İçeriğe geç

SON YEMEK…

9 Ağustos 2015


Bizim Arif ile karşılaştım geçen gün Manisa’ya inmiş biraz borç harç onları toparlamak, ödemek için gelmiş.

-Hayrola Arif dedim gömümü buldun, üzümleri mi sattın? Üzümleri çok önceden bedavaya sattığını biliyordum.

-İkisi de değil. Tarlayı sattım da bir kaç yere sözüm vardı onları ödemeye geldim, ödedim de. Gel arta kalan parayla da şurada karnımızı doyuralım sana yemek ısmarlayayım. Dedi.

 

Son kalan parayla yemek yemek. O esnada talebeliğimde ki bir gün geldi aklıma Okula gidiyorum cebimde 10 kuruş var. Elimi cebime attım 10 kuruşu cebimden çıkardım yere attım beş kuruşsuz parasız gezeyim dedim. Öyle de yok, böyle de, bari param yok dediğimde yalan söylememiş olurum dedim. Arif’i de böyle, son kalan parayla yemek yedirmek istiyor. Cömertlikten mi? Kahırdan mı? Diye düşünmeden cevabı içimden kendi kendime verdim, kahırdan. O da olmasın sürünmeye yokluk çekmeye devam, al canımı kurtar bu yokluktan der gibiydi Arif.

 

Dünya değil, Türkiye ekonomisi şöyle dursun ekonomist değilim ama Manisa ekonomisi geçimini bilirim. Tarımdır (daha doğrusu topraktır.) Manisa Organize Sanayi Bölgesinde ki fabrikalar sayesinde; her ne kadar ihracat, katma değer artışı, gayri safi milli hasıla, Türkiye ekonomisinin lokomotifi diye anılsa da Türkiye genelinde bu söylemler doğrudur eğridir onu bilemem. Ben Manisa’lı olarak esnafın vatandaşın cebine girene, köylünün üreticinin eline değene, müstahsilin evine gelene bakarım. Bi başına kalan çiftçi; gübre, mazot, ilaç, işçi ile boğuşurken soğuk vurdu, sel oldu, kurak geçti, tüccara kaptırdı, baş fiyat, sonu gelmeyen vaadlerle her yıl üretim zamanı okunan hikayeler söylenen nakaratlar ile el elde baş başta kalıyordu. Dünyaca verimliliği açısından ün salan, Gediz Ovasının müstahsil portföyü buydu.

 

Geçiniyor, çocuğunu okutuyor, kızını istediği gibi ceyiz hazırlıyor, oğluna iş sahası açabiliyor, başını sokacak bir ev alıp kiradan kurtarabiliyor mu? Ben bunlara bakarım. Arif gibi son kalanı da kahreder gibi bitirmesine çok üzülürüm.

 

Arif’le son yemeğimizmiş bir daha görmedim. Bi daha Manisa’ya gelmedi herhalde dedim. Nedense bi zaman sonra aklıma düştü. İyi niyetli mert bir çocuktu Arif. Dürüst ve çalışkandı. Babasından kalma arazileri vardı. Onları eker biçer az da olsa bağa ailecek bakarlardı. Çocuklar büyümüş evlendirmiş onların kıt kanaat geçinmelerine üzülüyordu. Oğlan sanayide asgari ücretli çalışıyor, kızı torunu damadıyla beraber köyde çiftçilik yapıyordu. Onların da sonu belliydi borçtan başlarını kaldıramıyorlardı.

 

Arif onlarında borcunu kapatmıştı tarlayı sattığında. Dur bi arayayım dedim. Arif’in telefonunda kadın sesi.

 

-Ben Arif’le görüşcektim.

Ağlamaklı bir ses.

-Siz kimsiniz?

-Arkadaşıyım, Manisa da oturuyorum, dedim.

-Arif rahmetli oldu. Tarlayı satıp ben Manisa’ya gidiyorum deyip sabah erkenden evden çıktı, ama o gün cenazesi dönmüştü. Arabasıyla yoldan çıkmış. Boş bi tarlaya yuvarlanmış arabasının altında kalmış. Görenler anlattıydı.

Sesim kısılmış Arif’in yemekte ki üzgün yüzü gözümün önüne gelmişti.

 

-Özür dilerim duymamışım. Allah Rahmet Eylesin, bi ihtiyacınız var mı? diyebildim.

 

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: