İçeriğe geç

ARKADAŞLIK…

27 Şubat 2015

Sol yanım Haydarpaşa öte yanım Sarayburnu, araba vapurunun arka güvertesinde gerilere bakıyor İstanbul’u seyrediyorum; Galata köprüsü gözden kayboldu, bulutlandı uzaklar, Galata Kulesi seçiliyor derken o da buğulandı gözlerimde. Düşüncelerimi vapurun pervanesi karıştırıyor kafamda, karalar köpük köpük beyazlar rüzgarla yüzüme vuruyor her bir damla göz yaşımla dudaklarımda buluşuyor tuzlu tatlarıyla. İstanbul daha bitmedi bekle beni derken, içimde ağlamaya başlıyordu yol daha çok erken. Hareme geldi vapur iskeleye dayandı oysa aklım hala İstanbul’daydı.

 Manisa’ya döndüm. Yıldız’ın imtihan neticelerini öğrenince haber verecekti Zafer. Yıllar geçti hala sana bi haberim var deyip ilk duyduğunu benimle paylaşır her sefer. Aklım İstanbul’da, kulağım kapıda, gelecek mektupta. Çok geçmedi hepsi geldi; aklım başıma, kapının sesi kulağıma, mektup postacıyla. Önceden telefon etmişti zaten Zafer. Evraklar çoktan hazır, çanta valiz, sevindik tabii evcek hepimiz.

 Döndüm hemen sonra, beklemiş, hakikatliymiş İstanbul. Kaydımı Yıldız’a yaptırdığımda ilk üçte kazanmıştım. Yeşiller içerisinde. Duvarları bile sarmaşık kaplı. Sevdim okulumu. Yıldız Sarayı imiş burası ulu ağaçlar, çınarlar, çamlar, saray yapıları, oymalı kapıları, Beyaz boya üzeri yaldız flatolu, işlemeli, her yanı.

Girdim ilk defa sınıfa geçtim arka sıralardan birine,

Oturdum sıraya benim gibi birisiyle,

Arkadaş olduk sonra gel zaman git zaman

Devam etti arkadaşlığımız okul boyunca uzun zaman.

 Bazı hafta sonları Yalova’ya geçiyorduk gemiyle

Otobüste uyuklayarak geliyorduk Gemliğe.

 Kumla dolmuşuna bindiğimizde az kalmıştı yolumuz

Sağımız zeytinli tepeler Gemlik körfeziydi solumuz.

Buradan köye doğru üç beş kilometre yürüdükten sonra,

Varmıştık Abdullah’ların evine, anası Firdevs Teyze kapıda.

 Dört yıl okul bitinceye kadar sürdü bu böylece,

Farklı dönemlerde mezun olduk o döndü köyüne.

 Ben Manisa’da büromu açmış mimarlık yaparken,

O belediye başkanı oldu Anavatan Partisinden.

 İki dönem yaptı başkanlığı çok seviliyordu.

Yakalandığı hastalıktan kurtulamadı sonu oldu.

 Cenazesinde insanlar duruyor yürüyemiyorlardı kalabalıktan

Tabut elden ele mezarlığa kadar ulaştı insan seli yoldan.

 Çok anılarımız vardı; okulda, sokakta, Beşiktaş’ta

Bazı hafta sonları köyüne gittiğimizde Abdullah’la

 Bir seferinde;

 Yaz kuraklığında zeytinlerini sulamaya gitmişdik.

Zeytin altlarında nöbetleşe yatar, geceleri sabahlardık.

 Bir gece çıtırtı duyduk korktuk bu vakitte kim ki?

Zifiri karanlık ortalık, el lambasıyla gördük, küçük bir kirpi.

 Su içmeye gelmiş o da bizden korkmuş belli.

Karışmadık, bozmadık su içmesini, bundan kelli.

 Gündüz akşama kadar girerdik tekne ile denize

Kahveden bozma gazinoda arkadaşlarıyla otururduk biz bize.

 Köye dönerdik gece vakti yol kapkaranlık

Ayaklarını kaldırarak yürü derdi Abdullah alışık.

O zamanlar öğrenmiştik kendi başımıza, taşlara takılmamayı

Candan arkadaştık, hakkı vardır bende, hep anarım Abdullah’ı.

From → ŞİİRLER

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: