İçeriğe geç

SEVGİLİ YUNTDAĞLILAR

30 Temmuz 2014

ELİ ÖPÜLESİ AMCALAR, DEDELER, NİNELER,
Yunt Dağı kelimesinin anlamını bulamadım, fazla da araştırmadım, ancak bildiğim birbirine iki üç beş altı kilometre mesafede irili ufaklı köylerin oralara buralara serpiştirildiği bir dağ. Kimi 500 kimi 300 kimisi de 200 yıllık köyler. Ama çok enteresan bir bölge. İnsanlarına baktığımızda; tevekkel, sabırlı, gözü tok, sırtı pek olmasa da sessiz, sırlarla dolu bir bölge.
Bazı yerleri çam ormancığı, bazı bölgeleri makilik, çitlenbik ağaçlarına aşılanmış fıstık ağaçları çoğunlukta, biraz zeytin, biraz karaağaç, ahlat, çok az bağ. Taş, kaya, kireç taşı toprak, verimsiz kıraç arazi yumağı. Hani taşı sıksan suyu çıkacak işte ancak böyle yaptığınızda biraz geçim kaynağı olabilecek cinsten bir bölge.
Düne kadar devlete su için göbekten bağlı, tütün üreteceğiz diye belinden kırık, hayvancılık yapacağız diye elde seğirtme önde sığırtmaç bir kuru kemik keçi, derisi kemiğe yapışmış inek, bir kaç da kırkık koyun.
Sütünden peynir kendine kadar, tereyağı pazara kadar, çökelek ömürler tükenmiş, devlet seçim zamanı köylüyle çömelmiş, derde çare arar gibi başbaşa, ama köylü yine el başta, tencere boşta, göz yaşda, gençler göçte, yaşlılar gideni geleni gözlemekte.
Yüzlerinde derin çızıklar çukurlar uçurumlar oluşmuş, saçlar kırarmış, yüzler kararmış, kırk yaşa baktığında altmış gibi, güneş yanığı yüzler, nasırlı eller, ama o kadar da gayretli, meşakkatli, şefkatli, o kadar da yufka yürekler.
Dar virajlı yollar git git 50 hane, az daha git 150 hane, hani gençler? Şehirde iş de, çocuklar ileri ki köyde ki okulda. Taşımacılık eğitim, taşımacılık işçilik, taşımacılık hayvancılık, her işin başı taşımacılık ama yollar daraçlık sağ sol tepeler kayalık taşlık, uzaktan köpek sesi bir sığırtmaçın ıslığı eşelenen tavuk, koşuşan çocuk, sessiz ihtiyarlar, kapı önüne oturmuş kadınlar, nineler, hepsi bir ömür denen tiyatro sahnesinde ki dekor, hep bir olmuş oyuncular, her gün aynı iş, aynı aş, aynı telaş, her gün aynı gün, her günü aynı oyun.
Yapacak çok iş var. Bunca yıl beklemişler devlet var diye diye umutlanmışlar. Yapıldıkça bi şeyler bu da varmış bu da yapılabiliyormuş. Hizmeti görmüş hezimeti anlamışlar, gayreti görmüş selameti anlamışlar, samimiyeti görmüş mahrumiyeti anlamışlar. Yine de bağlılar sanki göbekten kopamıyorlar gelenekten, sıyrılamıyorlar yanlış yapmışlar demekten, düşünemiyorlar, bazıları hep onların yerine düşünür gibi gözükmüşler.
Tanıdım dağı tepeyi, tanıdım bir kaç güdük ağaçı, o fıstık bu ahlat o çalı bu çırpı, tanıdım dikenli çırpılardan yapılmış ağılı, tanıdım geçim kaynağını.

Sıksan memelerini eline bulaşmaz sütleri,
Bir kaç domates biber fidanı susuz kalmış dipleri,
Çiçekler konserve kutularında,
Hayaller, rüyalar hep umutlarında.
Dibekte döğülmüş buğdaydan
Bahçenin köşesinde ki fırından
Ev ekmeği; en hakikisi, en nadidesi, en eskisi atadan dededen kalmış katkısız, umutsuz, devletsiz, himmetsiz.
Kadının eli değmiş
Erkeğin emeği akmış
Dedenin öğretisi
Nenenin duası
Evin nefesi
İşte bu yaşam felsefesi.

(Olmalı ama değil)
Ustası çırağı, ateşi çerağı tutacak her biri, umut geldi gözlere, muhabbet geldi dillere, geçim değdi ellere. Çatılar çatkılar yeniden kurulacak her bir köşe dip bucak kavuşacak hizmete. Hep birlikte elele önce imece sonra imrenmece. Böyle gelmiş böyle gitmez demece. Az kaldı böylece.
Hizmeti istemeden vereceğiz, yapılanları göreceğiz, yapılacakları ümit edeceğiz, biz belediyeciyiz, biz hizmetkarız, biz hizmet etmeyi biliriz, biz hizmet götürmeyi de biliriz, biz hizmet aşığıyız, biz hizmet hovardasıyız, dağ da biz ovada biz, düzde, bayırda, biçilmeyen çayırda, gezilmeyen ahırda, basılmayan yolda, gidilmeyen köyde, biz varız. Şehirde, köyde biziz, bu işler için burdayız.
Biz siziz, siz bizsiniz.
Bunca sabır Eyüb de, Yusuf gibi dipsiz kuyularda, İbrahim gibi ateşde, Musa gibi denizde, Nuh gibi gemide, İsa gibi çarmıhda; Allah’a güvenirken, Peygamberimizin şefaatına bizler inanırken. Hepsinin mükafatı var, hem öbür, hem bu dünyada iken.
Şimdi ödül,
şimdi ödün zamanı.
Şimdi harman,
şimdi hasat, şimdi vuslat zamanı
Şimdi aklımızı başımıza alıp karar verme zamanı.
Yanlış karara ömür yetmez artık, hayat çekilmez artık, çoluk çocuk geçinemez artık.
Şimdi göç zamanı değil, şimdi geriye, çoluğa, çocuğa, toruna kavuşma, vuslat, kaynaşma zamanı.
UNUTMAYIN:
ŞİMDİ KARAR ZAMANI.
ŞİMDİ KADER ZAMANI.

From → ANADOLU'DAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: