İçeriğe geç

MANİSAMIN HALLERİ

15 Aralık 2014

Manisa 1958-60’lı yılların Manisa’sı o zamanda şehir içinden İzmir’e bağlanan tek yol olmasından dolayı İzmir caddesiydi adı şimdiki İzmir Caddesinin. Murat Germen İlkokulunun az ötesinde yıkık kerpiç duvarı olan boş bir arsanın bahçe duvarına iki oğlan çocuğu oturmuş bir oyun oynuyorlar. Sağdan gelen arabalar senin soldan gelenler benim, kimin tarafından bir araba gelirse o diğerinin avucuna bir tokat atacak. Bekle bekle her iki taraftan da hiçbir araba araç gelmez bu oyuna bisikletleri de dahil edelim derler.

İşte böyledir İzmir Caddesi o yıllar, baharda mor kokulu çiçekler açardı kaldırımlarda ki iri gövdeli Kobalak ağaçlarında. Bir çok boş arsa, tek katlı sevecen insancıl evlerin kaldırım kenarlarına dizildiği bu cadde Karaköy ile Çarşıyı birbirine bağlayan ana yoldu.

Yollardan gelip geçenler birbirlerine selam verir bazıları durur karşılıklı konuşur hal hatır sorarlardı. Kadınlara pek rastlanmaz ama çocuklar hep sokaklarda kokar ağaçlı ısırgan otlu domuz dikenleri ile dolu olan boş arsalarda oynardı. Terzi, ayakkabı tamircisi. bakkal, manav, bisiklet tamircisi, kömürcü, kasap gibi esnafın aralıklı yerleştiği dükkanlardan oluşan bir esnaf yapısı vardı cadde boyunca.

Bazı geniş büyük arsalarda kağıttan yumak yapılmış dağılmasın diye iple sarılarak bağlanmış kağıttan topla maç yapılırdı, maça girmek için sırada bekleyenler ben gireyim diye diye maç biter oyuna alınmazdı. Takıma adam seçilirken iki kaptan karşı karşıya geçerler ayakları ayakkabının burnuna değerek birbirlerine yaklaşırlar kimin ayağı boşta kalırsa o birinciliği kaybeder ve önce adamını takım arkadaşını o seçerdi. Çelik çomak oynarken hava da uçan çubuğu kolay yakalamak için ceketler ters giyilirdi. Top oynamamız büyüklerimiz tarafından ayakkabılarımız çabuk eskimesin diye yasaklanırdı.

Bu arsalara önce diğer komşuları gibi tek veya iki katlı evler yapıldı unutmadan bu kadar boş arsa 1915 Yunan işgalinde Yunanlılar Manisa’dan kaçarlarken Manisa’yı yakıp yıkmalarından kaynaklandı. Daha sonra yığma inşaat tekniğiyle üç kat yapılar yapılmağa başlandı herkes imkanı nispetinde tek iki veya üç kat yapabiliyorlardı.

Tarihini söylemekten bıktığım hatta utandığım yılda yapılan imar planı ile katlar üçten beşe çıktı top oynadığımız koştuğumuz çelik çomak oynadığımız sokaklar aynı genişlikte, iki tarafına yapılan binalar eski evlerin bahçe duvarları yerine yerleştiriliyor bir başka türlü yüksek duvar ve duvarlar oluşuyordu.

Daraltılan kaldırımlarda ki Kobalak ağaçları kesildi İzmir Caddesi’nden araçlar için cadde genişletildi. Artık insanlar değildi, makbul olan araçlardı, zenginlik alameti! saygınlık asaleti! araçlar. Gelip geçenler azaldı araçlar çoğaldı bisikletler dahi utanılacak meta olmuştu motorlar orta hallilerin ve heveslilerin aracı olmuştu. Gelip geçen insanlardan durup karşılıklı konuşmalar hal hatır sormalar kısa bir selamlaşmaya dönüşmüştü vazife kabilinden.

Caddenin iki yanındaki ucubelerin boyları bir müddet sonra biraz daha yükseltildi beşten yediye çıkarılmıştı katlar, cadde yine aynı genişlikte kobalak ağaçlarının yerini büyüme çabası gösteren ama bir türlü büyüyemeyen Oya ağaçları almıştı. Cılız bedenleri kel yaprakları arada bir açan çiçekleri ile yeşili gitmiş yeşilimsi Manisa olmuştu.

Çelik çomak, telden araba, killi çamurdan humba, bazen harçlıklardan biriktirilerek alınan cambaliklerden oynanan oyunlar unutuldu. İbrahim Çelebi Camisi’nin müezzini Arif Hoca rahmetli oldu.Yıkık kerpiç duvarda oynayan çocuklar büyüdü.

İzmir Caddesi’nde karşıdan karşıya geçmeler zorlaştı, yolun orta yerine iki beton taşı birbirine yapıştırarak refüj yapıldı. Karşıdan karşıya geçecekler araçların geçmesini beklemek için refüje tüneyerek bu betonların üzerinde tay tay duruyorlardı.

###
Çocukluğumun sokakları, arsalarında ki kısa pantolanlı bacaklarımıza dalan ısırgan otlarının acısı, çamurlu yolları, hangi evden suyun yola akıp çamur yaptığı, hangi evin basamaklı kapı girişi, söveli pencereleri, kirpi saçakları, bahçe duvarları üzerinde ki hanımelleri, mor salkımları, duvar üzerine sıralanmış saksılarda ki sakız sardunyalar, kapı üstlerinde ki yapılış tarihleri, ufak dar pencerelerinde ki dantel işli perdeleri, demir kapılar, panjurlu demir kepenkler, çiftçi olan ailelerin evlerinin çift kanatlı tahta kapıları, asmalı bahçelerinin arka tarafına yaslanmış sakız planlı evler, rabıta kaplı odalar, yatak ve yorganların sabahları yerden kaldırılıp musandralara yerleştirilen yer yataklarının bulunduğu yatak odaları, ortada hayat yanlarda mutfak, banyo tuvalet soba yakıldığında her yeri ısıtmaya uygun plan, dökme mozaikli mutfak tezgahı, rahmetli Rahim Amca’nın daha sonra oğlu Mustafa Çapra’nın şimdi adına karosiman dediğimizin daha güzeli renkli, desenli karoların kapladığı salonlar, ufak ama her zaman hayatın öykülendiği bahçeler.

Ufak ama sevecen bahçelerden komşu duvarlarına kapılar açılır komşu evlerin bahçelerine bu kapılardan geçilirdi.Yoğurdu tabakla eve götürürken kaymağını yediğimiz veresiye defterli mahalle bakkallarından bazen unutulup alınmayan veya bittiğinin farkına varılmayıp unutulan ekmek, tuz gibi mutfak malzemeleri buralardan komşuya geçilerek temin edilirdi.

Dağın yamaçlarında ki Adakale, Lalapaşa, Narlıca… mahallelerinde her biri tek katlı birbirine yaslanmış duvarları ile çevrelenmiş evlerin dar eğrilip bükülen bazen çıkmaz olan bazen genişleyen yerlerinde kovaların testilerin doldurduğu döküm kollu antika çeşmeleri olan sokaklar.

Her zaman süpürülmüş temiz ve konu komşunun titiz hanımların birbirleri ile kıyaslandığı, bazıları toprak bazıları arnavut taş kaplı sokaklar.

Akşam üzerleri işini aşını yapmış komşuların birer birer kapının önüne çıkıp laflayacağı, oturup dinleneceği, hoşbeş edip dedikodu yapacakları, kapı önleri gölgeli, akşam üzeri serinliğinde gülüşmelerin mutluluğunda bildik tanıdık insancıl sokaklar.

Gün oldu devran döndü.

Çocukluklar hayallerde kaldı.

Anlatanlar gitti.

Anlatılanlar bitti.

From → MANİSA

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: