İçeriğe geç

HAYATA YENİDEN BAŞLAMAK,

27 Şubat 2015

Şehirlerimizi imar edecek isek tam zamanı erken yaşlandılar yıprandılar:

1960-70 yılları, o yıllarda yapılan yapıların beton kalitesi Medar çakılı ile Karaçay çakılı kıyaslanarak test ediliyordu. Akhisar Medar çayının çakılı ile beton yaparsan kuvvetli beton deniyordu.

Bir metreye bir metre, yüksekliği de bir metre olan dört kollu kasa çakardı daha çok göçmen ustalar. (Çok usta geçinenler göz kararı yapardı. El terazi göz mizan ne nizam var ne intizam.) İçine doldurdukları çakılı boşaltırlardı kasayı kaldırıp. 50 kiloluk çimento torbalarını hart diye kürekle keserler boca ederlerdi çakılın üstüne 4 torbadan 6 torbaya kadar literatüre girmemiş mukavemeti test edilmemiş beton bolca su ile karıştırılırdı. En fazla üç katlı olan yapılar çoğu yığma zaten. Üç kalası yan yana çakarlar birinci kata tırmanması kolay olacak şekilde dayarlar, üzerine basamak şeklinde basınca kayılmasın diye tahta çakarlardı zannedersin göğe merdiven yapıyorlar. Aşağıda karılmış beton saplı tenekelere doldurulur işçi bacaklarını açar tenekeyi bacaklarının arasından sallayarak büyük bir  güçle hopp omzuna atar, maymun çevikliğiyle o merdivenden, koşarak çıkar, o inmeden ikincisi gelir geriden. Beton böyle atılırdı. Sonra betoniyerler çıktı dam vinciyle katlar yükseldi bu şekliyle. Yine göz karar el mizan betona verilen intizam ile yapıldı beş katlılar. Bu anlattıklarım 30-40 yıllık işi bitmişler için geçerli. 93 harbinden sonra deprem yönetmelikleri çıkmaya başladı.

-Eeee bu güne kadar yaptıklarımız ?

-Onlar Allaha emanet,

-Nası yani?

-Kat karşılığı çıktı ya, ver arsanı ellere vur ellerini birbirine.

El terazi göz mizan devri kapandı. Test; her şeyimiz test edilir oldu. Sınava girecekler, kan verecekler, beton dökecekler, kim yapacak bunları derken TSE belgesi çıktı. A’dan Z’ye her şeye. Şimdi bu belgeden belgecikler doğdu.

İşte bu zamana kadar yapılanlar karma betonundan demir çapına mukavemetine kadar ekonomik ömrünü doldurdu, yani 65 yaşında emekli ediyorlar ya insanları, sabuna dönüştürmek istiyorlar, binaların başı kel mi onları da kentsele dönüştürüyorlar.

Aslında ‘kentsel dönüşüm’ değil adı, zaten yapılan plan kentin kendisi veya bir parçası o parçanın, kentin yenilenmesi demek. Yeni bir kent yapmak aslolan. Niye yeni bir kent? Avrupa da böyle bir şey yok tabii onlar nüfus arttıkça eski kenti bıraktılar yakınına yamacına yeni imar planları ile yeni yerleşimler yaptılar; yeşili, yolu, okulu, sporu, otoparkı, çocuk parkı, tüm ihtiyaçları karşılayan ve uzun yıllar hizmet verecek olan hem de evvela bunları yaptılar. Alt yapıyı, kanalı, içmesuyu, yağmursuyu, elektrik, fiber, siber ne gerekli ise. Sonra yolları yaptılar. Tüm bunlardan sonra binalar yapılmaya başlandı. Eski kentleri korudular müze oldu, turizme açtılar, para bastılar.

Bizse; yol, park, okul, sokak, alt yapı, kanal, boru, çapı, içmesuyu hiç değişmedi, yapılmayan sokaklar bile var. Aynı pissu kanalları yetmedi yağmursuyuna, yağmursuyu yetmedi pissuya bağladık, yağmuru bile şaşırttık. Hangi borudan gideceğini bilemeyince evlerin içine girdi. Yağmur yağıyor evleri lağım suyu basıyor. Haydaaa.

Bu şehrimizin altı. Üstü de var. Eçiş büçüş binalar; neden? Yap sat illeti, kat mülkiyeti sistemi, apartman yöneticiliği müessesesi; çalışmıyor, merdiven otomat parası bile toplanmıyor. Çareler biz de tükenmez. Ev gezmesine gideceğiz bu akşam evde misiniz diye randevu istiyoruz, evdeyiz bekleriz ama merdivenlerden çıkarken cep telefonunuzun fener tuşuna basın yoksa fener programını yükleyin öyle gelin. Nerde kaldı cephenin boyası sıvası için para toplanacak. Zaten ruhsat projesine bak plan mercedes, iskana git bina modifiyeli murat 124. Balkonlar odaya dahil edilmiş, çatılara manzaralı denmiş ilaveler yapılmış, altta üç oda var yetmemiş çatı arası deyip üç odada orada istenmiş. O istemiş plan delinmiş, bu söylemiş ele yüze bulaşmış, zemin kat dükkana çevrilmiş. İmar gelmiş ama insanlarımız doymamış, ambar delmiş.

Kent insanı, insan kenti yapar. Şehrimizi: Mutsuz, huzursuz, umutsuz, yaşaması zor kavgacı, parasız, pulsuz kentlere çevirmişiz.

Gelin şehrimizin bir ucundan başlayıp yaptığımız plana göre yeniden inşa edelim, sadece; Laleli, Hafsa Sultan, Fatih, Cumhuriyet, Yeni Mahalle, ıslah planlı alanlar demeyelim, merkezde ki eski imar adalarını dahi yeniden planlayalım. Yeşili, caddeyi, sokağı, parkı, otoparkı, ticari alanları, Osmanlı yapılarını, şehzadeler mirasını koruyarak baştan planlayalım. Marka kent lafla olmaz böyle yapılırsa olur. Hani şikayet ettiklerimiz var ya onların hiç birini yapmayalım. Dağ ile Gediz ovasına sıkışmış Manisa’mızı yayalım.

Özlediklerimizi yapalım. Mutlu insanlar, huzurlu şehirler ile hayata yeniden bağlanalım.

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: