerleştiriyorlar. Çay kahvaltılık sohbet mahmurluğu patlattık. 10’da hareket edecektik. Magnesia diyoruz ama şimdi Forum manisa olmuş galiba çoktandır buraya gelmemiştim. Tahta banklara oturmaya kalmadı herkes birer birer dökülmeye başladı. Uzun zamandır bu guruptan ayrı kalmıştım Çarşamba geceleri yakın ova köylerini geziyorlardı koca kış yağmursuz her gecede gittiler hiç katılmadım önceleri kaçırmazdım.
Magmesia’dan Atatürk Kent Parkın yanından Menemen yoluna çıkmıştık. Bu yolun güzergahı çocukluğumda tozlu topraklı kısa kısa inişli çıkışlı bu yola paralel farklı bir yerden geçiyordu. Korkutucu ulu ağaçların olduğu bir yoldu. Çocukuluğumdan önce galiba Menemenin develeri meşhurdu deve katarları bu yoldan gelip gitmiş olabilir.
Muradiye Fidanlığının önünden geçerken yol kenarında ki ulu çamlar tüm haşmetiyle bizleri selamlıyordu. Yunusemre Belediyesi bir süpürge aracıyla bir artçı araç vermişti sağolsunlar. Artçı araç arkamızdan yolun şeritlerinden sağdakini bize tahsisi etmiş, şeride yayılmış vaziyette rahatça gidiyoruz. Tempo bana göre biraz yüksek ama Yaş ortalaması 35 olunca benim yarım kadar haliyle yüksek olacaktı ama sızlanmıyordum. Çünkü yaşı ikiye katlayan bir tek ben vardım.
Ayvacık Rampasına geldiğimizde dökülenler tıslayanlar olmasına rağmen bisikleti eline alıp kimse çıkmadı herkes üstündeydi tabii bende motorumu açmış tokatlamaya başlamıştım. Yanlarından geçerken bu motor çok iyimiş diyenlere “siz gençsiniz iyi, bana göre iyi bu yaşta motor sahibi oldum çok mu görüyorsunuz yaşlan senin de olsun.” Deyip onlara yokuş gazı veriyordıum. Her yokuşun bir inişi olur bisikletçiler bunu çok iyi bilir rampa aşağıya neredeyse Menemen’e gireceğiz. Shell İstasyonunda mola verdik. Çekirge sürüsü gibiydik markete dalan eli boş çıkmıyordu. Şaka şamata devam komutundan sonra yola revan olduk. Develer zamanında neler çekmiş her adımda boyunları ileri atıp arada bir deveciye homurtu ile söylenmeler, ama eşek baş tacı, deveciyi taşıyor. Belki de bunun için homurdanıyorlardı. Homurdanmak insanlığa deveden mi geçmiş acaba?
15 gün önce bu yoldan Yenifoça’ya gitmiştim ama Menemen’in içine daha doğrusu Çanakkale yoluna araçların gittiği yoldan çıkmıştım şimdi dar bir demiryolu alt geçidinden Menemen’e girdik. Yollar bizim, bugüne kadar araçları bu kadar umursamadığımı görmemiştim. Artçı öncü yancı bizleri kollarken afili bir şekilde göz ucuyla sürücülerle bakıp “sizi gidi biskleti umursamazlar sizi” edasıyla “nasılmış” demeden geçmiyordum. Kubilay Anıtı bir tepeciğin üzerinde motora iş düştü hep birlikte çıktık ama bittik. Gölgelik ve yeşillikli bir alandı kendimizi çimlerin üzerine attık. Moladan sonra yaya olarak kısa bir yürüyüşle Anıta saygı duruşunda bulunup ilk defa geldiğimiz bu önemli alanı, şehitliği fotoğraflarla anılarımıza ekledik.
Menemen’e inelim birer çay içeriz dedik. Sevgi yolundan ulaştığımız belediye parkında dondurması meşhurmuş, meşhur olanların karnı tok sırtı pektir, müşteriyi velinimetten saymaz yolunacak kaz gözüyle bakar. Bisikletleri görünce anladı kazlar uçuyor. “Yerimiz yok bu kadar adamı alamayız hele bisikletleri hiç.” “Yaa masa olmasa da olur sandalye olsun.” “ Yok kardeşim.” Yok anladık ama, adamın oturacak bir yer bulmak için bir gayreti de yok. Bize turist gelmezin ispatı.
Bir başka kapıdan parka, bisikletler ile girdik. Bir kenara yayalara mani olmayacak şekilde bisikletleriyerleştirdik. Bisikletlilerin doğaya saygısı, çevre temizliği yönünden hassasiyetiyle yol boyunca kıt kanaat geçinmeyi de düstur edinmişlerdir. Soda 80 TL, dondurmanın kaşığı (topu) 70 TL, çay 80 TL. Yuh yani Kordonda mı içeceğiz bu çayı. Tabii biraz dinlendikten sonra Emiralem’de içeriz çayları deyip kalktık. Bir zamanlar Bodrum’da lahmacunun fotoğrafını paylaşıp altına 1000 TL yazdıklarında esnaf o yıl baygın düşmüştü. Kendileri bilirler biz gezginiz ucuz yer elbette buluruz.
Bisiklet altımızdaysa dünya bizim demektir.
Emiralem’e geldik demiryolu istasyon kahvesinde masalar bizi bekliyormuş her birimiz yerleştik yanda ki kasaptan köfte siparişleri verdik amma… Köftelerin bir kısmı kasap köftesi kırmızı el gibi bir kısmı beyaz parmak yarısı gibi. Ekonomi buralarda da kol geziyor. Bol ekmekli az kokutulmuş kıyma belki esansı (esamisi) dahi olabilir. Ekmeği ayranla kakıttıktan sonra, çaylar iyi gelmişti.
Yıldız Remzi’nin de keyifsiz haberi vermekte üstüne yok. Bizleri öyle bir eğitmiş ki askerliğimde dahi baş kaldırdığımdan haftasonu hapsine tabi olmuştum. Kalkıyoruz dediğinde herkes bisikletin üstüne çıkıyordu. 40 kişi kadar vardık dip dibe yerleştirdiğimiz bisikletlerle hızaya girip peşi sıra yola dizilmek eğitimden başka birşey değildi. Aslında herkes birbirine saygılıydı.
Bas babam bas. Sen misin? Çay kahve keyfi, sandalye de yan gel otur, ekmekten köfte kargıdan tüfek. Ayvacık rampasından sonra bisiklet üstünde sıkı bir mola verdik. Rampa aşağı yolda düz ama yoruldum mu ne? Çavuşa “Yaa Çavuş ön taraf biraz hızlı mı? “Yok yaa normal hatta… “Tamam tamam” sana soranda kabahat adam iki önce Denizli’den gelmişti.
Güzelyurt’a geldiğimizde saat 05.00’ti. Bir daha turda buluşmak dilekleriyle dağıldık.
Evli evine köylü köyüne. Deyim çuk oturdu. Karaköylüler bir gurup oluvermişti. Evliler orada kaldı.
Yıldız Remzi’ye teşekkürler. Evi, köyü olmayanlara bol bol ev köy satsın.