İçeriğe geç

KERİM SADİ

4 Ocak 2015

ANADOLU

Sahilin mavi ayaklarına dolanmış 400 kilometrelik şerit. Bozdağ’ın eteğinde Menderes, dalgalı bir yılan gibi akıyor. Kastamonu, orman denizi. Kızıllı, yeşilli ırmak.

Seyhan ile Ceyhan yan yana şaha kalkan Toroslara bakıyor. Gümüşlü ayın ışığında taşkın derelerden atlamaya çabalayan topal köprüler, Romalılardan kalma eski sapan, bataklığa gömülmüş kağnı, hapishaneden hapishaneye sürüklenen çakır orospunun türküsünü çağırıyor. Bıçaklarına karı takan sarhoş köy delikanlıları, 12 yaşında esrar çeken saralı çocuk. Kerpiçten bir karış evler, tefle oğlan oynatan aksakallı lutiler.

###

Frenginin kazık olmuş dişlerine tütsü ve azgın sıtmanın ağzına pamuk ipliğinden gem. Vereme dua. Türbede evliya. Uzun külahlı tekyeler (dervişler) el ele vermiş dönüyor. Şeyhler, “tuuu…” diye saçlı sakallı parazit dervişlere üfürüyor. Ramazanda kapı kapı dolaşan püskülsüz softa: mevlüt kitapları ve abbas duaları da var. Minarelerde ezan, din, cami, Kur’an, hurafe, masal. İmam, mescidde vaaz veren hoca; kabir azabından sonra ahiret. İsrafil surunu öttürdü. Deccal çıkıyor. Mahşerde terazinin başı. Sırat köprüsü ve Cehennem zebanileri günah işleyenlerin boynunda ateşten birer halka. Cennette kadife gözlü huriler kevser şarabı sunuyor.

###

Körüklü otomobillerde uçan sırma başlı paşalar, yaldızlı köşklerde, sabahlara kadar şampanyaların içinde “vur patlasın, çal oynasın” yapmaktalar. Toprak sahipleri bağdaş kurmuş nargilelerden dedikodu içiyor. Hükümet kapıları, “kandilli selam!..” diye bar bar tepiniyor. Abani sarıklı, eli tespihli murabaha, bin seneliği bir kuruşa ustasının kenefine ibrik taşıyan genç çırak, tavan arasında kanlı altınları sayan Yahudi sarraf. Halifenin kara tahtını sayıklayan irtica, fesli kalpaklı Frenk komisyoncularıyla el ele yürüyor. 9 milyon orak çekicin, tekne gibi karnında, şapkalı bankalarla göbekli kumpanyalar hora tepiyor…”

Ülkemizin yetiştirdiği çok büyük yazarlardan biri olan Yakup Kadri, Kerim Sadi’nin bu yazısı için “Ben Türk Edebiyatı’nda bu kadar kuvvetli ses işitmedim” diye yazdı. Yine ülkemizin yetiştirdiği çok büyük ressamlardan Namık İsmail ise “Hiçbir fırça Anadolu’nun durumunu bu kadar net, açık, anlaşılır çizememiştir” dedi.
İşte göklere çıkartılan Osmanlı’dan ve Osmanlıca’dan Cumhuriyete miras böyle bir Anadolu kaldı.
* * * *
Geçen hafta Prof. Dr. Doğan Kuban Cumhuriyet Bilim ve Teknik Dergisi’nde şöyle yazdı: “Dünya’da üç gelişmiş dilin sözcüklerini bir torbaya atarak bir kültür dili yaratmış toplum yok… Osmanlıca’yı sadece Arapça alfabe bilmek sananlar var. Osmanlıca bir dil değildi. Esperanto gibi başarısız, uzun süreli bir denemedir. Bir edebiyat, tarih ve bir felsefe dili olmamıştır. Dünya Firdevsi, Hayyam ya da Mevlana’yı bilir, ama Fuzuli ya da Baki’yi öğrenmeye değer bulmamıştır…”
Ben Doğan Kuban’a inanırım.

From → ARŞİV

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: