İçeriğe geç

SARIGÖL

30 Ağustos 2014

imageimage

Ağustos’un son Cuma Namazı için Sarıgöl’deydik.
Namaz çıkışında pazaryerini, esnafı ve vatandaşı selamlıyarak geçen başkanlar halktan büyük ilgi gördüler. Necati Başkan sakin ve saygılı tavrıyla bizim kadronun sempatisini kısa zamanda kazandı. Cengiz başkan da bu tavırdan hoşlanmıştı ki proje vaadlerini bir bir sıraladı.

Yeni yapılmış belediye binasını gezdik, önünden geçen genişce yolu başkanımız “prestij yolu yapalım kaldırımları geniş tutup vatandaşı bu yolda gezdirelim dekoratif aydınlatma direkleri ve ağaçlandırılmış yol Sarıgöl’e canlılık verecektir.”

Sarıgöl’ün bağlarla dolu ovası Antalya’nın seralar bölgesi görünümündeydi, yeşil yerine beyaz. Sarıgöl adını; yüksek tepeler arasında ki gölü andıran ovası, tepelerden bakılınca bağbozumundan önce üzüm salkımlarının renginden ve bağbozumundan sonra da sarı kırmızı renklere bürünen asmaların renginden almış olmalı. Sarıgöl.

Dallas Mevkiine çıktık (adını değiştirmek lazım) yüksekçe bir mevkiden sera görünümlü Sarıgöl Ovası’na baktık. Aziz İstanbul demedim ama Azametli ova dedim. Beyaz çizgiler çizilmiş yeşil asmaların üstüne. Ovaya sahiplenmiş Sarıgöllüler, üzüme de sahiplenmişler. Kesip, serip her iki anlamda çuvallamıyorlar. Bir bebek bakıcısı gibi asmaları kundaklayıp, üzümleri hafifçe uyandırmama edasıyla sessiz sakin ve itina ile asmadan alıp, kasaya yerleştiriyorlardı.

Tarım arazisi; son zamanlarda gündemi meşgul eden, çeşitli sebeplerden konut, sanayi, en son da maden ve termal su arama gibi sebepler ile ekilir biçilir hem de yılda üç defa ürün veren verimli toprakların bulunduğu Gediz Ovasının kıymetini bilemeyen bizlere örnek olsun Sarıgöl.
(Manisa da mısır tarımı, Alaşehir termalsu santralı)

Tutarsız ve gelişigüzel ayarlanan baş fiyat politikalarına kurban edilen üzüm üreticileri; kendi başlarını becerenler, üzümü bandırmada, sermede, kurutmada, toplamada, çöpünden ayıklamada her merhalesinde kolaylık ve pratik çözümler için kendi kendilerine yeni icadlar bulanlar ama satmaya gelince çaresiz kalan bağcılar.

Çaresizlerin çaresi çokkk önceleri TARİŞ vardı.

Tariş; Ege Bölgesinde ki kooperatifler birliği, pamuk, üzüm, incir, zeytin ve zeytinyağı. 1913 yılında Aydınlı incir üreticileri ile Milli Aydın Bankası ve Tariş Bank işbirliği ile kuruldu. İncir üreticileri tüccara karşı sıkıntılı ve bağımlı haldeydiler yani tüccarların finansmanı ile üretimi sürdürüyorlardı. Bu finansmanı sağlamak için Bölgenin önemli üreticileri bir araya gelerek öncelikle üreticinin üretim sürecinde ihtiyacı olan kredinin temini için 1913 yılında Milli Aydın Bankası’nı kurdular, daha sonra 1915 yılında da Tariş’in temeli olarak İncir Müstahsilleri Kooperatifi’ni kurdular. Böylece incir üreticileri bir kooperatif çatısı altına girmiş oldular. Bu yıldan sonra sırasıyla diğer tarım üreticileri (pamuk, üzüm, zeytinyağı) kooperatifleşerek bu birliğe üye oldular. Adı da Tarım Satış Kooperatifleri Birliği yani “TARİŞ” oldu.

Tarişin ne olup bittiğinin hikayesi ve yolculuğu çok uzun. Ancak üreticilerin kurduğu bu birlik yine üreticilerin ayaklarına kurşun sıkmasıyla zayıfladı. Pamuk teşviklerinin kalkması, incirin kurtlu olanlarının hediyelik paketlerde kullanılması, zeytin ve zeytinyağı politikaları ile zayıflayan birlik üreticinin arkasında duramaz oldu. Oysa üreticiler için bir devletti. Zayıfladı, finans için (bankalar zaten satılmış ve el değiştirmişti) kredi bulamaz üreticiye destek olamaz hale gelmişti. Üretici kendi başının çaresine bakmağa başladığında Tariş de kendi başını kurtarma çareleri arar oldu.

Kendi ayağına kurşun sıkmayı biraz açayım. Rahmetli babam ayakkabıcıydı ama 10-15 dönüm de bağımız vardı. Her yerli Manisalının o devirlerde mutlaka bağı vardı. Bağım yok diyenin memur olduğu anlaşılıyordu. Ama o zaman ki anane memurlara bağbozumu zamanında seçmece üzümlerden sepetler ile üzüm dağıtılırdı.

İşte o zamanlarda hasattan önce her Tariş üyesi bağcı, Tarişe taahhütte bulunurdu ” ben bu yıl şu kadar ton üzüm teslim edeceğim” diye. Bu teslimde çok az sapmalar olurdu, Tarişte alacağı üzümü bilir ona göre yurtdışı pazarı arar bulur üzümün teslim fiyatını önceden üreticiye bildirirdi. Yıllar sonra, işte bu esnada uyanık geçinen üreticiler tüccardan fiyat ister Tarişin fiyatından bir kaç kuruş fazlaysa tarişe vereceği üzümden kısar taahüdünü yanlış hesapladığını söyler, teslim edeceği üzümden kısacası sözünden caydığını ve kendi üzümünden çaldığını tüccara el altından satardı.

SONBAHARLARDA BAĞBOZUMU
Sonbahardır hala hüznümün dalga dalga geldiği
Çocukluğumun anılarımın gözümün önüne serildiği
Bağbozumunu hiç unutmam köpeğim Koca Gudo’yu
Dedem derdi, memleketten herhalde ismini koyduğu
Üzümün billur rengiyle ağızda kütürdeyen sesi
Sonbaharın esintilerle gelen serin nefesi
Elimde sapanta koşarken o ağaçtan o ağaca
Gitme der gibiydi peşinden koştuğum saka
Rengarenk tabiat, sarı kahverangi oldu yeşiller
Kırmızı olmuştu bağ damımızın yanında ki çitlenbikler
Üzüm çuvalları çoktan gitmişti sergiden Tariş’e
Boş sergi yerinde binerdim üç tekerlekli bisiklete
Babam son bir defa yoklardı etrafı, damı, bağı
Annem vedalaşırdı komşularla gözleri ağlamaklı
Sararan bağlar renkli asmalarda çiğ taneleri
Eşya yüklü at arabasının dingilinde göç sesleri
Geride bıraktığım bidaha ki seneye özlediklerim
Silerdi özlem dolu yaşlı gözlerimi küçücük ellerim
Hem bağ, hem çocukluğum hem de babam gitti hayatımdan
Ömrümce unutmayacağım anımdı hepsi çocukluğumdan
Hüzünlü Sonbaharlarımdan

Babam her yıl bu anlayışa karşı çıkıp Tarişin yaşaması ve bizler için var olduğunu söylemesine rağmen bu cayma ve çalma anlayışında ki üreticiler her yıl artarak çoğalırdı. Uyanıklar arttı, battı, bağını sattı ama dürüst olanlar işte Sarıgöl’de ki gibi hala başlarının çaresine bakarak kendi pazarlarını kendileri buldular. Üzümün bir kısmını yere yaydıkları kaneviçelere serdiler, bir kısmını kaneviçeler ile örttüler. Serdiklerini kuru üzüm olarak, örttüklerini yaş üzüm olarak sattılar.

Necati Başkan sabırla iyi niyetle Sarıgöl’e büyükşehrin elinin değmesi için Cengiz Başkanımızı ve bizleri gezdirdi, Sarıgöl halkının ihtiyaçlarını anlattı, yapmak ve yaptırmak istediklerini makul ölçülerde ve ihtiyaç olan projelerin yapılmasını istedi.

“Niyet hayır,akibet hayır.”

Necati başkanın hayırlı, halisane niyeti, Cengiz Başkanımızın projeleri (garaj, gençlik merkezi, otopark, park, meydan, çocuk kulübü…) ile Sarıgöl’ün hayırlı akibeti olacak.

From → SARIGÖL

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: