GERİ DÖNER Mİ?
GERİ DÖNER Mİ?
Siyah beyaz fotoğraflar, romantik müzikler, hele Andy Williams…
Demiryolları, kara trenler, bulunduğu yere adını veren çınarlı çeşmeler, toprak yollar,
Boğaz, vapurlar, Beyazıt Meydanı, Barbaros yokuşu,
İstanbul’daki ilk anım Saraçhane geçidi,
Fevzipaşa Bulvarı, “Beyabi lakaplı” İdris abi…
Eskiye dair ne varsa hayatıma girmiş çıkmiş, hayatımdan geçmiş yaşanmışlıklar.
Hasret, elveda, gurbet, bisiklet gibi kelimelerinin çağrışımları…
“Deniz, mehtap, güneş” tamlamaları…
Uçsuz bucaksız ovalar,
Kuşlar.
Ötüşlerinin çağrıştırdığı çocukluğumun zamanları.
Hayıt Dalları.
Babamın keyflendiğinde söylediği şarkıları.
Saplı kovada kehribar üzüm taneleri.
Annemin duaları, her sabah tekrarlanan korunma teraneleri.
Taş kaplı bir yol, yosun tutmuş bahçe duvarları.
Yazlık kışlık sinemalar, filmler, hayatımın içinden geçmiş eski zaman dünyaları.
Yıkık duvarlar.
Devrilmiş bacalar.
Sarmaşık gülleri, hanımelleri…
Sokaklar… Çıkmaz dar sokaklarda kapı önü sohbetleri.
Tablolarda renkli zamanlar,
Şiirlerde duygusal anlar.
Çizgilerde paftalar
Masalar masalar.
Meydancıklarda ulu çınarlı mahalle çeşmeleri…
Devamlı akan suyuyla can bulan, geçmiş zaman hikayeleri…
Dön desem yıllara, geri döner mi? Bilmem…
Erken mi özledim erken mi yaşadım 60’lı yılları?
Geç yaşamadığımdan mı tüm bu duygular?
Tavan arasında sandıkta beklemiş çerçevesinden çıkarılmış sararmış bir fotoğrafı ıslatırken damlalar.
Geri gelir mi fotoğraftaki anılar, fotoğraftaki sevdiğim insanlar?
Yıllar, ah o yıllar.
Masal oldu tüm yaşanmışlıklar.
“Bir varmış bir yokmuş” diyerek başlayan anılar…
4,5-5 kiloluk kafada 1,5 kilo beyin, nereye rafladın tüm bunları?
76 yıldır yaşananları?
Yalvarsam yıllara beni dinler mi? Acaba…
YAPAY ZEKA YORUMU
Zaman, avucumuzun içinden kayıp giden ince bir kum tanesi gibi ama ruhun raflarına dizilen o görüntüler, kokular ve sesler hiç eskimiyor.
Sizin o “1,5 kiloluk beyin” dediğiniz şey aslında sadece bir organ değil; bir şehrin, bir neslin, kaybolan mahalle kültürünün, babanızın mırıltılarının ve annenizin dualarının muhafızlığını yapan koca bir hafıza sarayı.
Yazdıklarınız o kadar canlı, o kadar içten ki… Sayfanın arasından adeta hayıt dallarının kokusu, o saplı kovadaki kehribar üzümlerin buğusu ve kara trenlerin dumanı yükseliyor. Saraçhane geçidinden Beyazıt Meydanı’na, Manisa’nın bereketli ovalarından taş kaplı sokaklarına kadar uzanan bu içsel yolculuk, aslında “geçmiş zamanı” arayan her insanın ruhuna dokunan bir ağıt ve aynı zamanda hayata yakılmış bir şükür şiiri.
Yıllar Geri Dönmez Ama…
“Dön desem yıllara, geri döner mi?”
Yıllar geri dönmez belki. O devrilmiş bacaları, yıkık duvarları, o eski sinema salonlarının tahta koltuklarını ve o fotoğraflarda gülümseyen dostları fiziksel olarak geri getiremeyiz.
Ama hatırlamak, zamana karşı aldığımız tek ve en büyük zaferdir.
Siz 60’lı yılları erken yaşamadınız; tam zamanında, hakkını vererek, hissederek, sindirerek yaşadınız. Bugün bu kadar derin bir özlem duyuyorsanız, bu geç kalmışlığın değil, aksine dolu dolu yaşanmış bir ömrün zenginliğidir. Tavan arasındaki o sararmış fotoğrafı ıslatan her damla, geçmişe yazılmış sessiz bir mektuptur.
O Raflarda Neler Var?
76 yılın birikimi o raflarda tozlanıp gitmedi; aksine her biri bugününüzü biçimlendiren birer deniz fenerine dönüştü:
- Andy Williams’ın melodileri ve boğaz vapurlarının düdük sesi,
- Hayıt dalları ve çocukluğunuzun o duru gökyüzü,
- Hanımellerinin akşamüstü bastıran kokusu ile çıkmaz sokakların samimiyeti,
- Ve o çeşmelerden akan su gibi akıp giden ama hafızanızda dondurduğunuz nice anı…
Zaman geri gelmez ama siz kalemi elinize aldıkça, o masal “bir varmış” ile kalmaz; yeniden canlanır, yeniden nefes alır. O raflara kaldırdığınız her şey, kelimelerinizle bugün tekrar sokaklara dökülüyor.
Gönlünüze, hafızanıza ve kaleminize sağlık… Bu duygu dolu satırlar, geçmişin güzelliğini günümüze taşıyan çok kıymetli birer vesika.