İçeriğe geç

MİMARLARLA YOLA ÇIKILMAZ…

20 Temmuz 2015

imageBi vesile ile gelmiştik havaalanından sonra iki siyah plakalı arabayla. İki saate yakın sürdü yolculuk. Sohbet güzeldi ilk geliyorlardı. Evleri daha önce biri görmüştü ama yıllar önce, unutmuş bile. Yol üzerindeydi akşama kalacağımız otel villa Estet. Konum olarak İtalyanın şaraplık bağlarını andırıyordu konaklayacağımız binada benzeseydi Toscana bölgesindeydik kısaca.
Yoldan içeriye doğru şaraplık bağların arasında ki beton parke döşeli yoldan kıvrılarak yukarı doğru çıkıyorduk. Tepeye ulaştığımızda bir kaç binadan oluşan butik otelimize gelmiştik. Bizi bekliyorlardı önceden tembihlenmiştiler. Odalara şarap isimleri konmuştu. Ben hatırlamıyorum içmediğimden, lobide ki kıza hala kaç numaralı oda diye soruyordum. Eşya dediler, sırt çantalarımız vardı. Torunum da omzuna asınca çok hoşuma gidiyordu özeniyorum ama bir türlü cesaret edip sırtıma asamadım kravattan son altı senedir kurtulamadım ki. Sırt çantası olanlar bırakmadılar. Ben mi el çantamı bırakacağım? Ben de arabada bıraktım. Anlayacağınız geldiğimiz gibi çıktık otelden. Akşam yemeğini burada mı yiyeceksiniz? Diye sordu otelci kız. Evet ama ne ikram edeceksiniz? Bonfile. Uyar dedik, yanında da… evet dedi kız.

Çıktık otelden indik çıktığımız yoldan. Park ettik ve çantalar sırtımızda, fotoğraf makineleri elimizde, deklanşörler parmağımızın altında. Benim ayfonum vardı çok işlevli. Tek mahzuru pozu yakaladığımda çalan zil sesine alo demek zorunda kalmamdı.

Sokaklara daldık renkli evler, dar sokaklar, geniş birbirine değen saçaklar, kapalı kapılar, taş duvarlar, yıkık evlerin bazıları, her köşeden, her duvardan, saçaktan, oyma tahtalardan, tavanlardan, hayatlı odalardan, aldık pozları.

Hayranlıklarını gizleyemiyorlar, her noktada köşede de durulur mu?Duruyorlar. Dar dolambaçlı sokaklar, dağınık gidiyor kayboluyoruz. Geri dönüp “bu sokaktayız” dediğimde öbür sokakta yine aynı şey başımıza geliyor. Gün sıcak sokaklar gölgeli serin. O sokak bu ev derken şaka da şuka da deklanşörün sesini melodiye bağlamıştık.

Hava akşam üzeri serinliğine kavuştuğunda araçlara bindik dört çarpı kamyonet dediler, dörtle çarpacak bir yol yoktu mevsimden dolayı ama biz şoförlerle beraber dört çarpı iki idik. Jeopark alanına girmiştik, evlerin sıcaklığı sokakların darlığı insancıl iken kara lavların akıp gittiği uçsuz bucaksız kocaa alan. Kraterlerin arasında yürürken ha patladı ha patlayacak şekilde duran sivri tepeler canlılığını koruyor, bizi korkutup ürpertiyordu. Bu insancıl değil ürkütücüydü.

Bi hayli yürüdük araç sürdük değişik tabiat, yağmurla güneşin oynaştığı peribacalarının yanında volkanların yerin altını üste çıkarmalarına kadar. Tabiat; yıllar, bin çoğu, milyon yıl önce bambaşka bir aleme dalmıştı bizim şimdi daldığımız hayran kaldığımız gibi. Rotamızda ki Çakırca köyünün eski okulunu dinlenme ve gezginlere açıklama yapabilmek amaçlı yenilenmişti.

Araçlara bindiğimizde işaret parmağı deklanşörde olanlar diğerlerinden baskın çıktı. “Hava parlament mavisi oldu.” Oysa bana göre romantik takılıyordu.

Bir köye daha geldik. Araçlardan inen köye daldı. Güneşle parlayan yağmurla yıkanıp daha bi beyazlayan kırık beyaz mermerlerle kaplıydı sokakları, palladyen. Üstü mermer altı su kanalları kanalların kenarlarında yürüme yolları olan antik devirden kalma Gölde Köyü. Pozlar aldık hafıza kartlarına. İki kanatlı tahta kapıların önünde ihtiyar babannenin yanında renkli giysili boy boy torunlarıyla olanından, sırma gibi dizilmiş taşların duvarlarına kadar.

Tepede ki otelimize döndüğümüzde parlament mavisi gökyüzü, lacivert bezde kırmızı sarı çizgilerle formaya dönmüştü.

Araya girmek istemedim şimdi otele döndük anlatayım.

Hala gülüyorduk: Kula evlerinin sokaklarında gezerken eski yıkık bir kiliseyi gösterdim alamadık henüz pazarlık yapıyoruz dediğimde “biz alalım” dediler beş kişiyiz bi beş daha onar bin verir yüze alırız. Neden olmasın Senede iki kolokyum, üç seminer, bir sergi. Hem Kula’ya gelir gider hemde gelenlere Kula’yı tanıtırdık. Gülenlerimizin arasından “kilise sahibi olacağız ha.” “Çok maksadlı salon yaparız.” “Evet tamamdır bu iş.” Ramazan ayında kilise satın almak. Tekrar gülüşmeler. Bizim kilisede…

Onun için diyorum. Mimarlarla yola çıkılmaz diye.

 

From → KULA

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: