İçeriğe geç

MÜZE VE MÜZELİKLER,

12 Aralık 2014

Lourve Müzesi’nde Mona Lisa mı? Mauritshuis’te İnci Küpeli Kız mı? Picasso’nun Guernica’sı, Michelangelo’nun ‘Yaratılış’ freski. Bunca sanat eserini yapanlarından ziyade tabloları öne çıkmakta, giderek müzeler eserlerinde önüne geçecek. Bu eserler ile kolleksiyonlar oluşturuldu, müzeler kuruldu, bu eserler ile müzeler dolduruldu. Ermitaj Müzesi’nde ki eserleri seyretmek için gezilebilir alan uzunluğu 25 kilometre. Burdan taa İshak Çelebi’ye kadar.

Müzeler ziyaretçi akınına uğradıkça sergiledikleri tabloların önüne geçerken ziyaretçileri sayesinde turizmde de öne çıktılar, biz kazalım tarihi eserleri ortaya çıkaralım diye tırmalarken. Her bir müze Mesir saçılırken ki Sultan Meydanı gibi. Tabloları seyretmek için ayak parmaklarınızın ucunda yükselmezseniz müzeye giriş paranızı iade ediyorlar. Bir yılda 15 milyon kişi geziyor Louvre müzesini, bu gezenler sadece müzeye para bırakmıyor Paris’te yiyip içiyor, yatıp kalkıyor, Paris ne üretiyor ki? Bütün avrupa ülkeleri desek yeridir turizmden kazanıyorlar, müzeler yıllardan beri bir turizm metaıdır.

Mesir’de bir milyon turistin gelmesinden bahsediyordu komiteden bir arkadaşımız. Lafla olmuyor ne yapıldı da kehanette bulunuyorsunuz. Geldiğini varsayalım hayal ya, bir gün bile kalmıyor gelen, öğleye doğru geliyorlar, mesir saçıldıktan sonra geldikleri gibi gidiyorlar. Para bırakıyorlar mı? Manisa’da bir başka yere gidiyorlar mı? Hoş gidecekleri bir başka yerimiz de yok. Müzemiz dahi yok, Mimar Sinan Muradiye Külliyesi’ni yapmış biz de müze diye kullanıyoruz. O da yıllardır kapalı, tesadüfen bulunan eserler Akhisar Müzesine götürülüyor sergilendiği meçhul, üst üste konuluyor gün gelirde sergileriz diye. Gün ne zaman gelecek? Artık taşların, kolu kırık, başı kopuk, heykellerin seyredildiği merak uyandırdığı heykeller demode oldu.

Manisa, köylerimiz, ilçelerimizde ki Osmanlı yerleşimlerinden günümüze çok az hiç denecek kadar ev sokak mektep medrese kalmış. Yıkıp yeni yapmışız eskiyi onaralım koruyalım diye bir görgümüz kültürümüz olmamış. Yunt Dağında onca taş olmasına rağmen eski taş evleri yıkmış terketmiş yerine tuğladan sıvalı boyalı evler yapmışız. Gelenek görenek örf adet, ecdadımızın yaşam tarzlarını mekanlarını bir kenara bırakmışız.
Alaşehir, Sean Jean Kilisesi övünüyoruz İncil’de ki yedi kiliseden biri biz de diye gidin bakın burnunun dibine kadar ucube evleri sokmuşuz kilise olduğunu ispatlamak için papayı çağırmak lazım.

Ayvalık yakınlarında Çanakkale yolu üzerinde Küçükkuyu İlçesi’nin iki kilometre yukarısında bir tepede bulunan Adatepe Köyüne gittim. Yuntdağına turizm ile bir şeyler yapabilir miyiz diye? Türk ve Rum ailelerinin birlikte yaşadığı köy, mübadele ile Rumların köyden ayrılmasıyla Türkler yaşamağa devam etmiş. Ancak yıllar sonra köyü terk eden köylüler aşağıya Çanakkale yolu kenarına Küçükkuyu denilen mevkiye yerleşmişler. Hergün binlerce araçın geçtiği toz ve egzos kokularının yoğun olduğu kahvelerde evlerde dükkanlarda oturuyorlar. Güzelim tabiatı, temiz havayı, sağlıklı taş evleri, terketmişler. 1989 yılında köy yerleşik dokusu tescillenmiş yıkıp yeni yapılmıyor eski evleri satın alan yabancılar restore edip oturuyorlar.
Köyün eski sahipleri aşağıda egzos kokusu solurken yeni sahipleri ömürlerine ömür katıyorlar. Köye gelen giden yerli yabancı turistler sayesinde turistik mekanlar oluşdu turizmi ticarete dönüştürdüler.

Aşağıda gelen geçen araçları seyreden köylüler, yukarı köye çıkmak isteyen yabancılara eski köylerinin yolunu tarif ediyorlar.

Biz hep tahrif ve tahrip etmişiz. Kimse bizi tarif ve taklid etmemiş.

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: