İçeriğe geç

ÇİLELERİN YUMAĞI

15 Mayıs 2017

 

Akşam geç yattım. Gece hiç uyuyamadım. Aklıma bir şey takıldı takılmaz olaydı uyku tutmadı… Gece ne olursa olsun ama sabah kalkmak ve işimize gitmek günümüze bakmak, masamızın başında olmak dükkanın kepengini kaldırmak, tarlada toza toprağa karışmak, yoğurdun mayasını tutturmak, müşterinin siparişlerini hazırlamak, akşamdan hazırlanan koliyi kargolamak, x-ray den geçip uçağa, arabanın direksiyonuna, otobüsün koltuğuna, durakta beklemeye, bisiklete binmeye hazırlanmamız gerek.

 

Gün içerisinde bu saydığımız işlerin devamını getirmek akşama kadar didinmek, didişmek, bazen öğle yemeğini geçiştirmek, telefon elden, göz bilgisayardan parmaklar tuşlardan, çiz babam çiz projelerden cihanımızı görememek eşi dostu “Hay Allah bu günde arayamadım” “Günler ne çabuk geçiyor” demek…

Günlük vazgeçilmezlerimiz.

 

Bilmediğimiz, anlamadığımız, takip edemediğimiz, bizden habersiz olaylarda, olanlarda ‘ne dolap çeviriyorsunuz’ deyip olanlara olaylara hakim olma gayretimiz, gözümden kaçmıyor uyanıkmış hallerimiz de cabası.

 

Bütün bunların yanında bizim yanımızda, yakınımızda, bizim olmadığımız alanlarda, bizim dahlimiz olmayan kararlarda, bir çok şey olurrr biter. Kazancımızdan alınır, emeğimizden çalınır, yaptıklarımız diktiklerimiz, tuşlarda olan ellerimiz, kapılarda müşteri gözleyen gözlerimiz, akşam uykularımızdan sabahladıklarımızdan, alın terimizden alınırrr götürülür.

 

Kapatılan fabrikalarda üretemediklerimiz. Tarım alanlarımıza dikemedik ekemediklerimiz. Diksek eksek, para ettiremediklerimiz. Didinsek, tepinsek yemeye içmeye yettiremediklerimiz. Kara toprak karalar bağlarken, ağıllarda kokular buram buram burunlarımızı havamızı dağlarken, elimizin tersiyle alınterimizi silerken, kamyonun brandasının iplerini gererken, lastik değiştirir, kapılara kadar eğilir, lafı küfü çekilir, dilimizin ucuna gelenler yutulur, karaların tünellerinde yerin binlerce metre dibinde karaya boyanmış yüzlerimiz, kara bahtlarımız, onca bunca emeklerimiz unutulur.  Ekmeği katık eder, kızılcık şerbeti diye kan içer, kadına mahcup, çocuklara mahzun bakarken, bunca dünya telaşı, aşı, kargaşası, gözlerde ki yaşı bahar allerjisi deyip geçiştirirken. ‘Eh be Allahım bu garip kulunu da bi gör’ deyip patlar, isyanlarda günaha girerken.

 

Arkamızda olup bitenlerden habersiz, dahlimiz olmayan ama ne dolap çeviriyorsunuz diyemediklerimizde. Dünyada adını dahi duymadığımız ülkelerden ithalat ile cebimize daha girmeyen paralar ile fasulye, nohut, soğan, sarımsak, arpa, buğday, sap saman alınır, sanayi teknoloji deyip üretmediklerimizle tüketim toplumuna dönüşür. Sabah akşam helalinden kazanır, eller hamur karınlar aç. Açlıktan uyku tutmaz, yorgun düşüncelerden akşamı sabah ederken, oğlanın okulu, kızın düğünü, evin kirasında ilmekleri boynumuza geçirmek isterken. Yüksekten atsam mı? Bir bidon benzinle yansam mı???
Kararsız, kapkara düşüncelerin içinde, dünya dursa insek de, çilelerin yumağını başka dünyalarda çözsek!

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: