İçeriğe geç

MANİSA’DA ZAMAN

2 Kasım 2015

Şöyle bir uzanırsınız sadabad misali başka sadabad olmadığı için lale devri burada yaşanırdı. Nedim burada volta atarken ellerinde dantelli şemsiyelerini döndüren yüzlerinde ki müstehzi tavırlarını gizledikleri dantelli şeffaf peçelerinin ardından seksi gülüşlü hatunlara takılırken şemsiye havada fırıldak gibi dönerdi. Katibim şarkısı burada bestelenmiş sanırsınız…

Orta yerinde çam ağaçlarının olduğu, zeminini kapladığı kara asfaltın ahali tarafından burada tanındığı, adına frenkçe bolivar denildiği, bu yolda pusatsız yürüyen eşraftan kimselerin, “basarsam gömülür müyüm? İskarpinlerimin tabanı yapışır mı?” Endişesiyle yürürken ki hal ve hareketlerinden peşine takılanlar, bıyık buranlar bile olurdu.

   
 Aşağıdan bakılınca üst tarafı gözüken biraz yokuş olan bu bolivarın alt kısmında yolu dikine kesen demir yığınlarının Fransız mühendislerince endaze ile dizdiği tren yolu vardır. Kara trenlerin dumanının ortalığı boğduğu garda beklediğiniz yolcuyu göremeden şaşkın bakışlarla el yordamıyla ararken her bir yolcuyu gözden geçirdiğinizde “sapık”, “hop birader” laflarının size söylendiğini duymaz üstünüze alınmazsınız çünkü amacınız gurbetçiye kavuşup sarılmaktır. O devirde elde pankartla yolcu karşılamak yok tabii, dayanamayıp “Ali more Aliiii” diye memleketten gelen hemşerinize bağırmaktan başka çareniz yoktur.

Yanınızda az önce hasretle sarıldığınız hemşeriniz ve onun eşyaları bir elinizde tahta valiz diğer elinizde omzunuza attığınız torba ile garın önünde bekleyen faytona ödenecek mangır yerine yürümeyi tercih ettiğiniz kara asfaltlı yola koyulurken ortada çam ağaçları, kaldırımlarda arzı endam etmiş palmiyeler, gölgesi bile yok hava da sıcak. Yokuşu çıktıkça sıcak daha da bastırır. Parkın köşesinde ki tek katlı evlerin önünden geçerken yolun sol tarafında, sıcaktan her penceresi açık, içeriden çocuk ağlamalarının geldiği, kapısında birbiri üstüne sigara yakan telaşlı errrkeklerin bulunduğu, kara asfaltın üstünde kapının önünde bir kaç faytonun nöbet beklerken atların ortalığı kokuya boğduğu gri renkli binanın az üstünde aynı renkte uzunca bir bina daha var. Her penceresinde dışarıyı seyreden kız talebeler ile palmiyelere yaslanmış işaretle anlaşan delikanlılar. Üst köşede kemerli pencereli bir başka okul daha.
Bu okulun karşısında duvarları yakışıklı erkek güzel hanımların fotoğraflı afişleriyle kaplı önünde demir bariyerlerin olduğu, etrafı duvarla çevrili merak uyandıran duvarlarında ki afişlere merakla bakan hemşerisine,

-Akşam buraya, sinemaya gelelim Küçük Hanımın Şoförü, Ayhan Işık’ın filmi var Belgin Doruk’la oynuyor sever misin Ayhan Işık’ı?
-Farketmez ben Ahmet Tarık Tekçe’le Vahi Öz’ü severim ama olsun gelelim.

Çatısında şapkası olan onunda tepesine dikilmiş demir direkte bayrağımızın dalgalandığı bina önünde ki çamlı parkın ortasındaki havuzu ve kapısında Halk Evi yazılı pembe boyalı binanın olduğu parkın önünden geçerken
-Sinemadan önce burada birer çay içeriz vakitli gelelim.
-Tamam.
Bayraklı ve de endamlı, mermer basamaklı yapıyı geçince, kocaman silueti ve haşmetiyle boylu boyunca uzanmış dağın önünde duran camiden.
-Öğle okunuyor camiye girelim sonra eve gideriz.Abdestin var mı? Nereden olacak yoldan geldin ben de şaşırmışım.
Camiye doğru yürürken:
-Bu meydanı da hiç sevmem beyaz, bir de tırtıklamışlar üstünü, güneşte adamın gözünü alıyor herkeste buradan geçiyor kestirme diye. Çok eskiden şuracıkta bir adam asmışlardı hala gözümün önünde, aman Allah korusun.

Caminin avlusuna girmiş, şadırvanı gösterdiğiniz misafirinize:
-Sen şurada abdest al ben de bavulu, torbayı şu duvarın dibine koyup camiye gireyim. Çıkışta şuracıkta Taşçılar Mescidi’nin altında Dede Lokantası var yemekleri lezzetlidir. Mezat (bit) pazarı, Bedesten esnafı, kavaflar çarşısı eşrafı, yazın bağında olan Manisalı öğle yemeklerini burada yer, neredeyse Manisayı doyuracak yani, başkada köfteci, pilavcı vardır ama biz oraya gidelim. Hesaplıdır da.

From → MANİSA

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: