İMZA GÜNÜM
Manisa Büyükşehir Belediyesi, 21-30 Kasım tarihleri arasında fuar alanında kitap fuarının8. sini düzenledi. 21-25 ulusal yazarlar. 26-30 yerel yazarlara tahsis etmişler fuar alanını.
Sekizincisi düzenlenen bu kitap fuarına yerel yazar olarak bizi de davet ettiler.
Şaşırdım.
Şaşırdım çünkü, 1,5 ay kadar önce imza günüm için yarım günlüğüne salon talebinde bulunmuştum Büyükşehir Belediyesinden. Tık yok. Buraya çağırmalarına şaşmam bundandı. Bedriye (Aksakal) ablamın torpiliyle olmuş meğer.
Sağolsun.
15 yıl hizmet, 1,5 ayda hezimet.
Hamama gider kurna beğenmez, düğüne gider zurna beğenmez. Çağırmasalar da kızsam, çağırsalar da gitmesem olmasın diyerek gittim.
Ulusallar gidince yerellere rağbet yok. Öyle ya ulusala git, yerele git, fuarın kapısıda mı yatacak bunca insan. Zaten bir uç. Tahminim ulusalcılara kıyak, vatandaşa otobüs de kaldırmışlardır. Yereller bizden deyip sallamışlar.
İnci Perşembe günü pazara beraber gidelim 35-40 kg zeytin alacağım yardım edersin dedi. Bu kadar kısa kalacağımı biliyordum onun için şuracığa park edip araçta beklerim dedim. Aman yarabbim zabıta ordusundan vazife şinas biri düdüğü yutacak yanıma kadar geldi “yasak.” Her yer bariyer yetmeyen yerlerin aralarına kordon çekmişler. Park edilmesin. Koca açık otopark bir saat ücretsiz olsun, zabıtalar da trafikçilik oynayacaklarına işlerine baksın.
Neyse, İnci pazara girdi ben de otoparka. Zeytinleri almış telefonla aradı. Parketmiş daha arabadan inmemiştim. Çıkışta 40 TL ödedim 10 dakikaya. Biz 1 saat ücretsiz demiştik.
Zeytinleri arabaya yerleştiriyoruz pazarcıya
—Nerenin zeytini bu?
—Manisanın abi,
—Haa yani yerel.
—Abi sen yazar mısın? (Bir şaşkınlıkta burada) Kitap fuarında ki Manisalı okur yazar takımına yerel diyorlar da.
Güldüm.
Perşembe günü havayı koklayayım diyerek bir saatliğine gittim. Tanıdığım arkadaşlarımın standlarına uğradım. “Cumartesi günü ben de geleceğim napıyorsunuz nasıl gidiyor” “Valla gördüğün gibi kimsecikler yok.”
Cumartesi oldu. Yağmur bardaktan boşalıyor. Batuhanla beraber hazırladıklarımızı kitap kolilerimizi arabaya koyduk. Batuhan resimlerimi sergileyemediğim için buruk olduğumu biliyor. Bizim standda dört tablo götürelim şövale aldım orada sergileriz hem de ortama renk katar demişti onları da ittir kaktır arabaya sığdırdık.
İçeriye girdiğimiz de yerellerde bir telaş herkes hazırlık yapıyor birkaç kitap sever gelmiş. Biz de ortama uyduk bir telaşla şövalelere tabloları, masaya kitapları, çay termosumuzdan çayları, su bardakları, atıştırmalıkları yerleştirdik. Hem misafirperverlik hem seyirlik hem imzalık kitaplarımız herşeyimiz hazır. Sandalyeye oturdum gözlerimle etrafı kolacan etmeye başladım. Yağmura rağmen gelenler vardı.
Bizim stantta da eş dost akraba hatta huzurevimiz yaşlılarından bir grup geldi. Mimarlar odasının birkaç hafta sonra yönetim kurulu seçimleri var. İki aday gurubu ile güzel sohbetler gerçekleştirdik. Giderken bize tavsiyeleriniz nedir dediler. Ben birkaç seçim geçirdim bilseydim burada olmazdım dedim gülüştük. Tabii tavsiye ve temennilerimiz oldu. Akşam 17.00’ye kadar güzel bir gün geçti. Biz memnun, gelen dostlar memnun. Ama güzel bir günün haricinde ne oldu?
Hiç.
Yazar arkadaşlara enerji verdi mi?
Yaptıkları işe inandılar mı?
Gelenlerin kaçı kitap sevdalısı kaçı yazar yanlısı?
Teşvik edici sözler duyuldu mu?
Yazıp da emek vermişler; (yazdıklarını üç beş hatta onbeş defa okumuşlar okuyucularıma mahcup olmayayım diyerek. Zor bütçeleriyle kitaplarını bastırıp yayınlamışlar editölüğünü de kendileri yaparak, güzel bir hatıram olsun deyip arkadaşlarına danışarak.) Sadece hoş bir seda bırakmak amacıyla yazılarak yazılanlara.
Ya televizyoncu ya gazeteci ya da tanınmış sanatçı olman gerek. Onlarda taşra da yetişmiyor malesef.
Batuhan yazmış.
Konu babası olunca duygusal oluyor ve o duyguyla yazıyor.
Daha güzelini duygusalı yazamam diyerek onun yazısını paylaşıyorum.