İçeriğe geç

DÖRT TANE ON SENE,

22 Mart 2016

   
    
    
   
Moralim bozuldu bize turist gelmez diye: Klakson sesi yok, kırmızıda geçtin yok, dalgınlıkla geçsen de bağırıp çağıran yok, trafikte yanlış yapmak yok, ola ki yaptın levyeyi beyzbol sopasını kapıp arabanın üstüne yürüyen yok. Yerime parkettin kavgası yok çünkü 70-80 yaşında apartmanların (aslında her biri bir sanat eseri) altlarında otoparklar var.

Görüntü kirliliği var mı? Diyorsunuz. Yeni bir terim mi? İnternette oyun adı mı? Diyorlar. Yok yaa göze hoş gözükmeyen hiç bir şey yok, aradım hususi, yok yok: Bizim apartmanlarda mutlaka imar harici bi ilave var. Zaten planlarımız baştan bozuk. Şimdi yeni çıktı giydirme cephe (evvelce mozaik tarak sıva bir sanattı cephede) yapmak; kompozit levha, alüminyum kapama, cam cama, haydaya gelir misin, yaptın mı sıva, boya, işçilik kirliliği bozukluğu kapatılıyor, ayıp örtülüyor. Hani kentsel dönüşüm için diyorlar ya ‘deprem analiz raporu alacaksın’ diye sonra ‘ekonomik ömrü dolmuş yık yenisini yap’ diyorlar. Bir 30-40 yıl sonra şimdi yaptığımız kompozit levha giydirilmiş cephelerin arasına giren ve gözükmeyen yağmur suları ile oluşan rutubetler çürütecek binaları, bir başka iktidar bu defa mentsel dönüşüm. Atalarımız demiş ama anlayan kim “Binayı nem insanı gam çürütür” diye.

Bu kentlerde binalar el işçiliğinin nakış gibi işlenmişi çok ince ve ustalıklar var binaların cephelerinde. Her bir usta diğeri ile yarışmış. Sanat eseri her biri. Çatıları adam gibi her hangi bir ilave çirkin görüntü kat kazanayım uyanıklığı yok. Bunları hepimiz biliyoruz da görgü, bilgi, bu. Bir de ne var? Parseller büyük bizim parseller gibi 8 metre 10 metre cepheli arsa yok, tabii proje de, cephe de güzel olduğu gibi bodrum kata otoparkta yapılabiliyor. 

Mimarın biri Gaudi 60 yıl önce öyle fantastik projeler çizmiş, ki Barcelona bu mimarla anılıyor. Barcelona’ya Gaudi’nin şehri diyorlar. Üç yapısını gezdik, her birinin önü AVM gibi. “Bunların içinde sinema mı var?” Dedim. Bi kalabalık bi kalabalık. Bilet kuyruğu var üşenir hadi girmeyelim dersiniz ama buraya kadar geldik görmemek olmaz merakı kuyruğa sokuyor sizi. Kenti gezerken bol bol fotoğraf çektik her şey o kadar güzel ki önünde durduk çekildik yanında durduk çıkıldık şırkıldık yani. Bir zaman sonra fotoğraf çekmeye de para alır bunlar para basıyorlar vesselam.

Gün içerisinde arada bi yağmur yağıyor ince ince şemsiye açmaya üşenirsiniz cinsinden. Hani biz kapı önlerimizi sularız tozumasın sonra süpürürütemiz gözüksün diye ya, işte burada böyle yağmur suluyor. Çamur, su birikintisi, çer çöp birikmesi yok. Pırıl pırıl oluyor yollar kaldırımlar. Bu işe kıskandım doğrusu sabah akşam dua, bi de gör yani.

Ana arter harbiden bulvar dediğimiz, üç ana aksı var. Ne ararsan var bu bulvarlarda: İki geniş kaldırım, bisiklet yolu, yaya yolu, iki trafik yolu, ortada refüj var bizim caddeler genişliğinde ağaçları, oturma banklarını, (oturma banklarını ikili üçlü yapmışlar salon koltuk takımı gibi yerleştirmişler bu refüje) satış büfelerini, dekoratif aydınlatma direklerini ,yön ve reklam levhalarını, hepsini buraya koymuşlar. Öğrenciler bile gruplar halinde her saat buradalar bir iki görsem kaytarmış diyeceğim.

Bu genişlik ferahlık yetmezmiş gibi bir de yapı adalarının köşelerini kırkbeş derece kesmişler kavşağın dört köşesinde ki adalar böyle. Geniş bir alan kavşak oluşmuş kent bunlar sayesinde de hava alıyor. Araçlar rahat döndüğü gibi insanlarda burun buruna gelmiyor. 
Bizim Manolya Meydanına bakan Garanti Bankası’nın olduğu yerde kaldırıma ATM koydukları yerde yayalar kırmızıda bekliyor, caddeye ordan burdan atlamasınlar diye demir korkuluk engel var, insanlar o noktada yumak oluyor. Çarpılıp kaşını patlatan bile oldu. Bir de elde cep tel cık cık cık.

Her şeyleri turizm üzerine kurulmuş. Bir çoğu da mizansen. Neredeyse her yerde turistlerin ziyaret ettikleri her bölgede öğrenciler var. La Rambla Bulvarı’nda her yaştan, kaleye gittik orada da, Park Güell, Gaudi’nin Sagrada Familia’sında, Müzelerde.
Kent her noktada kalabalıkmış gibi gözüküyor insan kaynıyor. Hani üç beş kişi bir araya gelip bir yere baktıklarında elli kişi toplanır aynı yere bakar ya, aslında görülecek bir şey de yoktur. Meraklandırıyorlar insanları.

Müze çok da bir tanesi yolumuzun üstündeydi. Biz bir tane yapamazken. Museu Nacional D’art de Catalunya müzesine girdik. Her bir tablonun önünde öğrenciler, hocaları saatlerce anlatıyor o anlattığı tabloyu ressam anlatımdan daha kısa bir sürede tamamlamıştır mutlaka! Bir heykel, halka olmuş öğrenciler heykeltraş hocaları anlatıyorda anlatıyor eline keskiyi alıp yontmadığı kalıyor. Ama niye, turistler geziyor ya müze her saat hınça hınç dolu. Bunların her biri mizansen. Bu çocuklar nasıl eğitim görüyor turizme alet edilir mi? Evet alet edilmez ama eğitim sistemini araştırma, pratik üzerine kurarsanız böyle yapılır.

Bu tür kentlere gittiğinizde iki gün yetmez, en az dört günde ancak gezersiniz diyorlar. Biz iki günü nasıl doldurabiliriz diye düşünüyoruz.

Evet; iki günü doldurmak için dört tane on sene yeter mi acaba?

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: