İçeriğe geç

BİZİM CAMİ

28 Mart 2016

Yıllar oldu beraberliğimiz yıllar oldu demeyeyim tarih vereyim 65 yıl. O yüksek minaresi heybetli kubbesiyle bizim tek katlı evimizle komşuydu. Bir duvarı bizim evin kerpiç duvarıydı. O ne kadar haşmetli ise bizim ev o kadar mütevaziydi benzer taraflarımız çoktu onun da çatısında alaturka kiremit vardı bizim evin çatısında da, ikimizinki de yosun tutmuş kahve siyah koyu kırmızı renkleriyle tablo gibiydi çatılarımız. Onun bahçe duvarı da kerpiçten bizim duvarlarda kerpiçti. Atriyumlu ev planında olan evimizin bahçesinde yaz günleri biz akşam yemeğini bahçenin orta yerinde yemek yerken minareye çıkan Arif Hoca akşam ezanını okurken bize tepeden bakardı. Biz de Arif Hoca kısa kesti yine diyerek lafını yapardık. Bazı akşam ezanı minareye çıkarken vakit geçer çıktığında da Allahü ekber Allahü ekber La ilahe illallah der inerdi. Selahı felahı okumaz namaz vakti geçmesin isterdi.

Çocukluğum avlusunda geçti dersem yalan olur o zaman sokaklar bizim, araç mı var arsalar top ve oyun alanı caminin bahçesinde oynamazdık Kur’an Kursu’na gittiğimiz günlerin haricinde. 

Avlusunun orta yerinde şadırvanı var rahmetli Saim Abi’nin yaptığı zarif ince ayaklı sütunları ve delikli tuğla kemerleri mermer altlığının üstünde bükme demirden kafesli şadırvanının suyu şırıl şırıl şırıldardı. Oyundan terleyip de susadığımızda çeşmelerinden içerdik. Taş kaplı avlusunun iki yanında yeşil otlu bahçesinde güllerinin yanında bir kaç tane de yan yatmış şekilde duran mezar taşları mevcuttu, avluyu düzenliyoruz diye kaybolup gitmişlerdi.

Alt köşesinde Entekkeliler dediğimiz Rifâi Tekkesi müridlerinden Fevzi Amca’ların motif işlemeli tek katlı ama yoldan beş altı basamak yüksekçe bir evleri vardı. Onun yanında caminin avlu kapısına yapışık duvarı olan tek katlı kerpiç bir ev daha vardı ki onun arkasında caminin avlusuna bakan imamın evi de tek katlı ama yeni yapılmıştı. 
Bazen sabah namazlarında imam uyuya kalır cemaatten uyandırırlardı. 
Hala duruyor doğu tarafında iki kabir, etrafları demirli kim olduğu tevatür. Kimi, biri camiyi yaptıran Veliyyüddün Efendi diyor diğeri de camiyi yapan İbrahim Çelebi ustaymış.
Mezarlıkları istediğiniz kadar şehre yakın yapın sık sık ziyaret edin deyin insan oğlu atasına sahip çıksa o muydu bu muydu demez kimin nerede yattığını bilirdi. 

Sonra: Belediye eskiden de vardı da çöp ile su işlerine bakardı yer yer yollara taş döşer asfalt var mıydı o zamanlar pek hatırlamıyorum çünkü bütün yollar parke taş dediğimiz granit taştı nereden bulup döşemişler o taşları bilemiyorum şimdi bulamıyoruz çünkü. İşte belediye kendini belli ettiği zamanlar bu Fevzi Amca’nın eviyle yanında ki evi yıktı zaten evde de kimseler kalmamıştı. Caminin bahçe duvarlar taş yapıldı. Bahçe kapıları da oldu. 

Daha sonra: Mikrofon ses takımı (amplifikatör) yapılınca bir zaman sonra minarelere çıkmak unutuldu. Mikrofondan minare kapısının ağzından okumaya başladılar ezanı. Onu da mikrofonu kapan okuyor, bazen merkezi yayından okunduğu oluyor ezanın güzel sesli müezzinlerce. Neden merkezi her camiden ezanı güzel okumuyorlarda ondan. Halbuki ecdadımız imam, müezzin seçerken şart koymuş başta sesi güzel olacak diye. 

Neyse gel zaman git zaman her şey gibi tüfek icadı derken CD’ler icad edildi CD’den okutanı bile varmış. Bazen karışıp ezan yerine müzik yayını dinleyen mahalleli de olmuştu. Şimdi artık internet nasıl 4,5 G olup da hızlanıyorsa ezanlarda hoparlörden amplifikatörler sayesinde bir şiddetli çıkıyor ki yerinden fırlatıp camiye götürür cinsinden. Her yan apartman yüz, iki yüz metrede bir cami var duyulmayacak diye bir endişe olamaz apartman aralarında dar sokaklarda öyle bir yankılanıyor ki sesin hangi camiden geldiğini kestiremezsiniz.

Daha çok hatıralarım var da, onları da hoparlör sesleri normale döndüğünde anlatırım.

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: