VALİ BEYİN TAYTI
Bisiklet, günümüzde her türlü kıyafetle kullanılabilen, sağlıklı bir yaşam aracıdır. Kaskı, fosforlu yeleği, eldiveni ve lambasıyla kurallara uyulduğu müddetçe şehir içi veya şehir dışı fark etmeksizin herkes özgürce pedal çevirebilir. Memur takım elbisesiyle mesaisine, işçi tulumuyla işine fabrikasına gidebilir, kadın eteği veya şortuyla bisiklet sürebilir. Bireysel sürüşlerde tayt giymek şahısların kendi inisiyatifindedir; her ne kadar halk arasında pek makbul ve makul karşılanmasa da bu bir tercihtir.
Ancak söz konusu mülki amirler olduğunda işin rengi değişir. Sadece vali değil; makam ve mevki sahibi kimseler, bilhassa yöneticiler, dağda bağda spor da yapıyor olsalar şehirde turlarken de halkın içine öyle her sporcu kıyafetiyle, bilhassa taytla çıkamazlar. Buna hemen “gerici”, “hangi devirdeyiz” “bu neyin kafası” yaftası yapıştırmaya kalkanlar çıkacaktır, hiç itiraz etmesinler. Çünkü mesele bir şekilcilik değil, bir temsil meselesidir.
“Vali, ilde devletin ve Cumhurbaşkanının temsilcisi, idari yürütme vasıtasıdır.”
Böyle yüksek bir temsiliyetin; kıyafetinden, konuşma adabına, erkanından davranışına kadar her şeyiyle devlet geleneğimize uygun olması gerekir. Eğer Sayın Vali, o taytın üzerine bir şort giymiş olsaydı bugün bu vaveyla kopmazdı. Hem makamının ağırlığını korur hem de bisiklet kullanımına çok daha güzel bir şekilde destek olmuş olurdu.
Bir zamanlar Hırvatistan’ın kadın cumhurbaşkanının mayolu fotoğrafları bizde olay olmuş, kendi ülkesinde ise pek yadırganmamıştı. Bu onların kültürüdür, bizi bağlamaz. Bizim devlet geleneğimiz ise gücünü sadece kanun maddelerinden değil, kökten gelen o sessiz hürmet bağından alır. Bu topraklarda yıllarca süregelen “Devlet Baba” kavramı, adaletin, ciddiyetin ve toplumsal ahlakın somutlaşmış halidir.
Geçtiğimiz günlerde Ardahan Valisi’nin taytlı bisiklet sürüşü sosyal medyada büyük yankı uyandırdı. Kuşkusuz sağlıklı yaşamı teşvik etmek, hiyerarşinin ulaşılmazlığını yıkıp sokağa inmek niyet olarak takdire şayandır. Modern zamanların o “ulaşılmaz bürokrat” imajını yıkmak ilk bakışta göze hoş gelebilir. Ancak madalyonun bir de arka yüzü var: Kıyafet, edep ve makamın adabı.
Burada sormak gerekir: Sporun kendi içindeki “aerodinamik” kuralları, bin yıllık devlet adabının ve toplumsal haya ölçülerinin önüne geçebilir mi? Vücut hatlarını tamamen gözler önüne seren, sokaklarımızın estetiğine ve örfümüze fersah fersah uzak olan o görüntü, bir valinin makam vakarıyla ne kadar uyuşmaktadır? Geleneksel kültürümüzde kıyafet, kişinin hem kendine hem de temsil ettiği halka duyduğu saygının ilk nişanesidir.
Edep, kişinin haddini ve hududunu bilmesidir. Bir yöneticinin modern dünyaya ayak uydurması güzeldir ama doğallıkla laubalilik, samimiyetle kuralsızlık arasındaki o ince çizgiyi kaybetmemek şartıyla.
Ardahan gibi geleneksel bağları kuvvetli, serhat boyunun o vakur ve mert insanlarının yaşadığı bir şehirde, sokakta devletin zirvesini o kıyafetle görmek halkın zihnindeki “Devlet” imajını hırpalar. Samimi olmak için ciddiyeti, halka yaklaşmak için de kamusal haya sınırlarını esnetmeye gerek yoktur.
Vali Bey yine bisikletine binsin, yine halkıyla hemhal olup sporu teşvik etsin. Ama bunu yaparken temsil ettiği o ağır makamın resmiyetini unutmasın. Makamlar gelip geçicidir, fakat devletin ciddiyeti, edebi ve adap sınırları her daim baki kalacağı gibi sahiplenip korunmalıdır da.