İçeriğe geç

İKİ EL SİLAH BİR EL BIÇAK, PAZARDA İLAÇ, VAZCAYMAK.

10 Nisan 2016

Organik tarım; toplantılar, konferanslar, seminerler, eğitimler. Önce eşek kaybedilir sonra aranır. Bulmak kolay değildir başka bayırlarda tarlalarda meralarda otlamaya gitmiştir. Ara ki bulasın meğer ki rast gele.

Göktaşı ile kükürttü bağların ilacı. Küllemeye kükürt bulamazsanız yoldaki toprağın tozu dahi iş görürdü ne de olsa aslımız neslimiz topraktır. Göktaşı bulamacı; her türlü hastalığa iyi gelen kocakarı ilacı gibiydi, bir mavilik onca denizler, gök, mavi değil mi? Bu da şifa idi asmalara. Soğuk vurduğunda, tevekkel davranılır. Allah’tan denir, bereketinin fiyatının artması için dua edilirdi. Şimdi olduğu gibi.

Hastalığı ilaç çağırır; mide rahatsızlığın, böbreğinden şikayetin, kalbinden tık nefesliğin var mı? Ona göre ilaç yazacağım der doktor. İlacın bir tarafı şifa öte tarafı şikayettir. En azından öksürtür bulantı yapar. O arazın geçmesi için bir müddet nargileciler gibi öksürür, ne yedim acaba diye sorgulatır bulantı yaptırır. 

Bağlara da hastalığı ilaçlar çağırdı, şimdi organik yapacağız diye organize olmaya çalışıyoruz. Bunca ilaç üzüm kuruduktan sonra da üzerinde kalıyor ve çoluk çocuk boncuk ama kekte pastada ama çerez niyetine her yaşta yiyormuşuz. Bu, bu sene farkedilmiş ihraç ettiğimiz ülkeler uyarmış. Her halde ilacın dozunu kaçırmışız. Döviz alacağımıza uyarı almışız, içeriden de nasihat, bilmez imiş gibiler.

Çare, tedbir: Organik tarıma geçelim ilacın bu kalıcılığını bertaraf edelim. Bu mudur çare? Değildir elbette
 

İlacı çarşı pazarda sattırmamaktır.

Kin, nefret, hiddet, şiddet, kavga, gürültü, patırtı. Sebep; yanlış parkettin, kırmızıda geçtin, yan baktın, çamura yattın, eften püften. İki el silah, bir el bıçak, üst üste darbeler, en azından yaralanma hastane, sakat kalmaca da var. Ölüm en ağırı. Ceza; kravat, sinek kaydı traş, hafif boyun bükük, merhamet nişane, masumane ifade, pişmanım masum bey. Yetim kalan çocuklar, çocuklar daha annesizlik babasızlık yokluğuna alışamadan, iyi halden beş sene. Perişan hayatlar, dağılan ocaklar, ömür boyu ezik başlar, dökülen yaşlar. 

Ateş düştüğü yeri yakar. İnanmazsan dene. Laf mı bu? Niye hep düştüğü yer yansın? Elinde ateş tutan ne zaman yanacak? Kanun çıkınca. Nasıl ki ilacı çarşı pazar sattırmayacağız kalıtımsız üzüm ilaçsız çözüm olacak. Bu da okkalı ceza ile çözüm bulacak. Ömrü çürüsün eve gidip satırı alıp kavgaya kaldığı yerden başlayanın. Ocağına incir ağacı dikilsin silahını günahsız masuma çevirip efelenip ateşleyenin. 
  

Ceza caydırıcı olsun ki suç işlenmeye görülsün.

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: