İçeriğe geç

TİFTİK, YIRTIK, PIRTIK…

15 Şubat 2015

Kot pantolonun tarihçesini bilmem ama ilk giydiğim tarihi bilirim.

Altmışı geçince ya çenen düşer ya pantolonun. Ne anlatacaksın? Elbette eskileri “gel evlat gel” dediğinde kimsenin gelmek istemediği zamanlar daha erken ama bu gidişle o günlerde çabuk gelecek gibi. “Gel evlat gel” demeye neden kimse gelmek istemez? Ya nasihat vardır ucunda ya da “ahh gençlik, neydi o günler?” Deyip palavralar, olmasa da “ben gençken” deyip başlayan övünmeler vardır. Bizim gençliğimizde böyle yaşlıları dinliyorduk. Oyalanacak pek bir şey yoktu. Maç, top bu bile yoktu. Babalarımızın para kazanma ev geçindirme telaşından bu takım işlere zaman mı ayrılıyordu. Biz ise futbolcuları sakızdan çıkan ufak oyun kağıtlarından tanırdık Lefter’i Metin Oktay’ı, Can Bartu’yu… Sarı siyah formanın İstanbulspor olduğunu bilirdik.

Lafımız futbol değil ama nereden geldik? Dedik ya, ya dil düşüyor ya pantolon ikisi de farklı şeyler ama yaşlanınca boy kısalır derler, pantolon boyunu ayarlatmazsan boy kısalınca paçalar yere değer bu da pantolonun düşmüş görüntüsü verdiğinden söyleniyor olsa gerek.

Her neyse pantolon düşse de, çabuk buruşsa da adam gibi kumaştandı. Dedemin bir fotoğrafı var siyah beyaz tabii. İki kardeş çekilmişler yaşlılıklarında. Helal olsun o devirde fotoğrafçıya gitmişler. Dedem ayakta abisi oturur vaziyette, dikkat çeken her ikisinde de kalın kaşmir kilot pantolonlu olmaları ama şapka ceket pantolon takım, her ikisinde de aynı kumaştan.

Gel zaman git zaman hangi tarihte Türkiye’ye geldi bilmiyorum ithaldi çünkü: Amerikan Pazarları vardı yabancı malların satıldığı yerlere deniyordu 1969 yılı talebeyiz, Karaköy Salı Pazarı’nda iş merkezi gibi tamamı dükkan Amerikan Pazarı neler var neler. Ütü istemez, bir ay yıkamasan da olur, eskimez, aşınmaz, buruşmaz, kolay kolay yırtılmaz, kirden pastan tahta gibi olur kirlendiğini göstermez, kokar mıydı hatırlamıyorum. Gençlik hevesi, kimselerde yok, havası var, İstanbul harici yani taşra da hiç yok. Amerikan Pazarı denilen bu yerden alırdık genciz de yakıştığı gibi kim yıkayıp ütüleyecek pantolonu. Bekarlık. Biraz eskidi mi Manisa’ya geldiğimizde yakınlarımıza verirdik, yenisini alır tekrar giyerdik. Arka cebin birinde kırmızı etiketinde Lewis yazardı. En havalısı da buydu. Lewis yazması. Kaç yılına kadar kot pantolon giydim hatırlamıyorum. Öyle ya bir zaman sonra bırakmak lazım hem iş, hem makam, mevki, hem de yaş icabı. Bıraktım da zaten. Öyle güzel kumaşlar çıktı ki kotla çapaya mı gideceğiz? Yoksa amerikan kovboyları gibi sürü mü güdeceğiz?

Biz bıraktık başkaları aldı hem de ne almak her bedendekiler; 36-46-56-66, 106 var mı? Yoksa da giyilince öyle gözüküyor. Kadın, erkek, yaşlı, müdür, amir, memur, iş adamı, fakir makir, artiz martiz, herkes benim talebeliğimde ki gibi tahta olmuş hala giyiyorlar.

Konuşmacı çıkıyor kürsüye üstte ceket altta kot, şarkıcı çıkıyor sahneye üstte faniladan bozma tişört altta kot, müdür makam koltuğundan masanın arkasından kalkıyor anaaa kot, kabzımal küfesi gibi olmuş kot, ödül töreni her ne konusu olursa olsun adı okunuyor sahneye çağrılıyor en gururlu anı salondakileri takmaz tavrı andıran akordeon gibi olmuş kot.

Bizi bu kotlar bozdu.

Biz ceket iliklemeyi, pantolon ütüsünü, takım elbiseyi, tiril tiril giyinmeyi, giyilecek yerleri bilerek büyüdük. Şimdilerde saygı tartışılıyor; giyim kuşam, kot mot, sigara migara, oturup kalkma, çak çak sakız çiğneme, bunlarla saygı mı olurmuş? Olan olmuş artık.

Şimdikiler saygısız mı? Ben öyle bir şey mi dedim?

Bari yırtığından olmasın.

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: