KASİS SENDROMU
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin imzasıyla 81 ile gönderilen genelgeyle, 14 Eylül 2026’da başlayacak yeni eğitim-öğretim yılı öncesinde kılık-kıyafet düzenlemesine gidildi. Öğretmenlik mesleğinin saygınlığı ve öğrencilere örnek olma sorumluluğu vurgulanırken; eğitim yöneticileri, öğretmenler ve çalışanlara önlük giyme zorunluluğu getirildi. Mevzuata aykırı uygulamalara izin verilmeyeceği ve sürecin milli eğitim müdürlüklerince sıkı şekilde takip edileceği belirtildi.
Son günlerde sendrom ve kavramlar üzerinde yoğunlaşmaya başladım onların oluşumlarını hikayelerini okuyarak daha da merak sardım.
Araştırdığımda birçok sendroma rastladım.
Stockholm, Hindistan, Londra, Paris, Florensa, Lima gibi birçok uydurulmuş sendromların yanında, Murpy Kanunu Schopenhauer’in Kirpileri, Kırık Cam Teorisi gibi… ilginç teori ve sendromlar var.
Manisamızın trafiğinde bizim zamanımızda da şimdi de bir düzelme veya düzeltme olmayınca kendi kendimi yiyorum. Burada bu ışığa ne gerek var? Bunun zaman ayarlaması yok. Yahu buraya da kasis mi konur?
Mesela; kadim Manisamızda şu trafik lambalarını kim koyduysa kulakları çınlasın, öldüyse Allah Rahmet Eylesin. Sanki bizlere vasiyet edilmiş gibi; kimse değiştirmiyor, kaldırmıyor, zamanlamalarını ayarlamıyor, lambaların tozu bile alınmıyor. Unutulmuşlar gibi kimse ellemiyor, uzaydan birileri gelmiş koymuş gibi. Efsunlanmışız.
Ara sokak; ana caddeye çıkacaksın kimse yol vermiyor bekle bekle, nafile, aksine çıkmayasın diye hızlanıyorlar bile. Siz böyle yaparsanız yakında buraya kırmızı ışığı koyarlar diyorum. Bir ay geçmiyor pat ışıklar konmuş. Üç saniye durup yol vermeyenler kırmızı da bir dakika bekliyor beklemiyorsa okkalı bir cezayı yiyor. Kaşındılar çünkü.
Ana cadde; trafikte normal seyrinde 40-50 km ile gideceğine 60’tan aşağı düşmüyor, üç vakte kadar kader tecelli ediyor. Sabah kasis günaydın diyor üzerinden zıplayarak geçiyoruz. Hakettiniz diyorum. Zıplamayıp atlarsan ya hastanelik ya da tamirhanelik olursun. Az bile diyorum.
Dörtyol ağzı; basit ve trafiği olmayan bir kavşak; kontrollü geçip saygılı davranmayınca çarpışmalar maddi kazalar hatta sen geçcen ben geçcem iddialarında dört teker havada kamlumbağa vaziyeti veya refüje girmiş çim biçiyor. Eeee buraya da ışıklı bir kavşak yakışır belediyeler ne güne duruyor? Hizmet beklemez. Ortaya göbek kenarlara sömek dört yöne lamba sıkıyorsa durma. Bekle, bak sağına soluna, ne gelen var ne geçen kırmızı ışık nanik yapıyor.
Gelelim yukarıda ki habere. Bakanın yaptıklarını tasvip etmem. Ama şu bazı öğretmenlerin kıyafetlerini televizyonlarda gözümüze soktuklarında “hah şimdi birşeyler olacak” derken ben, sabah erkenden, önlük yerlere kadar kabilinden.
Yavaş giden de kasiste zıplıyor, geçmesine müsaade eden de kırmızı ışıkta bekliyor, kavşakta ona buna yol verende kırmızı da bön bön bakıyor. Önlüğü, hakedende giyiyor haketmeyen de giyiyor.
Sendromlara takılmıştım ya; bu günlük davranışlarımızı zorunlu davranışlar haline getirmemize
‘KASİS SENDROMU’ adını verdim.
Şehirlerarası yolda 90-120 km süratle gidiyoruz, meskun mahalden geçiyoruz, hızımızı düşürmüyoruz. Pat, ‘50 km’ levhası, buna ne diyeceğiz: Kasis Sendromu.
Kapalı alanda sigara yasağı var dışarı çıkıp içiyoruz; hele kaldırımda 60 cm taşkınlık müsadesi var ya, şaşkın taşkın otururken dumanını yoldan geçen vatandaşın yüzüne savurtuyoruz yakında kasis sendromu geliyor. Yaya trafiğinin yoğun olduğu bölgelerde kaldırım kenarlarında; yuvarlak levha üzerinde dumanı tüten sigara resmi ve üzerinde kesme işareti ‘Sigara içmek yasak.’ bunun da adı, Kasis Senderomu.
Kökten çözüm yerine semptom tedavisi.
Kurunun yanında yaşın da yanması.
Ve özgürlüğün daraltılması.
Başımıza gelenler ‘Kasis Sendromu’ yüzünden.
Hasislik yapar paylaşmazsak kasislik kaçınılmaz oluyor.