İçeriğe geç

IŞIKLAR SÖNMESİN

26/08/2026

IŞIKLAR SÖNMESİN, VİTRİNLER SOLMASIN, HAYALLER BİTMESİN.

Bugün, sıcağın bunalmışlığında kendimizi attığımız bir AVM’deyim. 

Çoğu mağazanın yorgunluk savan koltuklarında, bazen geniş koridorlardaki selamlaşıp oturduğumuz dinlenen insan manzaralarında sırtınızı dayayamadığınız eğreti oturuşlarda; iki elim bir başıma dizlerime dirseklerimle dayanıp tutunurken gözlerim daldı, aklım, karmaşıkların düğümlerini çözemediğim düşüncelerimle başbaşa kaldı. 

Öylesine daldım ki:  Dışarıda hayatın grisi isi pisi, sokağın stresi ve bitmek bilmeyen o meşhur köşe dönmece hesapları, menfaat girdapları, hesap kitap dolapları, kötülerin oyunlarına takılıydım. 

Ancak: Döner kapıdan içeri adım attığım an bambaşka bir dünyanın kapılarını aralamıştım. 

Moral buldum, mutlu oldum, stresi dışarıda bırakıp, geleceğin umudunu burada yaşadım doyasıya. Her bir mağazanın, baharı andıran kokuları ve serinliğinin hissedildiği, aynı ama ayrı tarzda kulağı okşayan romantik müzikler ile kelebekler gibi kanatlanıp uçasım geldi. Dışarının kirli havasını, düzenbaz hafızasını, tozunu, toprağını, çamurunu, çeri çöpünü, insanların vurdum duymazlığını, duyarsızlığını, pimi çekilmiş el bombasını bırakacağı yeri gözler gibi gezen şekilsizleri, canileri eşikte bırakıp, yürüyen merdivenlerin o ritmik akışına teslim ettim kendimi. Her kata çıktığımda farklı bir ambiyans, toz pembelikler sardı her yanımı. Gerçek dışarıda beni bekliyor olsa da spot ışıkların sanal dünyası bana çok iyi gelmişti. Kendimden geçmiştim. 

AVM’ler benim için sadece alışveriş yapılan devasa binalar, beton bloklar, renkli panolar, spot ışıklar değil; moral bulduğum, geleceğin ve konforun umudunu hissettiğim birer sığınak. Dış dünyanın sert rüzgârlarına karşı camdan bir kubbenin altında, her mevsim baharı yaşamak baharda olmak gibi bir şey bu. Kara bahtımın, kem talihimin gölgesi bile düşmüyor buradaki parlak spot ışıklarının altına. Kötülükleri, aksilikleri bir kenara bırakıp sadece etraftaki gülen yüzleri, vitrinlerin albenisini, mağaza isimlerini, resmediyorum hafızama.

Burası insan doğasının ve modern hayatın, hayal dünyalarının birleştiği devasa bir arena. Bir yanda avareliğin keyfini süren insanlar,öte yanda, hemen oracıkta oturup yarenlik ederek ahbap olanlar, diğer yanda ellerinde poşetlerle bir mağazadan diğerine mekik dokuyan insanların telaşı. O mağaza senin, bu mağaza benim girip çıkarken karşılaştığım o nezaket ritüeli ise ayrı bir terapi: “Buyrun efendim, hoş geldiniz!” Cümlelerin samimiyeti tartışılır belki ama günün sonunda duymak istediğimiz o tatlı “hoş karşılanma” hissini fazlasıyla veriyor insana.

Tabii insan sormadan da edemiyor: Gerçek hayat döner kapının dışında bıraktığımız o hengame mi, yoksa içeri girdiğimizde üzerimize saçılan bu yapay ama huzurlu ışıklar dünyası mı? Verilecek cevabın bir önemi yok, cevap beklemenin de bir anlamı yok. Çünkü bazen ruhun, gerçeğin sertliğinden, hayatın acımasızlığından kaçıp, vitrinlerin renkli dünyasında kanatlanıp uçmaya biraz nefes almaya ihtiyacı oluyor. 

İşte AVM’lerin o simüle edilmiş parlak dünyasını, dışarıdaki hayatın kasvetiyle karşılaştıran ve bu “suni sığınağı” biraz tatlı bir hiciv, biraz da sosyolojik bir gözlemle ele alan bu yazımda: Kurgulanmış, özenle planlanmış, yapmacık da olsa yaşamak istediğimiz uyanmak istemediğimiz rüyalara, tükenen yorgun düşen umutlarımızın bir damla su ile tekrar hayata döndüren o ab-ı hayata susamışım.

AVM’lere bugüne kadar hiç bu gözle bakmamış hatta oldum olası AVM’lere cephe alarak yaklaşmıştım. Bugün karamsar düşüncelerimin umutsuzluklarımın girdabında kara deliğe sürüklenirken elimden tutan bu hayallerin dünyasıymış.

Torbalar elimde otoparkın sıcağı, gerçekleri yüzüme bir tokat gibi vurunca elimde kaç torba olduğunun farkına vardım…

From → AZMİ AÇIKDİL

Yorum Yapın

Yorum bırakın