İçeriğe geç

KUŞ SESLERİ DUYULMUYOR ARTIK.

27 Şubat 2015

Tasavvuf ehli şöyle der ölüm için “gönül kuşu uçtu”. Çok güzel bir deyim. Gönülle işimiz var da göçüp giden gönül kuşu değil, olması gereken kuşlar. Uzun bahar, yaz günlerinde çocukluğumun gündüz uykularında uykuya dalarken kumruların ninni gibi gelen guguk sesleri bana hala çocukluğumu hatırlatır.

Serçelere kışın karlı günlerinde, ayazında bahçemize ekmek kırıntısı serpip camın arkasından ekmek kırıntılarını kapışırcasına yerden alıp bahçemizde ki limon ağacının kuru dallarına konup telaşla yemelerini gözlerdim.

Şehir içerisinde serçe ve kumrudan başka kuş pek görmezdim o devirde, şehir dediğimiz Manisa ne ki? Lale meydanına geldiğinizde şehir bitiyor, ovaya gelmiş oluyordunuz. Lale meydanının olduğu yerde başında çınarı olan bir kuyu vardı. Çınarı hala duruyor da kuyusu gitti. Hayır inek felan içmedi yolun altında kaldı.

Belediye otobüsüyle geldiğimiz meteoroloji son durağından sonra yaya olarak çınarlı kuyudan aşağı giden yoldan (şimdi ki Özsaruhan Bulvarı) yolun kenarında yolu belirleyen çitlembik, badem, yemiş (incir) ağaçlarının gölgesinde bağımıza doğru yürürdük. Küçük kuşların cıvıldamaları, limon sarısı rengiyle Sarı Asma’lar, Kara Tavuk’ların kaçarken ki yaygaracı sesleri, Ağaç Kakan’ların sivri uzun gagalarıyla matkap ustalığıyla badem ağaçlarına vura vura oymalarının tak tak sesleri, Tahtalı’ların bed seslerinin yanında küçük kırmızı başlı babaç Bülbül’lerin (Saka) şakımaları, Serçe, kahve rengi ile Kabakçın’lar, biz yürüdükçe onlar yanı başımızdan uçarak kaçarlar bi altta önümüzde ki çitlembiklere konarlardı.

Bağların arasında incir, badem, zeytin, erik, kiraz, şeftali ağaçları vardı sınır belirlemek için komşu bağ ile sınır çizgisine dikilmişlerdi. Kışlık İncir Badem gibi yiyecekler bu ağaçlardan toplanır, kabak çekirdeği, fıstık, fındık evlere pek girmez üzümden yapılan lokum, pestil, bademle yenen kuru incirler evlerin vazgeçilmezleriydi.

Bağ bozumu zamanı komşuya geliş gidiş yolları o kadar sık kullanırdı ki gele gide asmalar arasında patika izleri oluşurdu. Ayın kalaylı bakır tepsi olduğu zamanlarda bilmediğimiz şimdi ki projektör ışığı gibi asmaların arasında zikzaklar çizen komşudan komşuya gidiş yollarını aydınlatırdı. Komşuya gelip gitmek için ayın onbeşi beklenmezdi tabii, karanlık gecelerde bana ay doğardı, elime herkesten önce gemici fenerini (lüks taşınmazdı sallantıdan gömleği düşüp sönmesin diye) alır yola koyulmak için beklerdim ancak giderken arada bir fenerin ışığını kapatarak muziplik yaptığımda gezmeğe giden her bir büyüğümden ses gelirdi.

Gündüz öğle sıcağı bastırmadan sapanla kuş avlamaya giderdim. Sapantanın lastiğine gıcır, gıcırların bağlandığı zeytin dalından yapılmış Y şeklinde ki ağaca çatal derdik. Kuşlar beni tanır ben kuşları avlamaya çalışırdım. Bazılarını ağaca çıkarak yanlarına yaklaşmak ister, bazılarını da ağacın altına sinlenerek beklerdim. Onlar bana gelmediğinde ben onlara giderken ses olmasın diye ayakkabılarımı çıkarır yalınayak yürürdüm. Attığım karavanaya giden sapanta taşlarına çik çik çik alaycı sesleriyle kaçarlar bir öteki ağaca konarlardı. Cebime topladığım ufak yuvarlakımsı taşlar biter bir tek kuş avlayamadan bağ damımızdan bir hayli uzaklaştığımı fark ettiğimde anamın korkusuyla geri dönerdim.

Arı kuşları akşam üzeri serinde çıkarlar o zamana kadar nerede beklediklerini nereden geldiklerini bilmezdim onarlı yirmişerli gruplar halinde kurumuş dallara konarlardı. Güneşin ufukta ki rengi bunlara yansımış gibi rengarenktiler. Babamın Manisa’dan dönüşüne rastlayan günün bu vaktinde hava kızıllaşırken güneş batmak üzeredir.

“Kuş sesleri ovalara yayılır
İnsan buna hayran olur bayılır.

Bal yapanlar çiçeklere konarlar
Kuzucuklar taze çimen ararlar
Yeşillenmiş ağaçlarda yapraklar
Amber gibi mis kokuyor topraklar.”

 

Çocukluğumun şarkısıydı o gün bugündür hiç bir yerde duymadım.

Hafif, ufak tefek olanlarımıza “kuş gibi “deriz. Ümitsizliklerimizde, çaresiz kaldığımızda, fırsatları kaçırdığımızda, “kuş gibi uçtu gitti” deriz. El salladığımız yolculuklarda arkalarından baka kaldıklarımıza “kuş misali gurbetler.” “Gönül kuşu uçtu” dendiğinde hepimizin okuduğu Allah’tan rahmet dilemeler.

Turnalar uçup yarime gitmiyor, artık.

Telgrafın tellerine kuşlar konmuyor, yazık.

Sustu Andelipler, her birinin melodileri, şarkıları,

Güller bülbülsüz kaldı, öksüz kaldı ağaç dalları

Gönlümüzde ki kuşlar çoktannn göçüp gitti.

Çok uzaklara, göçtüler, hiç dönmeyecekler, belki…

From → MANİSA

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: