İçeriğe geç

HAYIRLI CUMALAR KARTPOSTALLARINA SIĞAN ŞEHRİM MANİSA.

27 Şubat 2016

  

Manolya Meydanı’ndan Sultan Camisi’ne çıkan yol, özelliği olan yapıların alçak katlı durumlarına karşılık şehrin nirengi noktalarını işaretleyen camiler. İlk bakışta tanınıp yanında ki okulu evinizi görmeseniz de tahayyül ettiğiniz, nokta, nokta şehrinizi tanıdığınız, komşularınızın yanında sokağınızda ki her gün geçtiğiniz yolda ki çarşıda ki hatta tanıdıklarınızın uzak evleri. 

Ezanda ki sesinden müezzini andığınız minareler, namaz kıldırışında ki adabından imamı lakapladığınız camiler. 

Mahalle bakkalının tahta raflarında ki renkli akide şekeri kaseler, karamelalar, tahta kutusundan tazeliği bozulmasın diye çıkarılmamış tozun içinden alıp da ağzınıza attığınızda toz dumanı çıkarılan lokumlar. Yağı mukavva kutusuna çıkmış bulaşmış Kula marka mumların kokusunun sindiği bisküviler. O bisküvilerin: İkindilerde ikiye kırıp bardağa iki parmağımızın ucundan tutarak sokup çayda ıslatıp bazısının oyalandığımızda yumuşayıp bardağın dibine indiğinde çay kaşığının imdadımıza yetiştiği lüks kahvaltılarımız. Leblebi, külahının beş kuruş kırığının delikli ikibuçuk kuruş olduğu ve iki derin kısa pantolon cebimizden birini kırık leblebi ile doldurduğumuz atıştırmalıklarımızdı.

Sayfaları kırışmış köşeleri katlanmış veresiye defterine kulağının arkasına taktığı boyu iyice kısalmış kurşun kalemin yazmaya hazır hali ile mahalle bakkalı Ahmet amcanın güler yüzü. 

Adına has ekmek dediğimiz beyaz çarşı ekmeğine imrensek de odunun isinden, bacanın güdüğünden, dumanının baca yerine kapıdan çıktığı, nimiyet denilen tahta teknenin bölümlerine yerleştirilmiş hamurların kepek unundan ekmeğinin doyurucu lezzetinin pişirildiği, çaybaşı furunu. Ekmek unu yine çaybaşında ki değirmende öğütülürken böreklik yufkalık unun kepeği konu komşu birlikte elenirdi. Börek her yemekte yenir tarhana çorbası kahvaltı yerine içilir, içinde nohut mutlaka olurdu.

İki lüleli camisinin yüksekten şar şar dolu dolu akan demir borulu çeşmesinde sulanan hayvanlar bir hızla Arap Alanına çıkar orada yaylaya gidecek kervan düzülürdü. Tıngır Çeşme’den, Çınar ağaçlarından gözükmeyen Kaynak Deresi’nin yanından yaylaya çıkış yolculuğuna koyulan kervanlarda ki kiraz küfelerinde yolculuklarımız maceraya dönüşürdü Sivrice’nin dar yayla yollarında.

Burunlu şehir otobüslerinde ki yolcuların ahkamlı oturuşları artık yayalaşmanın binite döndüğü bisikletlilerin motorize olduğu yıllardı. Alafranga hayatlarda ampullü radyolar transistörlü olmuş kırkbeşlikler dönmeye başlamıştı. Her şarkının kırkbeşliğini koleksiyon yapıp caka satanlar longplay çıktığında havaları sönerken Longplaylerin yerini de çok geçmeden birbirine bandla bağlı araba tekerliği görünümünde makaralı pikaplar almıştı.

Adamo’nun “Her yerde kar var” aksanlı yarım Türkçeyle söylediği şarkılarını dinlerken Dario Moreno bizden oluvermişti. “Deniz ve mehtap sordular seni” derken başımızda kavak yelerinin estiği, saçlarımıza analarımızın kaçmış naylon çoraplarını geçirdiğimiz çağlardı. Allah Allah şimdi hatırladım Almancı komşular hediye diye getirirlerdi naylon çorapla yakaları balenli gömlekleri. Sonra onlarda başlarında kısa kenarlıklı tüylü fötr şapka ve omuzlarında taşıdıkları transistörlü radyo ve teyplerle marka olmuşlardı.

İşte bu kadarcık dünyamızda mutlu, huzurlu hepimize yeten avuntularımızdı bunlar. Bize ne zaman yetmedi dünyamız? Onu hatırlamıyorum, içinde bulduk kendimizi. Herhalde Minareleri sayılamaz, sokakları geçilemez, Ulu Cami’den seçilemez, yayla suları içilemez. 

Sokak çeşmeleri akmaz, insanları bakmaz, mor salkımlı çatıları çökmüş, hanımeli kokusu gitmiş, duvarları çivit badanası badanasız kalmış, avlularda sakız sardunyaları kurumuş, sarmaşık gülleri solmuş, çardak asmaları yıkılmış.

Muradiye Camisi yeşil alan, orta yeri toz duman olduğunda yabancı kaldık doğduğumuz şehre.

 
Babalarımızla birlikte göçen amcalarımız, akraba komşularımız, her biri okuyup tayin olan arkadaşlarımız, birer birer gittiler. Kalanlarda yap satçılara yar ettiler evlerini, siyah beyaz kartlara resmettiler anılarını. 

Manisam da yol hazırlığı yapıyor bavulunu topluyordu.

Şimdi kimbilir hangi diyardadır, anıyorum zaman zaman.

From → MANİSA

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: