İçeriğe geç

KULA JEOPARKI PARİS’TE.

7 Nisan 2015

Jeoparklar Birliğinin 35.Toplantısı için geçen hafta Paris’teydik. Toplantıdan boş kalan az bir zamanımızda yarım gün gibi Paris’i gezdik.

Paris’ten bu vesile ile biraz bahsetmek istiyorum.

UNESCO binasının toplantı salonunda yapıldı toplantı. UNESCO binasının kaldırımlarında tamirat vardı tali kapıyı bulmak için dört tarafını dolandık nihayet içeriye girebildik sıra vardı önemli değil çok küçük bir giriş holü ve xray cihazından geçtik sergi salonuna doğru yürürken bir salon daha geçtik burada dünya genelinde halkları için çalışmış dünyanın takip ettiği haberlere olaylara adı karışmış kimselerin fotoğrafları ve el yazma sözleri vardı. Sergi salonunda biz de katakaumune Kula Jeoparkın bannerini germek için bir yer bulduk her delagasyon bir telaş ama sakince bannerlerini açıyorlardı Karşısına geçip oldu mu diye bakarken bir kaç fotoğrafla Paris’e gezmeye gelmediğimizi tescilledik.

UNESCO binası; ilk gördüğüm edindiğim intiba basit, yıllar öncenin eskiliği üzerinde duruyor yer kaplamaları plastik, koltuklar çok basit fiskos sehpasına iliştirilmiş koltuk havasındalar, masalar mikrofonlu ancak her yer kablo duvarlar lambriyle kaplı. Sergi salonu kırık parça travertenler palladien olarak döşenmiş. Bize verecekler bu salonu neler döktürürüz ne paralar harcarız. Jeopark temsilcileri bile sade kıyafetli evlerinden çıkıp gelmişler. Biz dahil kravatlı sayılacak kadardı. Herkes çok samimi olmasa da birbirlerine isimleri ile hitap ediyorlardı. Öğle yemek arası verildi. Açık büfe self servis, tadını anlamadığım yemekleri tepsimi kaydırarak bir bir geçerken bankoda, pilavın önünde durdum, birazda salata masalara geçerken parasını kasaya ödedim. Önemli değil ancak kimse misafirperver değil kimse demeyeyim bu toplantı Paris’te oluyor bi öğle yemeği ikramında bulunulmaz mı? Ayıplanır biz de. Neyse, onun için zengin olmuşlar herhalde.

Akşamları gezebildik gündüz toplantıda olduğumuzdan. Son günü erken bitince Paris’i dolaşma gezme fırsatımız oldu. Motosikletlere ilgim olduğundan merakla izledim arabaların sağından solundan bazen bisiklet yolundan toplu ulaşım güzergahından geçiyorlar kiralık bisikletler bir hayli çok her köşe başında desem yeridir, bi o kadar da kullanan araçlar ayrı. Metro bazen yerin altına giriyor bazen de yer üstünde ortada ki genişçe refüje çelik ayakları sokmuşlar havadan gidiyor. Kısacası metro, otobüs, bisiklet, motor, araba, bi o kadar otopark imkanı her taraf trafik ve araç yoğunluğu.

Yok birbirimizden farkımız ama burası Paris: ortasında Zafer anıtı’nın bulunduğu Charles de Gaulle Meydanı 12 caddenin bu meydanda toplandığı veya 12 caddeye taksim olduğu çok geniş bir meydan araçlar yumak yığını halinde ama trafikte ki saygı kazayı, çarpışmaları önlüyor. Her araç birbirine saygılı sağdan gelip solda ki caddeye bodoslama gitmek isteyen araçlara dahi kimse korna çalmadığı gibi yolda veriyor. Bu meydan 1806 yılında yapılmaya başlanmış araya savaşlar girmiş ve 1836 yılında da bitirilmiş. Bu meydanın açıldığı veya bu meydana bağlanan en önemli caddelerden biri de Şanzelize Bulvarı 100 metre genişliğinde 2 kilometre uzunluğunda. 1670’lü yıllarda ham haldeyken yani tarlayken 1710 yılından sonra bulvar haline getirilmiş önemli ve marka mağazalarından dolayı bulvarın kalitesinden ve pahalılığından bahsedilebilir hatta bizim ülkemizin de meydana yakın bir bölgesinde ikinci katta bir ofisi dahi var bayrağımız dalgalanıyor.

1700, 1800 seneleri oluşmuş Paris 200-250 senelik bir şehir ama meydanın büyüklüğüne bulvarın genişliğine sadece bu bulvar bu meydan değil eski Paris’in geneli bu planlama çerçevesinde. Trafik yoğunluğunu ekonomik kalkınmasını sağlamış ülkeler ile aynı olmakla beraber fark burada, planlamada. 1900 yılında metro yapabilmek için daha sonra ilavelerle 200 kilometreyi geçmiş, bize metro değil ama hafif raylı sistem yapalım diyoruz 18 metrelik İzmir Caddesiyle 20 metrelik Doğu Caddesine projede rayları koyduk koymasına da üzerinden raybüslerin haricinde her şey geçecek.

Dünya Paris değil bizim gibi kentlerde yok değil ama Paris gibi olanlar da var. Bizim gibi; sıkışık, yanaşık, ardışık, bitişik, büzüşük, daracık, maracık düzeni olanlar kentsel yenileme yapıyor yani şehirlerini modern çağa uygun bütün planlayıp parça parça yıkıp yeniliyorlar.

Darısı başımıza diyelim bu düzen içerisinde nasıl olacaksa.

“Bize de bir gün kader güler, güler inşallah.” Şarkı da olsa kulağa hoş geliyor.

From → KULA

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: