İçeriğe geç

TEKERİNE TAŞ DEĞMESİN.

4 Eylül 2016

Bir hikaye vardır. Kızıldereliyi NewYork’a gezmeye getirirler. Gökdelenler arasında başından tüyü düşecek şekilde tepelere bakınırken bir kuş sesi duyar yanındakilere “Duyuyor musunuz? der bizim orada buna Andolip kuşu derler güzel ötüşünün yanında özgürlüğü simgeler” der. Yanında ki New York’lu refakatçiler ne sesi ne kuşu bu gürültüde derler.

Gibi bir hikaye ama işin özü herkes merak ettiği ve duymak öğrenmek kullanmak istediği şeye odaklanır. Alışkanlığı neyse onunla haşır neşir olur.

Bisiklet, çocukluğumuzun karne hediyesi sünnet hediyesi olarak alındığı ve üstünden inmediğimiz (zaten binecek başka bir şey de yoktu ya. Ne babamızın arabası, ne de motosikleti.) İşte yine bisiklete mum olduğumuz günler geldi. O zaman yollar sokaklar trafikten azade idi, boştu. Şimdi trafikten gidilemez olunca bisiklet ulaşım aracı olarak yine kıymete binmeye başladı, bindi de.

Araba sevdası veya şatafat aracı olmaktan çıktığında zaten kerkeste var artık kimin kimseye hava atacağı bir meta değil. Bisiklete binmek utanılası bir şey değil aslında. (Küçük sanayi sitesi yapılıyor 1980’ler 74 model kablumbağa vosvosum var. Karaköy’den sanayi sitesi inşaatına bununla gidiyorum. Kooperatifin muhasebecisi Yunus abiyle beraber gidip geliyoruz. Bir zaman sonra spor olsun diye yaya gelip gitmeye başladık. Yolda bizi gören, arabayla geçen tanıdıklar, “Benzin paranız yok mu?” Diye takılmaya başladılar. Nasreddin Hoca hesabı ertesi günü tekrar vosvosa bindik.)

Bize de böyle takılmalar olabilir ama bir zaman sonra herkes bisiklete binecek. Ben şimdilik hem spor hem de alışkanlık olsun diye ufak ufak biniyorum ama hafta sonları belli bir güzergahta 30 km yol yapıyorum.

Bisiklete binmek eğlenceli olsun diye bir sürü aksesuarları olduğu gibi telefonlarda; sürüş hızınızı ölçen, kalp ritmini gösteren, yaktığınız kaloriyi yazan, daha bir sürü yolla bedenle ilgili bilgileri veren durduğunuz yerde fotoğraf çektiğinizde yerini güzergahta gösteren programlar var. İnternette forumlar, yutupda videolar, bisiklet gezginlerinin hikayeleri, dünya da bisiklet ile seyahat edenlerin maceraları, daha bir sürü merak edilen hikayeler, Rio 2016 da ki yarışlar hep takip edilir, okunur, dinlenir sohbet edilir oldu. Gruplar kuruluyor, hafta sonları yeni dostluklar arkadaşlıklar ediniliyor mail,mesaj, vatsap, çoluk çocuk soysop bir bisiklet tutkunluğudur gidiyor.

İşine bisiklet ile gidenlerin yol hikayeleri, daha zinde ve moralli çalıştıkları, kısacası bisiklet kullanmak bir ayrıcalık olmaya başladı.

İzmir büyükşehir belediyesi kentin muhtelif yerlerine bisiklet otoparkları yapıyor, yollar yapıyor yaptıklarını çoğaltıyor. Bursa’da başı çeken büyükşehir belediyelerden.

Belediyelerimiz önce kiralık bisiklet merkezleri kurmakla başlamalı. Parklarda, bisiklet ile rahat gezilebilecek semtlerde, çarşı merkezi gibi bölgelerde kiralık bisiklet noktaları oluşturulabilir. 
Bisiklet yolları yapılabilir (hiç bir belediyede imkansızlıktan dört dörtlük değil buna rağmen yapılmaya çalışılıyor)

Öğrencilere kask hediye edilebilir.

Gençlere belediye amblemli mayo veya bisiklet ayakkabısı verilebilir.

Orta yaştakilere kilometre sayacı, yaşlılara saç bıyık boyası…

Manisa Büyükşehir Belediyesi otoparklar yaptı hem de tam otomatiğinden ama “Hanaylar yaptırdım döşedemedim” misali boş. Zaten vatandaşın derdi otopark değil lafı ile muhalefet yapmakmış. Onun için eğitim şart dediğimiz gibi bisiklet şart. 

Trafik düzenlemeleri ve trafikde öncelik verilmekle teşvik edilip kullanıcı sayısı arttırılmalıdır.

Bunları bisikletçi dükkanı açacağım diye yazmıyorum. Bisikletin kentlilik bilincinde ki yerinden bahsediyorum.

“Sağlıkla pedallamanız dileğiyle.”

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: