İçeriğe geç

BİR HASIRLIK YER AMA ASIRLARA SERİLİYOR.

15 Şubat 2015

Bir bir geçmiyor aklımdan unuttum geçenleri. Bir daha gelmek ister misin diyorlar dünyaya? Kim isterse gelsin tadı mı var, tuzu mu? Zengini aynı teranede, fakiri her gece meyhanede, garipler kuytu köşelerde, her şeyi de olsa nasipsizler, geçimsizler topu bi yerde.

Nesine kanıyoruz? Nesine dönüyor fırdolayı geceler gündüze, gündüzler geceye? Taze başlangıçmış her sabah, gün yeniden doğuyormuş. Sen külahıma anlat bunları boş laf geceden kalanlar gündüz ağarınca gözüküyor. Bir öncekiler şimdi önüne geliyor. Hiçbir şeyin yeniden doğduğu, taze başlangıçlar yaptığı felan yok. Çocukluğun safiymiş günahsızmış. Senden öncekiler unutulmamış, defter diyorlar yazmışlar iyi de sana okutturuyorlar. Uygulamayı sana yaptırıyorlar hani safilik. Dünyadan bi haberken öyle yazılar yazmışlar ki oku bakalım A, oku bakayım… öğretiyorlar hem de 29 harften fazlasını.
Bizden sonrakileri düşünerek bakmak lâzım dünyaya, benden sonra ki tufan olmaz, öbür tarafta da tufan var.

Ne ektiysen onu biçtiriyorlar, hem sana hem senden sonrakilere.

Arada bi parmak bal, sarkık dudaklar taban simidi olsa da çok geçmeden sümüğünü çekersin. Göz görür gönül katlanamaz anı geldiğinde; gözler ağlamak içindir, hem de iki tane çaybaşı deresi gibi çağıldasın diye. Hadi ağlamadın diyelim içine akıtırsın gömleğinin içine değil taaa derinlere içine, ayak tabanlarından çıksın diye beklersin içerde kalır birikir birikir bi yerleri çürütür gam olur, tasa olur, yasa boğulur, kaygı, kuşku olur, dert olur… olur da olur.
Hastalık ustalık ilaç doktor kâr etmez merhem olmaya, ‘binayı nem insanı gam çürütür’. Teselliler bu zamanlar için duygularımızın literatürüne girmiştir. Çok geçmez yalnızlığın başbaşalığında afakanlar basar.

Her şeye rağmen gülen tarafı da vardır dünyanın, akılda kalanlar üzüntülerden azdır.

Sevinçler kısa sürer, büyüsün sürsün gitsin diye paylaşılsın derler. Düğünler, doğum günleri, ve benzeri, onun için kalabalık olur. Görüntüler kaydedilir, fotoğraflanır boy boy pozlar feyslere yüklenir, tivit atılır, yeni yoğunlaşmaya başlandı instagrama gönderilir. Sosyal sitelerde ki paylaş butonu budur paylaş ki namın yürüsün. Sosyal medya diyorlar sen paylaşıyorsun onlar semiriyorlar büyüyen onların banka hesapları bizimse namımız!

Sevinçleri paylaşan siteler giderek artıyor yenileri de eklenecek gibi gözüküyor, üzüntüleri paylaşan olmaz. Bazıları sırtını sıvazlar süslü laflar eder. “Dünyanın sonu mu canım? Adammm sen de” “Kavanoz dipli dünya”. Bunlar biz bizeyken söylenir paylaştığınızda bu da literatürümüze dedikodu diye girmiştir. Zaten senden sonra ki köşede paylaşılır ilk karşılaşılanla.
Kimisi üzülür gibi yapsa da “eeeee çok olmuştu” “neydi afralar tafralar havalar? Senden büyük…” Bu laflar paylaşılır ama sosyal medyaya düşmez.

Evet üç günlük ömürde insan oğlu doğar, yaşar, ölür.
Üç günlük dünyada dünyanın her lezzetini tadımlık bir şekilde tadar insanoğlu. Her ne herze yerse onun tadı damakta kalır.
Acıyı da tatlıyı da içinizde hissedersiniz; acının adresi belli değildir. Sormaz. Bi yerlere yuvalanır buna tıp literatüründe virüs diyorlar. Tatlı kalbimizdedir. Uykularınız kaçmaz, sabah zinde kalkarsınız. Sıkıntılar olsa da teğet geçer. Dünyayı hafife alır assoliste bağlarsınız. Dünya size değil ama siz dünyaya kalbinizi açarsınız, bu literatürde değil gönüllerdedir.

BU DA HOŞGÖRÜDÜR.

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: