İçeriğe geç

ŞAKRANLI MUSA

4 Ocak 2015

Musa

15 yaşında…

Çok başarılı öğrenciydi Musa.
Öğretmen olmak istiyordu.
Sabahtan okuluna gidiyor…
Öğleden sonra çobanlık yapıyordu.

Gene öyle bir sabah, çıktı ağıldan bozma, tek göz oda evinden kör karanlıkta, yürüye yürüye, 2 kilometre, sırtında çantası, şehirlerarası asfalta geldi. İzmir Aliağa’ya bağlı Kapıkaya köyünde yaşıyordu. Köyde okul yok. Okul Yenişakran’da… Türkiye’nin en batı ucunda, bütün yatırımlar oraya yapılıyor denilen coğrafyada, Türkiye’nin en doğusundaki yaşıtlarıyla aynı kaderi paylaşıyordu; taşımalı eğitim… Servis bekliyordu. Yakaladı yakaladı… Kaçırırsa okuluna gitmesi imkânsızdı. O nedenle, gün doğmadan kalkıyor, en az 2 saat yolu hesap ederek, saat 6 gibi asfaltta oluyordu.
Aha göründü servis minibüsü… Manisa’nın Karaahmetli köyünden başlıyor, çocukları toplaya toplaya, en son Musa’yı alıyor, Yenişakran’a varıyordu. İçeride, biri şoför, biri engelli çocuğuna refakat eden anne, toplam 27 çocuk. Musa 30’uncu… Durdu önünde her sabahki gibi, bindi Musa, hareket ettiler. Ama bir acayiplik vardı. Şoför döndü Musa’ya öfkeyle “bak seni almak için durduk, fren patladı, niye rampada duruyorsun, 100 metre yürüyüp düzlükte dursana!” diye bağırdı. Yer kalmadığı için ayakta dikilen Musa, büktü boynunu. Ne desin. Zaten bütün çocuklar ona suçlu gibi bakarken ne diyebilirdi ki? Bir ara göz göze geldi en sevdiği sınıf arkadaşı Hidayet’le… Gülümsedi Hidayet, şöyle bir salladı elini havada “boşver” manasında, “boş ver, üzülme…”
Dandik asfaltta haldır haldır gitmeye başladılar. 1 kilometre, 2 kilometre, 3 kilometre… Yenişakran’a 4 kilometre kala, olanlar oldu. Trafolar bölgesinde dik yokuşun sonundaki sert viraja daldı minibüs… “Fren boşaldı” diye bağırdı şoför, savruldular, korkuluk korkuluk yok tabii, uçtular Tütünlü Deresi’ne… Önce çığlıklar, 3 takla, 5 takla, darmadağın oldu, zaten darmadağın haldeki minibüs…
Sonra trajik sessizlik.
İsmail oracıkta öldü. 9 yaşındaydı. Recep öldü, Murat öldü. 15’indeydiler. Ve, gülümseyerek kan kardeşine moral vermeye gayret eden Hidayet… Ambulanslar geldiğinde hâlâ nefes alıp veriyordu. Hastane, ameliyat, olmadı… Hidayet de gitti.
Ya Musa?
Kafası yarılmıştı, sağ el bileği ezik… Hatta, o feci kazanın haberini yapan gazeteler, Musa’nın bandajlı fotoğrafını koymuşlardı, “açılan kapıdan fırladı, kurtuldu” diye.
Kurtulmuştu Musa. Sağ çıkmıştı o tabut minibüsten. Ama kâbuslardan kurtulamadı. Hidayet her gece rüyasına giriyor, gene gülümseyerek “boş ver, üzülme” diyordu ama, şoförün “bak seni almak için durduk!” diye bağırması kulaklarından gitmiyordu, çın çın… Bıraktı okulu. Gitmedi bi daha.
Bir sene sonra… Bilirkişi, en fazla 12 yaşında olması gereken servis minibüsünün, daha eski, 15 yaşında olduğunu, frenlerin kazadan çok önce patlak olduğunu tespit etti. Balatalar erimişti. Aslında servis minibüsü bile değildi, öyle olsaydı, “S” plaka taşımalıydı, taşımıyordu. Buna rağmen, hiç kimse şikâyetçi olmadı. Savcı hariç… Kamu adına dava açtı, bilirkişi raporunu koydu hâkimin önüne, hâkim de, hiç tereddüt etmeden 10 sene hapis verdi şoföre… Giden gitmişti ama, hiç olmazsa suç cezasız kalmamıştı.

Ve, önceki gün yıldönümüydü. Kapıkaya köyünün kabristanında anma töreni yapıldı. İsmail, Recep, Murat ve Hidayet’in ardından dualar edildi. Musa da oradaydı. Gene kenarda, gene boynu bükük. Ve gene, bir senedir her gördüğüne söylediği gibi, “benim yüzümden, keşke düzlükte dursaydım, benim yüzümden” diye ağlıyordu. Ne büyükleri teselli edebiliyordu onu, ne mahkemenin verdiği adil karar rahatlatabilmişti vicdanını, ne de rüyasında “boşver” diye gülümseyen Hidayet.

Bitti tören, gitti evine.
Astı kendini Musa.
Bir sene dayanabilmişti buna.
*
4 sene evvel, 2009’da yazmıştım bu yazıyı… Sorumlusu oldukları felaketlerin suçunu başkalarına yükleyen sorumsuz siyasetçiler için yazmıştım.
Harakiri yapmanızı beklemiyoruz ama, Musa’nın yüreğinden utanın, sorumlusu olduğunuz felaketler nedeniyle bari bi özür dileyin demiştim.

Evet günler önce Sarıgöl’de ki üzümcülerin zor durumundan bahisle yardıma gelinsin destek olunsun diye 03.11.2014 tarihinde bir yazı yazmıştım. Hiç kimse kılını kıpırdatmamıştı bir tek tanıdığım dostum albaydan başka.

Yardım dediğim sorumluluk duygusundan kaynaklanmalıydı. Bu ülke hepimizin dar ve zor günümüzde birbirimize destek olmamızın gerektiğini anlatmak istemiştim. Destek, canla malla değil parayla ilgiliydi. 1 kilo üzüm 0.50 krş, 1000 kilosu 500 lira 10.000 kilosu yani 10 tonu 5000 lira. Sarıgöl Belediye Başkanına telefon edilip “Başkanım ben bir kamyon yani 10 ton üzüm almak istiyorum banka hesabınızı bildirirseniz bu gün yatırıyorum üzümler ne zaman gelir… Teşekkür ederim.” İşte bu, bu kadar. Onlar kiloluk torbalara yerleştirecekler fabrika önüne gelecek olan kamyonun önüne kurulan küçük bir tezgahın önünden geçen işçiler kiloluk üzüm torbalarını alıp evlerine götürecekler.

Aksi takdirde bu üzümler sirke olacak hem satanın, hem içenin, yüzü buruşacak.

Sorumluluk küçük Musa kadar da olabilir, cesaret ister. Sorumluluk kendini karşı tarafın yerine koymakla olur, hoşgörü ister. Hiçbir şey hissetmezseniz, işte orasını Allah bilir.

Ağzında küçük bir damla su taşıyan karıncaya bir başka karınca sorar
-Nereye gidiyorsun?
-Görmüyor musun koca ateşi Kral Nemrut Hz.İbrahim’i ateşe atacak ateşe su götürüyorum.
-Senin bir küçük damla suyun o koca ateşi söndürebilir mi?
-Söndüremez ama safımı belli olmuş olurum. Der.

*

4 sene sonra, dün… Bi mektup geldi.

*

“Sayın Yılmaz Özdil, bu yazıyı yazmak benim için çok zor ama size bilgi vermem gerektiğini düşündüm. Musa’nın davasına bakan Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin heyetinde hâkim olarak bulunmuştum.
Yargılama boyunca titiz çalışma yürüttük. Suçu ve suçluyu ortaya çıkardık. Sanığın, kullandığı servis aracının bakımlarını yaptırmadığını, fren sistemlerinin tamamen bitmiş olmasına ve bu durumu bilmesine rağmen, aracı kullanmaya devam ettiğini ortaya koyduk. Aracın sürücüsüne ‘bilinçli taksirle ölüme neden olmak’ suçundan emsal davalarda çok rastlanmayan miktarda (10 yıl) hapis cezası verdik. Verilen ceza Yargıtay incelemesinden de geçerek onaylandı ve kesinleşti.
Gayet iyi iş çıkardığımızı düşünmüştüm. Ancak, Musa’yı fark edemedik. Onun, bu suçtan duyduğu pişmanlığı, acıyı göremedik ve onun için yapılması gerekenleri yapmadık. Sonunda Musa, kendi mesajını ve kendisi gibi suç mağduru olanların görülmesi gerektiği mesajını canını önümüze atarak verdi.
2005 yılından beri çocuk adalet sistemine ilişkin çalışıyorum. Bir dönem Adana Çocuk Mahkemesi hâkimliği yaptım. Yargı sisteminin, suç işleyen veya suçun mağduru olan çocuklar bakımından iyileştirilmesi için pek çok çaba gösterdim. Bunları şunun için söylüyorum: Benim gibi, adalet sistemi içindeki çocuklara duyarlılığı yüksek olan, onları fark ettiğini düşünen, çocukların korunması için çaba sarf eden bir hâkim bile Musa’yı göremedi. Korunması gerektiğini, psikolojik yardım için önlem alınmasını akıl edemedi.
Meslek hayatımın en acı deneyimini hiçbir zaman unutmayacağım.
Musa’nın sorumluluğunu sırtımda hep taşıyacağım.
Size bildirmek istediğim şeye gelince; Musa’yı geri getirmeyecek ama, onun gibi başka çocukların da olmaması, fark edilmesi için, çocuk adalet sisteminin iyileştirilmesine ilişkin çalışmalara katılmaya devam ediyorum.
Bu kapsamda; Adalet Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Adalet Akademisi ve UNICEF tarafından bir eğitim çalışması yapılıyor.
Çocuk adalet sisteminde çalışan 850 hâkim, cumhuriyet savcısı ve sosyal çalışmacı eğitime tabi tutulacak. Bu eğitim, 70 hâkim, cumhuriyet savcısı ve sosyal çalışmacı tarafından verilecek. Bu 70 kişinin yetiştirilmesine ilişkin eğitim çalışmalarını içlerinde bulunmaktan gurur duyduğum bir ekip yürütüyor. Yetiştirilen eğiticiler tüm Türkiye’de eğitimler verecek ve yargı sistemine giren çocukların ihtiyaçlarının fark edilmesi için duyarlılık yaratacaklar.
Eğitimcilerin eğitimi için yapılan çalışmanın birinci aşaması 26 Haziran-4 Temmuz arasında Eskişehir’de yapıldı. Eğitimin bir oturumunu Musa’ya ayırdık. Bu oturumda ‘Musa’ başlıklı yazınızı okuyup, çocukların korunmasında çocuğun fark edilmesinin temel ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyoruz. Görevimizi gereği gibi yapmadığımız takdirde ortaya çıkan acı sonucu görüp, her defasında tekrar sarsılıyoruz.
Böylesi bir okuma ve tartışma benim için çok ağır olsa da, adalet sistemine giren çocukların fark edilmesini sağlamak bakımından son derece öğretici bir örnek olduğu için çalışmanın içinde tutmaya devam ediyoruz.
Vicdani sorumluluğumu kaldırmaya yetmeyecek ama, Musa için hiç olmazsa bunu yapabildiğim için bir parça rahatlıyorum. Sizinle paylaşmak istedim.
Murat Aydın
Hâkim, İzmir, Karşıyaka Adliyesi”

*

Pazar pazar canınızı sıkmak istemezdim ama…
Çocuklarımızın, Ethem’lerin Abdullah’ların Ali’lerin, canlarını önümüze atarak mesajlarını verdikleri şu günlerde… Vicdan sahibi hukukçuların var olduğunu bilmenizi istedim.

From → ARŞİV

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: