İçeriğe geç

BAYRAM DA BİTTİ

3 Temmuz 2017

Bayram da bitti. Günler hızla geçip giderken zamanın akışına bırakılan hayatlar ve düzenli düzensiz yaşantılar. Önümüzde ki duraklara isim verip geçen zamanı oralarda durdurmalar. Duraklardan sonra hareketlendirdiğimiz zaman ile ivme kazandığımızı zannederiz ama durakta beklemenin bıkkınlığı durağanlığı ile zor ivmelenir önümüzde bir başka durağın bahanesine sığınmaya çalışır. “Bayramdan sonra demiştin ya.” “Tamam da haftaya Pazartesi.”

Mahmurluğumuzu patlatamayız. Bahar yorgunluğu, mevsim değişikliği, Pazartesi sendromu deyip, geniş zamana yaydığımız tembelliğimizi akşam geç yattım, kabuslarla uyandım, sıcaktan uyuyamadım, bunaldım, daraldım, daral bastı, kül bastı, papaz kaçtı bahanelerini sıralar şimdi ki zamanımıza uyarlarız. 

Ömür de böyle: Çocukluk, gençlik, yaşlılık istasyonları olsa da arada kasaba istasyonlarında karşıdan gelen treni bekleriz. Arkadaşlık, nişanlılık, evlilik, iş aş değişiklikleri gibi. Bunlar dönüm noktalarıdır. Ondan sonra da bunların yıldönümleri gelir. Kutlamalar, pastalamalar, üflemeler, sarılmalar, İtalyan restoranlarında fransız yemekleri. Çin Seddi’ni yaptırmaya zorlayan atalarımızdan sonra Çin lezzeti! ve iki çubukla fethettikleri damak tatlarımızın! minek çıkarıldığı lokantalarda şusiler. Özel günün hatırına çiğ tavuk yemelere kadar uzayan bu tür dönüm noktaları sosyal medyada ki paylaşımlardan sonra daha da belirginleşir. Bütün bu mutlu dönüm noktalarının yanında üzüntü veren hüzünlü tatsız duraklarımız da vardır. Hastalıktan önce hastalıktan sonra hatta kendimize has duraklar yetmez annemin, babamın, arkadaşımın diye de onlara ait duraklara da sığınırız. Durmak için bahanelerimiz bitmez. Bu alışkanlık o kadar ileriye gider ki belediyeye müracaat eder evimizin önüne toplu ulaşım araç durağı isteriz. 

Son durağı aklımıza getirmek istemeyiz. Belli saatten sonra (gece 12.00) son durak garaja giden son otobüse bindiğimizde duraklar boş olduğu için hiç durmayan bu otobüsün garaja bir an önce varmak isteyen şoförü hiç konuşmaz ‘İnecek var mı?’ diye de sormaz. Son nokta garajdır hızlı bir manevra ile frene bastığında zank diye durur. Gece karanlığında farkedemediğimiz garajda gün ağarmaya yakın; ulu ağaçlar, göğe değecek kadar uzun selviler, sessizliğin hüküm sürdüğü ürperti veren sessiz çığlıklar, mermer ocağında dahi bulunmayan çeşitli ebat ve gösterişte yazılı taşlar, belli bir yöne uzanmış başlar. 
Onca didinmenin, onca duraklamanın, onca mal mülk gailesi ile didiştiğimiz arsalar, tarlalar, mekanların, bir maketi gibidir burada ki toprak. Zengin fakir herkese eşit pay edilmiş parseller, mermerden duvarları olan ama topraktan evler, çoğumuzun en sonunda bir dikili ağaca kavuştuğumuz baş ucumuzda dikili ağacımızın olduğu komşular. 

Son durak. ‘İnecek var mı?’ Diye sormayan ama inmek zorunda kaldığımız garaja giden otobüs. Bizim yıldönümünde bulunmayacağımız, sarılıp ağlaşamayacağımız, bazılarında hasret bazılarında hüzün göz yaşlarımızı akıtamayacağımız bir yıldönümümüzde bulunanların gözlerinin nemleneceği, bir fatihadan sonra yüze giden ellerin sileceği iki damla yaş akıttığımız kabir ziyaretleri yaptığımız bayram da geçti. 

Son durak olacağını temenni etmediğim bir daha ki durağa kadar vaktimiz var. Bir dikili ağacı dahi başkalarının dikeceği dünyada; yardımlaşma, paylaşma, dayanışmanın yanında mutlu şeyleri sevdiklerimizle paylaşalım. Mutlu olalım, mutlu edelim.

From → BASINDAN

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: