İçeriğe geç

KULA JEOPARKI TORQUAY’DA

4 Ekim 2016

Vizeydi pasaporttu derken son dakikada yola çıktık. Ertelenen uçak biletleri bekletilen oteller hepsi bizimle beraber harekete geçti. Havayolu karayolu demiryolu binmediğimiz ulaşım araçı kalmadı. En son 350 km yolu hızlı sayılabilir tren ile Londra’dan Newton Abbot’a vardık.

63 adet jeopark ve 800 cıvarında katılımcı ile bu yıl İngiltere’nin Torquay bölgesinde toplandı. EGN GGN yani hem Avrupa hem Dünya Global jeoparkları. Aşağı yukarı her ülke ile 2013 yılından bu yana ahbap olmuştuk. Darbeden dolayı “Geçmiş olsun.” Terör canlı bombalarından dolayı “Sizleri çok merak ettik” demeleri, bazılarının bizim gibi şehit haberlerini takip etmeleri bize yakınlıklarını gösteriyordu. Jeoparkımızın böyle bir üyeliği sayesinde ülkemizin ayrı bir özelliği ve ağırlığı olduğu gibi UNESCO belgesi sahibi olmamız toplantıya katılan belgesiz üyelerin yanında hatırı sayılır bir ağırlığımız ve saygınlığımızın olduğunu görebiliyorduk.

Kaldığımız otel 150 yaşındaymış. Dört yıldızlı. Odalarda banyonun bir tek beyaz fayansları değişmiş ucuz seramik kaplamışlar. Musluğundan, küvetine aynasına oda kapılarına kadar eski, yıllarca değişmemiş, mobilyalar dahi eski model. İki kapaklı dar menteşeli çerçeve baskılı beyaz yağlı boyalı elbise dolaplarının tutamakları yuvarlak, bilye gibi. Bakımsız kesinlikle değil ama bizim otellerimiz gibi fuzuli para harcamamışlar.

Gelelim şehre: Torquay’a bir tek yüksek bina yok her yapı sanki ağaç boyunu geçmeyecek şekilde ölçülendirilmiş. Büyük ve çok yüksek kestane ceviz ağaçları var hatta kestane ağacı bol olan bir caddeye Kestane caddesi adını vermişler. Yollar geniş olmadığı gibi bu ağaçların arasında sanki çok eski kadostral yani tarla halinde ki yol neyse biraz genişletilerek yapılmış kıvrım kıvrım gidiyor her yol. Havanın devamlı yağmurlu olması her tarafı yemyeşil tutmaya yetiyor. Sararmış veya sarı renkte ne bir ot ne bir ağaç gördük, ingiliz kadınlarının sarı saçlarından başka.

Dar sokaklardan otelimize giderken yolun iki yanında ki tek katlı dik çatılı mütevazi evlerin duvarları 200 yıllık sanki, kararmışlar üzerleri sıvama yosun tutmuş. Mezarlıklarını görmedim ama Drakula buranın mezarlığında olabilir.

Bu yörede lüks yok. Binalar gibi insanları da eski pardon yaşlı. Sokak kafelerinde ki masalarda, parklarda ki oturaklarda, mağazalarda, yollarda yaşlı insanlar çoğunlukta. Gördüğümüz bir kaç genç vardı sonradan tanıdık onlarda Jeopark üyeleriydi.

İngiltere’nin Riviera’ sı yani yazlık bölgesi temiz havası ve sakinliğinden dolayı yaşlıların tercih ettiği bir bölge burası.

Gider, gezer, gelir, beğendiklerimizi anlatırız sonunda “Memleketimiz Cennet” deriz. Bu şu anlama da gelir. Kırmızıda geç laf eden yok, çift sıra park diyen yok, kaçak çatıya bir çatı daha ilave paşa paşa otur, sabah yakalan sorgulan öğleden sonra aynı suçu işle, boş bir alan bul akşam yap sabah otur bu tür evleri çoğalt mahalle yap adını devlet büyüklerinden birinin adını koy ertesi gün resmileşsin, muhtar seç.

Memleketimiz Cennet tabii. Gezip görüp anlattıklarımızda zebaninin sopası sırtında, ora da Cehennem.

From → KULA

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: