İçeriğe geç

ASMA YAPRAKLARI BUGÜN CENNET YEŞİLİ

7 Temmuz 2015

Üzümün para etmediği bağlarda yeni bir geçim kaynağı başlamış, köye gelen tüccarlar, şirketler asma yaprağı alır olmuştu. İşçi olarak şirkette çalışmaya başlamışlardı. Ramazan, akşamına eve erken gelebilmek için sahurdan sonra uyumuyor erkenden işe gidiyorlardı. Bebelerini analarına teslim ettikleri, her günün akşamına yorgun geldikleri, bir de ev işi yemek temizlik ile akşam yemeğine kadar evde çalıştıkları, koca günün ardından okula giden çocuklarına harçlık yettirmek istedikleri uzun ve meşakkatli günler yaşıyorlardı..
 O sabah bi burukluk var akşamdan keyfi yoktu, güneş çarptı herhal deyip isteksizliğine yoruyordu. Sabah iştahı da yoktu bi bardak çayı zorla içmiş kamyonet kapıya geldiğinde bebesine dahi bakamamış kocasına teslim etmiş “anama bırakırken alt bezini çantasına koymayı unutma” diye tembihlemişti. Örtüsünü başına uçarcasına koyarken çocuğunun hasreti aklına geliverdi, ağlamaklı oldu. Gözleri doldu.

 Kapıyı çekerken arkasına dahi bakamadı. Kamyonetin kasasına ayağını attı ama basamağa denk gelmemiş ayağı kaymış çıkamamıştı kasaya, bi daha denedi ayağı boşa gitti.“Hay allah.” arkadaşı elinden tutup kaldırdı kamyonetin kasasına çekti. Gülüştüler. Gülmesinin bile buruk olduğunu dudaklarından farketmişti.

 Aklı bir şey unutmuş gibi meşguldü. Kamyonet hareket ettiğinde sabahın ayazı vurmasın diye iki arkadaş birbirlerine sokulmuş uyuya dalmışlardı.

 Kamyonetin sarsıntısına rağmen rüya görüyordu. Kamyonet uçak olmuş göklerde mavi bulutların arasında gidiyor. Uçağa hiç binmemiştim diye düşünüyor kanatlarına oturmuş uçuyordu. Saçları rüzgarla savrulurken önce yaşmağı başından düştü sonra kanattan aşağı kendi düştü. Başı bulutlara vurmuştu.

 Bulutlar ne kadar sert, taş gibi diye düşünürken yuvarlanmaya başladı. Yuvarlandıkça gelinliği olmuş beyaz bulutlara sarılmış bedeni mermer gibi buz kesilmişti. Oysa güneş bulutların üzerinde her zamankinden sıcak daha parlak buna rağmen bakabiliyordu güneşe.  

 Sesler, bağırışlar, ağlamalar, feryat figanları çok uzaktan duyuyor, anasının sesini seçmeye çalışıyordu. Sesler giderek uzaklaşmış duymaz olmuştu. Yalnız bir aleme dalmış ne sırdaşı, babası, onu kucaklayan anası, kucağından inmeyen bebesi, ev işinde yardım eden lüle lüle saçlı kızı, arkadaşı, kimseler yoktu.

 Sabah ki dolan gözlerinden şimdi yaşlar akarken rahmet yağıyordu dünyasına.

 

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: